Yaşar Nuri Öztürk’e Açık Mektup

22013Değerli okuyucularım!.. 10.03.1998 tarihinde yazılmış ve uzun yıllar internette dolaşan bu mektubu burada yeniden yayınlayacağım. Yazıldığı günün üzerinden tam 17 yıla yakın bir süre geçmiş olan bu mektubumda anlatılanların, asla eskimediği, aksine muhatabımın hata ve yanlışlarına daha bir şevkle sarıldığından dolayı da daha bir değer kazandığı görülmektedir. O, kendisini düzeltecek ve gelip geçici bir dünyanın her şey olmadığını anlayacağı yerde, yanlışlarını daha da fazlalaştırmaktadır.

Biz o tarihte kendisine tartışmayı, fikirlerinin ne derecede doğru ve ne derecede gerçeğe uygun olup olmadığını ortaya çıkarmayı teklif etmiştik. Yıllar yılı internette kalmasına rağmen muhatabın mektubu es geçmesi veya görmemesi nedeniyle bu teklif yerine ulaşmadı. O günkü teklifimiz hâlâ geçerlidir. Sayın Öztürk’ün bu çağrımıza kulak verip vermemesinin sorumluluğu kendisine aittir. Fakat bütün gerçekleri ortaya çıkarma azmi de bize aittir.

Arşivimi karıştırırken bulduğum bu mektubu tekrar okuduğum zaman değerinden bir şey kaybetmediğini, aksine her geçen gün değer kazandığını gördüm. Bunu da sizlerle paylaşmayı uygun buldum.

Bu mektubu, ister bugün yazılmış gibi, isterseniz bir nostaljik yazı olarak okuyunuz, sizlerin de bu farkı göreceğinizden eminim. Yani yazının eskimemiş olduğunu..

Eski bir yazı olmasına rağmen yinede faydalı olacağından eminim.

“Sayın Yaşar Nuri Öztürk

Ben, mütevazi ve mert bir şekilde size bir davette bulunuyorum. Gelin, bir bütün içerisinde her konuyu istediğiniz yer, zaman ve istediğiniz kanalda hiçbir sansüre, hiçbir kısıtlamaya yer vermeden konuşalım ve tartışalım. Allah ve Rasûlü hakim, müslümanlar da şahid olsunlar. Olur mu?..

İsterseniz, önce Moon Tarikatı’ndan başlayalım. Bu tarikat içindeki yeriniz, vazifeniz ve İslam’a karşı bu tarikatın size yüklediği bir misyon olup olmadığını ortaya koyalım.

Oradan her biri yahudi ve hıristiyan olan -mazur görün- fikir babalarınızı tartışalım.

1800 yıllarından sonra ortaya çıkan A. Sprenger, G. Weil, W. Muwir, R.P.A. Dozy, Goldziher ve J. Schacht gibi yahudi ve hıristiyan müsteşrikler ile olan teşrik-i mesailerinizi konuşalım. Fikirlerinizden bu şahıslara ait olanlarını satır satır, kelime kelime, hatta harf harf inceleyelim ve altlarını çizelim.

Oradan bu kafirlerin fikirlerini İngilizlerin Mısır’ı işgali ile İslam Dünyası’na taşıyan, Müslüman iken hıristiyan olan ve korkudan tekrar müslüman olan, daha sonra da İngiltere’ye kaçan Mirza Bakır’ı konuşalım. Müsteşriklerin hadis düşmanlığı için yaptıkları çalışmaları ve sözlerini kitaplaştırıp, kendisine mal eden Mahmut Ebu Reyye’yi konuşalım. Yine bunların fikirleri ile sizin sünnet düşmanlığınız arasındaki bağı ortaya koyalım.

Yahudi ve hıristiyan müsteşrikler ile onların yerli uşaklarının penceresinden sizin İslam’a bakış açınızı irdeleyelim. Kopya çekip çekmediğinizi veya düşünce dağarcığınızda ne kadar devşirme fikir, ifade ve İslam düşmanlığı bulunduğunu tesbit edelim.

Size ait olduğundan asla şüphe etmediğim “Bir yerlere gelebilmek için biraz taviz vermek gerekir” sözü çerçevesinde ne kadar taviz verdiğinizi veya vermediğinizi konuşalım. İslam’ın, Müslüman’a makam, mevkii ve diğer dünyevî menfaatler için taviz vermeye ruhsat verip vermediğini gözler önüne serelim.

Sonra sünneti inkar konusunda aldığınız yolu konuşalım. Sünnetin inkarından sonra bir insanın neye göre iman ve amel edebileceğini tartışalım.

Beşerî düzenlerde bile anayasalardan sonra anayasadaki hükümlerin tatbik edilmesi ve açıklanması için kanunlar, yönetmelikler olması gerekirken, Kur’an’ın tatbiki için neden sünnetin olmaması gerektiği konusundaki ısrarınızı ve neden hadis inkarcılığına gerek duyduğunuzu tartışalım.

Bu durumda sizin, ne namazınız, ne orucunuz, ne zekatınız, ne haccınız, ne de diğer ibadetleriniz kabuldür. Size imansız amel ediyorsunuz dersem, sakın bozulmayın! Siz bana sadece Kur’an’a göre bir vakit namazın nasıl kılınacağını, zekatın nasıl verileceğini ispat edin, ya da imansız amelin neye göre yapılacağını sizinle tartışalım.

Kur’an-ı Kerim’e ne kadar inanıp, inanmadığınızı tartışalım. Söz ve fiilinizin ne kadarının İslam’a uyup uymadğını tartışalım. Yazmakla öğündüğünüz 36 kitabınızı satır satır kelime kelime inceleyelim. Ne kadarının Kur’an’a uygun olduğunu ve ne kadarının da uygun olmadığını tesbit edelim. Yanlış ve doğruları ortaya koyalım.

Sünneti inkar ettiğiniz ve İslam alimlerinin içma ve kıyaslarına değer vermediğiniz halde, neden işinize geldiği vakit herhangi bir kimsenin, ya da günümüz yazarlarının ifadelerinin arkasına sığınıp, onları sanki dinde bir hüküm imiş gibi dört elle sarılmanızdaki gayeyi konuşalım. Düşünce ve eyleminize uyan ve doğruluğu tartışma götürür olan sözler sizce kaynak sayılırken, Rasûlullah’ın ve Sahabe’nin tatbik ettiği hükümler neden hüküm sayılmıyor. Müçtehidlerin icma ve kıyaslarını neden hüküm kabul etmiyorsunuz? Beni ikna edin bu gibi konularda.

Sonra sizin “Kur’an’daki İslam’ınınzda neden zulüm, zina, devlet eli ile yapılan fuhuş, faiz, içki, soygun, Allah’a isyan edenin durumu, katl, riya, putçuluk, insanları ilahlaştırma, inkar, gasb, yetim hakkı gibi hükümler ve konular yok. İşte onları ve diğer konuları tartışalım.

Bu konuların üzerlerini örtmekle kaç ayeti ve hadisi inkar ettiğinizi, ya da insanlardan sakladığınızı, üzerlerini örttüğünüzü hiç düğündünüz mü?

Hayret!.. Sizin Kur’an’a mal etmeye çalıştığınız din, hiçbir kimsenin etlisine, sütlüsüne karışmayan bir din… Yani Nasrettin Hoca’nın kazı gibi orası burası yontulmuş bir din… Öyle bir din ki; Yahudileri dede, Hıristiyanları baba ve putperetleri de kardeş ilan eden bir din…

Gururunuzu, dünyevî şehvetinizi, basit menfaatlerinizi kamçılayan, devletlülerin sırtınızı sıvazlayacağı bir din…

Çözümü ve cevabı basit ilmihal kitaplarında dahi bulunan konuları, sanki yeni imişcesine ısıtıp ısıtıp neden milletin önüne çıkarıyorsunuz? Neden?.. Geliniz, gaye ve hedefinizin ne olduğunu tesbit edelim.

“Kimse Allah’ın arapçadan başka bir dil bilmediğini iddia edemez” gibi hayali soru ve sözlerle neyi amaçladığınızı konuşalım. Sanki aksini iddia eden varmış, ya da böyle bir soru sorulmuş gibi bir havaya girmenizin nedenlerini arayalım.

“Hıristiyanlar da, yahudiler de, müslümanlar da bir Allah’a inanıyorlar. Öyleyse, neden birleşmiyorsunuz?..” gibi bir ifade kullandınız Almanya’da. Bu arada Faslı bir müslüman tarafından da hırpalandınız. Bu hükme nasıl vardınız? Bu söz ile kaç tane ayeti inkar ettiniz? Bunları konuşalım. “Yahudiler Üzeyri… hıristiyanlar da Meryem oğlu İsa’yı ilah edindiler…” ayetini nasıl açıklayacaksınız?

Size göre, Yahudiler de, hıristiyanlar da, putperestler de Müslümanlar gibi Allah’a inanıyorlar(!) Öyle mi?

Bu durumda siz, Yahudileri Müslümanlara benzetmekle en az 92 ayeti, hıristiyanları Müslümanlara benzetmekle en az 78 ayeti, putperestleri Müslümanlara benzetmekle en az 150 ayeti inkar edip, etmediğinizi hiç düşündünüz mü?

Dahasını sayarsam, içinden çıkamayacağınız ve asla çözemeyeceğınız bir düğümler yumağı ortaya çıkacaktır.

Zaten dünyada müslümanlaştırmadığınız hiçbir millet kalmadı. Bunlarla ilgili bütün ayetleri tek tek saymaya kalkarsam, inkara yöneldiğiniz ayetlerin sayısı bir hayli kabarık olacak. Bundan sonrasını karşılıklı yapacağımız tartışmalarda ortaya koyacağım. Şimdilik bu kadar…

Belki siz, büyüklenme ve böbürlenme gibi bir havaya girdiğimi düşüneceksiniz. Hayır ben asla “en büyük ben, başka büyük yok” demiyorum. Sadece Allah Teâlâ’nın verdiği beden ve ilmin hesabını ödemek için sizinle bu tartışmayı yapmak istiyorum. Doğruların hakimiyetini haykırmak için yanlışları tesbit etmeyi hedefliyorum o kadar.

Hâşâ, “küçük dağları ben yarattım…” gibi saçmalıklarla müslümanlara tepeden bakanlara hiç mi hiç tahammül edemediğimi de belirtmek istiyorum. Çünkü alim olan kişi öğünmez., böbürlenmez ve mütevazi olur. Bir de bunu görmek istiyorum insanlarda. İslam’ın orasını burasını budayarak, “Nasrettin Hoca’nın Kazı’na çevirme konusunda bir yerlerden emir alıp almadığınızı veya bu şekilde hareket ederek, makam ve mevkî elde etme planlarınızın olup olmadığını bana açıklayabilecek misiniz? Dah açıkçası mensubu olduğunuz tarikat size bunun mu emretti? Veya müslüman gözüküp, müslümanlara karşı savaşan Abdullah İbni sebe ile bir bağınız var mı? Bunları sizinle konuşalım.

Bir de bütün konuları kınayanın kınamasından, ceza verenin ceza vermesinden, zalimin zulmünden, kaybedeceğimiz mal, mülk, makam ve mevkîden korkmadan, bütün açıklığı ile konuşalım. Eğmeyelim, bükmeyelim, örtmeyelim, hiçbir şeyi saklamayalım ve olduğu gibi konuşalım bütün konuları. İşte Kur’an’daki İslam’ı bu şekilde ortaya koyalım.

Her konuyu tartışalım. Bütün konuları en ince noktalarına kadar ortaya serelim. Ve de bir ödül koyalım. Büyük bir ödül… Bu tartışmada sen beni yenersen, hakemler seni galip ilan ederlerse, bana istediğiniz makamdan istediğiniz cezayı talep edebilirsiniz. Eğer ben galip gelirsem, senden tek isteğim; işgal ettiğin makamı bırakman ve İslam’ın aleyhine hiçbir söz söylememendir.

Sayın Yaşar Nuri Öztürk

“Eğer Allah’a ve Ahiret gününe inanıyorsan, ya hayır söyle, ya da sus!” Hadis-i şerifine kulak ver.

Eee!… Bana da “Hadi oradan yav” demeyin artık sayın Yaşar Nuri Öztürk!..”

Muhammed Mücahid Okcu

Not:

Bu mektubun yazıldığı tarihlerde Yaşar Nuri Öztürk henüz dinsizliğini ilan etmemişti, yani “Ben Deistim” dememişti.