Aileyi Yoketmenin Yeni Aracı: İstanbul Sözleşmesi

İstanbul Sözleşmesini meclise PKK’nın boynuzu olan parti BDP’den Pervin Buldan getirdi. Önce BDP “evet” dedi. Sonra CHP balıklamasına oltaya atladı. Daha sonra MHP “evet” oyu verdi ve en sonunda da AK PARTİ.

İstanbul Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011′de, İstanbul’da yapılan Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu toplantısında imzaya açıldı. Türkiye adına imza atan dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu idi. Kendi deyimiyle “şahsi meselesi” olan sözleşme, 14 Mart 2012’de Meclis onayına sunuldu. Sonuç: AK Parti, CHP, MHP ve BDP’nin oybirliğiyle, yani sıfır ret oyuyla Meclis’te onaylandı.

Fakat baş mimarı zamanın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu. Şimdi gururla attığı imzayı savunuyor:

İNSANLAR DAVUTOĞLU’NA HAMD EDİYORLARMIŞ

Ahmet Davutoğlu, “Bana HAMD ediyorlar, gururla imza attın! Niye gururla imza attım biliyor musunuz? Kadına karşı bir şiddetle ilişkili sözleşmeye gururla imza atarım, bugün de atarım yarında atarım… Bak ben imzamın arkasında duruyorum.” diye diye TV ekranlarında boy gösteriyor.

İşin özü “İstanbul sözleşmesine gururla imza attım.”

Sizlerin “Çüüüüüüş, hayvan herif! Hamd sadece Allah’adır.” diye haykırdığınızı biliyorum. Hakaret amacı taşımadığınızı, ama yanlışa ve parvasızlığa tepki olsun diye bu sözleri sarfettiğinizi de biliyorum. Bunları Ahmet Davutoğlu sizden duymadıysa, ben aracılık yapmış olayım. Bakalım ibret alacak veya bundan da gurur duyacak mı?

Oyun burada bitmiyor. Bizim ezelden ebede düşmanımız olan Avrupa’nın, yani kafirlerin Avrupa Konseyi’nin sözde kadına şiddet ile mücadele sözleşmesini Reis’e doğru dürüst anlatan olmadı. Hatta yanıltıldı.

Medyada yer alan “Türkiye’nin kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması açısından kabul ettiği İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili son dönemde başlatılan muhalefet, AK Parti’nin kadın milletvekillerini harekete geçirdi. Kadın vekiller son MKYK’da konuyu gündeme getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir anda MKYK’nın kadın üyeleri tarafından çembere alındı. Kadın üyeler, “Sözleşmede sorun yok, uygulama hataları ise çözülür” görüşünü dile getirdiler.” cümleleri doğru ise Reis’in yanıltıldığını söylemek yanlış olmaz.

NEDİR ŞU KADIN-ERKEK CİNSİYET EŞİTLİĞİ?

Allah’ın yarattıklarını bozmak, insanları insan olmaktan çıkarmak, Allah’ı kıyamete zorlamak için lanetlenmiş millet ve onların maşalarının yapmayacağı hiçbir şey yoktur. Allah kıyameti kopartacak, herkes yokolup gidecek ve bu lanetlenmiş millet yeryüzünde kalacaklar ve dünyaya hakim olacaklar. Rüya güzelde, rüyalar hakikat değil.

Yeni oyunları “kadın-erkek cinsiyet eğitliği.” Siyon Liderlerinin Protokolleri’nde “Hürriyet, eşitlik, kardeşlik bizim uydurduğumuz şeylerdir. Biz devletimizi kurduğumuzda onları da kaldıracağız.”diyor Siyonist liderler.

Şimdi de “kadın-erkek cinsiyet eşitliği.” öyle mi? Bizim avanaklar da bunlara inanıyorlar.

Kadın erkek eşitliğinin sınrlarını daha sonra ele alacağız. Fakat “kadın-erkek cinsiyet eşitliği.” konusunun çok saçma ve büyük bir ihanet ve Allah ile savaş olduğunu söyleyebilirim.

Allah yarattıklarını erkek veya kadın olma hakkını vermemiş. Fakat her iki cinsin Allah katında ayrı ayrı değeri var. Mükafatı var.

Yani bu insanlık düşmanları insanları Allah’ın yasakladığı, hoş görmediği ve hoş görmeyeceği bir bataklığa sürüklemek istiyorlar. Onu aslından alıp hayvanlardan bile çok çok aşağı bir duruma sokmak istiyorlar. İnsanlığı yoketmek istiyorlar.

“Kadın-erkek cinsiyet eşitliği.” nasıl olacak?

Lut Kavminin nasıl yokedildiğini bunlar da biliyorlar. Her şeyden haberleri var. Fakat insanlığı yoketmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Kadın erkek gibi davranacak, erkek dübürünü kullandırarak kendisini kadın hissetmiş olacak. Yani kadın erkek, erkek kadın olacak. Al sana “kadın-erkek cinsiyet eşitliği.”

Bizim avanaklar da bu sözleşmenin Müslüman bir ülkede tatbikini isteyecekler. Aslında daha fazlasını söylemek, hatta bir tokatta bunların milyon tanesini saf dışı etmek isterim. Bunu sırf insanlığı bu melunların elinden kurtarmak için yaparım. Lakin birilerini kurtarmak isterken mecbur kalmadıkça birilerinin de canını yakmak bize göre değil.

ALLAH’IN HÜKMÜNÜ BIRAKIP BATILA SARILMAK

Kadına şiddetin sonuçlarını görmek için bir kaç tane misal verelim:

  • Adam, karısını katlediyor, son kurşunu da kendi kafasına sıkıyor…
  • Adam, karısını ve çocuklarını katlediyor, son kurşunu da kendi kafasına sıkıyor…
  • Adam, karısını karısının baba, anne, kardeş ve yengesini katlediyor, son kurşunu da kendi kafasına sıkıyor…

Sözün bittiği yer burası. Adam kendisini de katlediyor. Sen şimdi kimi cezalandıracaksın? Sen şimdi kim veya ne ile savaşacaksın? Senin İstanbul Sözleşmen şimdi ne halta yarayacak?

Kadını, erkeği, çocukları, aile yapısını ne ile koruyacaksın? Kimi nasıl hizaya getireceksin? Kimi nasıl uslandıracaksın?

İslam’da ceza en son çözümdür. Sen önce kadını kadın gibi, erkeği erkek gibi yetiştir. Sonra müeyyide aramaya kalk. Aradığın müeyyideleri de Kur’an ve Sünnette bulursun, yani İslam Hukuku’nda hepisi var. Yeter ki, sen insanlığa hizmet etmeyi kendine vazife edin.

KÜFÜRLE İŞ TUTAN KÜFRÜN OYUNCAĞI OLUR!

Devlet olarak bütün ülkelerle anlaşma yapabilirsin. Her ülke ile saldırmazlık sözleşmesi imza edebilirsin. Üçüncü ülkelerden korunmada, ve gelecek saldırıları beraber def etmede işbirliği yapma konusunda anlaşma imzalayabilirsin. Fakat milletin dini, imanı, aile yapısı ve diğer konularını ilgilendiren meselelerde asla anlaşma ve sözleşme yapamazsın.

Küfrü benim evimin içine davet etme iznini ben kimseye vermedim. İstanbul Sözleşmesi ve Küfürle yapılacak bu gibi çalışmalarla sen küfrün bayraktarlığına soyunuyorsun dersem, çok kaba olduğumu ilan edeceksin. Fakat durum bu.

Sen pisliğe imza at, öğün. Cumhurbaşkanını yanılt. Cumhurbaşkanı dahil akıl sahipleri senin ihanetine karşı çıkınca, saldırıya geç. Oh ne âlâ.

KENDİ ÇOCUKLARINA BİLE TECAVÜZ EDEN ŞEREFSİZ AVRUPALILARLA BENİM KADINIMI NASIL SAVUNACAKSIN?

Ben 33 yılını o eteğine yapışılan, gururla halvete girilen, gıpta edilen Avrupa’da geçirmiş bir adamım. Bugünden sonra İstanbul Sözleşmesi adı verilen ihanet anlaşmasını savunacak olanları düşmanım ve Batı’nın piyonu, maşası, kapı köpeği ve fahişesi ilan ederim.

İnsanlığa binlerce ihanetten sizlere bir iki tanesini özetleyerek Batı ile neden işbirliği yapamayacağımızı söylemiş olayım.

– 1960 yılına kadar İngiliz kadınları kapalı idiler. Tesettüre uygun bir hayatları vardı. Ya şimdi? Onları soyup soğana çevirenlerin bizim kadın ve kızlarımızı da aynı ihaneti dayatmıyorlar mı?

– Eline üç kuruş geçen Avrupalılar, Asya’nın doğusunda bir ülkeye giderek 3 ile 17 yaşı arasındaki erkek ve kız çocuklarını satın alarak tecavüz ediyorlar.

– Bundan 2 sene öncesi Avrupa’da kaybolan Suriyeli kız ve erkek çocukların sayısının 30 bini aşmıştı. Bunun 10 bin kadarı Almanya’da kayboldu.

Alman yetkililerle bunu tartışmıştım. Çocukların sınırlardan giriş bilgileri var, ama kendileri ortada yoklar. Sorduğunuzda, “Bilmiyoruz!” cevabını alıyorsunuz. En sonunda dayanamadım ve gerçeği ben anlatmak zorunda kaldım.

“Kaybolan Suriyeli çocukların:

  1. Büyük bir kısmı Fuhuş Mafyasının elinde…
  2. Bir kısmı Organ Mafyasına teslim edildi.
  3. Bir kısmı kilise ve koyu hıristiyanlara hıristiyan yapmak üzere teslim edildi.
  4. Bir kısmı da Suç Mafyalarının eline düştü.” dedim.

Hiçbir tepki yok. Göçmen çocukların Avrupa’ya gitmesiyle artık Avrupa’nın domuzları pislik emellerini tatmin etmek için ta uzaklara girmeyecek, döviz götürmeyecekler.

– Gelin bütün Avrupa ülkelerinde kadınlara tek tek soralım. Tecavüze uğramadık, elden ele dolaşmadık, kandırılıp metres yapılmadık kadınların sayısının yüzde on un üzerinde olduğunu bana ispat edecek yiğit adam ve madamlar lütfen beri buyursunlar.

Siz ey Anadolu’nun insanları! Sizlere İstanbul pardon Avrupa Konseyi Sözleşmesini dayatanlar bu gavurlarla mı kadınlara şiddete karşı savaşacaklar? Hırsızı camiye bekçi tutmak bile bu adamlarla kadınları korumaya kalkmaktan milyon kez daha temiz bir hareket. Hırsız bizden bekçilik parasını alır, ama hiç değilse ayakkabılarımızı çalmaz.

FRANSA POLONYA’YI TEHDİT EDİYOR

Polonya bile tehlikeyi anladı ve Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nden, pardon İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararını konuşuyor. Fakat Yahudi Baron Rothschild’in Fransız amelesi Macron Polonya’ya tehdit savurdu: “İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarsanız yaptırım uygularız.”

Adam AB içerisindeki bir ülkeyi tehdit edebiliyor. Bu tehdit bize İstanbul Sözleşmesinin amacı, gayesi ve hedefinin ne olup olmadığı konusunda da bilgi veriyor.

BAŞKAN ERDOĞAN: “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN BİZ DE ÇEKİLMELİYİZ”

AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’un İstanbul Sözleşmesi hakkındaki, ‘‘Nasıl usulünü yerine getirerek imzalanmışsa, usulünü yerine getirerek sözleşmeden çıkılır” sözleriyle tekrar tartışmalara neden olan İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz de çekilmeliyiz” dediği öğrenildi.

Devletin en üst yöneticisi olan Başkan Recep Tayyip Erdoğan ile milletin bu konuda da bir anlaşmazlığı yok. Sözleşmenin taraftarı olanlar bu ülkede %10-15 kadar olabilir mi? Daha fazlası olamaz. Bunların da üç beşi gerçekten toplumun bozulmasını isteyenlerdir. Geri kalanı da dışarının maşası ve meseleyi anlamayanlardan oluşur.

MİLLETTEN TEK İSTEĞİM

83 milyon insandan tek isteğim şu: Sevin veya sevmeyin sizler Reis’in arkasında durun. Mücadelesine ortak olun. Onu yalnız bırakmayın. Yıkıp dağıtmadan, tehdit ve hakaret etmeden, bu vatanın ve milletin yara almasına sebep olmadan, ekonomi ve siyaseti zayıflatmadan meseleyi anlatın. Allah gerisini Reis’e yapma gücü verecektir.

Ben her zaman, “Devlet bir işi ya bilir yapmaz, ya da bilmez yapmaz” demiyor muyum? Bu işte de devleti harekete geçirmek ve olumsuzlukları devlete tıraşlatmak milletin görevidir. Kimse vazifesini unutmasın!

Allah Teâlâ bizleri düşmanların açık ve gizli ihanet ve düşmanlıklarından korusun!

Selam ve dua ile…

Muhammed Mücahid Okcu
www.muhammedmucahid.com

BENZER YAZILAR