Ayasofya’yı Mustafa Kemal Müzeye Çevirdi.

Ayasofya Camii’nin tekrar gerçek haline döndürülme isteklerinin doruk noktasına ulaştığı bir anda, Mustafa Kemal’in de bu işteki payı tartışılır oldu. Yapılan tartışmanın içinde onun hakkında “Cami düşmanı” intibağını ortadan kaldırma mı var, yoksa şu an gördüğümüz imza ile o günkü imzası arasında gerçekten büyük bir farklılık mı var? Bugün tartışılan bu. Bildiğimiz tek şey, yazı boyunca kendisinden söz edeceğimiz Tarihçi Murat Bardakçı’nın aktardıklarıdır.

Çünkü Bardakçı “Atatürk’ün böyle bir işten haberi olmaması bir tarafa, onun zamanında memlekette ondan habersiz sinek bile uçamazdı, sinek!” dedi.

YUSUF HALAÇOĞLU’NUN TUTARSIZ İDDİALARI

Bu çıkışı ile de Türk Tarih Kurumu’nun eski başkanı Prof. Dr.Yusuf Halaçoğlu’nun iddiası, Ayasofya’nın müze haline getirilmesi için hazırlanan kararnamenin sahte olduğu yönünde: “Söz konusu kararname hiçbir zaman Resmi Gazete’de yayımlanmadı. Tarih ve sayı numaraları da yok. Açık bir hukuksuzluk var. Atatürk’e ait olduğu söylenen ıslak imza sahte. Mustafa Kemal Paşa, Atatürk ünvanını almadan önce karanameye Atatürk imzası atılmış. Ancak soyadı kanunundan sonraki imzaları ile kararnamedeki imzası birbirine hiç benzemiyor. 1934’te avludaki mozaiklerin ortaya çıkarılması için 9 kişilik heyet kuruldu. O dönem Ayasofya’nın etrafı dükkanlarla dolu ve çevresi harap haldeydi. 1931’de çevre düzenlemelerine başlandı. 1934’de sıva tozları nedeniyle halılar sökülünce kısa bir süreliğine ibadete kapatıldığı duyuruldu. Atatürk’ün ölümüne kadar açılması geciktirildi. Sonrasında ise sahte imza dayanak yapılarak müzeye dönüştürüldü. Ayasofya’nın müze yapılmasına ilişkin kararnamede ABD Büyükelçisi Joseph Grew ve Amerika Bizans Enstitüsü’nden Thomas Whittemore’un entrikaları olduğuna dair bulgular var.”

Bu sözlerin tutarsız olduğunu söylemek için tarihçi olmaya bile gerek yok. Çünkü Ayasofya, Mustafa Kemal’in emri ve Bakanlar Kurulu kararı ile 24 Kasım 1934 tarihinde müzeye çevrilmiş ve 1 Şubat 1935’de müze olarak, yerli ve yabancı ziyaretçilere açılmıştır.

Ayasofya’yı müzeye çevirme kararı ve imzalar

Bu durumda “Atatürk’ün ölümüne kadar açılması geciktirildi.” sözü başta olmak üzere Halaçoğlu’nun bütün iddiaları fos çıktı. Dahası var.

AYASOFYA’NIN MÜZEYE ÇEVRİLME KARARI 1923’TE ALINDI

Ayasofya’nın 1931 yılında restorasyona alınması bir nevi işgaldi. Sözde bakım ve tamirat yapılıyordu. Aslında yapılan Ayasofya Camii’ndeki İslamî izleri silme operasyonu idi.

Bardakçı yazısında “Atatürk mekânın ibadete kapatılıp müze haline getirilmesini 24 Kasım 1934 tarihli meşhur kararnameden seneler önce düşünmektedir ve bu düşüncesini Grace Ellison adında bir İngiliz hanım gazeteciye tâââ 1923’te açıkça ifade etmiştir…” ifadelerini kullandı.

Murat Bardakçı’nın “Atatürk, Ayasofya’yı ibadete kapatıp müzeye çevirmeye tâââ 1923’te karar vermişti!” başlıklı o yazısında bütün deliller bir bir orta yere serilmiş.

İŞTE MURAT BARDAKÇI’NIN O YAZISI

“Ayasofya haftalardan buyana memleketin gündeminin en üst sırasına yerleşti ve Koronavirüs meselesini bile geride bıraktırıp artık dönüşü olmayan bir yola girdi…

Bu beklenti, heyecan ve hasret günlerinde birkaç sene önce ileri sürülen tuhaf, gerçeklerle alâkası olmayan ve mantık dışı bir iddia yeniden ortaya atıldı: “Ayasofya’nın müze haline getirilmesinden Atatürk’ün haberi olmadığı; bu işin ona duyurulmadan, sahte bir kararname ile yapıldığı” iddiası…

Düşünün: Ayasofya gibi memleketin en önemli, hattâ ilk sırada yeralan camiinde ibadet yasaklanacak ve mekân müze hâline getirilecek ama Türkiye’de olup biten herşeyden, memleketin en ücra köşesindeki vaziyetten bile ânında haberdar olan, her gün aldığı “dirlik-düzenlik raporları” sayesinde şehirlerde ne olup bittiğini en ince teferruatına kadar öğrenen Atatürk bunu bilmeyecek!

Daha açık söyleyeyim: Atatürk’ün böyle bir işten haberi olmaması bir tarafa, onun zamanında memlekette ondan habersiz sinek bile uçamazdı, sinek!

Dolayısı ile, Atatürk’ün Ayasofya’ya o günlerde gösterdiği yakın alâkadan bahseden kayıtları, haberleri ve resmî yazışmaları bile görmezden gelerek camiin Atatürk’ün bilgisi haricinde müzeye çevrildiği iddiası saçmalık hudutlarının da hayli ötesindedir!

Grace Ellison ve Mustafa Kemal

Kaldı ki, Atatürk mekânın ibadete kapatılıp müze haline getirilmesini 24 Kasım 1934 tarihli meşhur kararnameden seneler önce düşünmektedir ve bu düşüncesini Grace Ellison adında bir İngiliz hanım gazeteciye tâââ 1923’te açıkça ifade etmiştir…

Grace Ellison, Türkiye’ye defalarca gelip gitmiş bir hanımdı. Sultan Abdülhamid zamanında bir müddet İstanbul’da yaşamış, Türk kadınları hakkında birkaç kitap yazmış, Abdülhamid’den mükâfat olarak bir nişan almış, Birinci Dünya Harbi senelerinde Avrupa’da hemşirelik yapmış, 1922’de Türkiye’ye dönerek Avrupa gazetelerine İstiklâl Harbi hakkında ve Türkiye lehinde haberler göndermiş, Mustafa Kemal Paşa ile de defalarca görüşmüştü.

Ellison, Mustafa Kemal’i ve onun kurduğu Yeni Türkiye’yi iki kitabında, 1923’te yayınladığı “An Englishwoman in Ankara” (Ankara’da bir İngiliz Kadın) ile 1928’de çıkardığı “Turkey To-day” (Bugünkü Türkiye) isimli eserlerinde uzun uzun anlatacak ve Mustafa Kemal Paşa’nın hem Ayasofya, hem de din konusundaki fikirlerine de yer verecekti…

Müze yapılır veya kapanır!”

Ayasofya bahsi, Ellison’un “Ankara’da bir İngiliz Kadın” isimli kitabında geçer…

30 Ağustos 1922’deki büyük zaferden kısa bir müddet sonra Vatikan’da Papa Pius ile görüşür ve daha fazla kan dökülmesi ihtimalinin Papa’yı endişelendirdiğini görür…

Ellison bu görüşmenin hemen ardından Türkiye’ye gelip Ankara’ya gider, Mustafa Kemal Paşa ile biraraya gelir ve zaferi yeni kazanmış olan Paşa’ya “Hristiyan dünyasına karşı nasıl iyi bir jest yapabileceğini, meselâ daha önce Hristiyan mâbedi olan Ayasofya’yı Hristiyanlığın kutsal lideri olan Papa’ya iade edip edemeyeceğini” sorar ve Paşa’dan şu cevabı alır:

Atatürk Ayasofya için düşündüklerini Grace Ellison’a anlatıyor

Ayasofya gerçi bizim İslamî geleneğimizin bir parçasıdır. Hristiyanlar şayet tek bir kütle olsalardı bu mümkün olabilirdi ama Kilise o kadar çok bölünmüştür ki artık mümkün değildir. Böyle birşey Ruslar’ın, Yunanlılar’ın ve Anglikanlar’ın Ayasofya için bizim toprağımızda birbirleri ile savaşa tutuşmalarına sebebiyet verir; neticede sizin barış için düşündüğünüz jest sonsuz bir arbedeye, bir mücadeleye sebebiyet verir. Bununla beraber Hristiyanlığı dünyanın gözünde onore edebilmek için gücümüzün yettiği çabayı göstermeye çalışacağız. Ayasofya’yı cami olarak muhafaza etmemiz Katolik Kilisesi’ni hakikaten incittiği takdirde orayı müze hâline getirebilir veya ebediyyen kapatabiliriz. Hristiyan dünyasını kasten incittiğimizi hiç kimse söyleyememelidir”.

Burada Grace Ellison’dan söz açılmışken, Mustafa Kemal’in Ellison’un 1928’de yayınladığı “Bugünkü Türkiye” isimli kitabının 24. sahifesinde geçen, dinler hakkındaki düşüncelerinin ilk cümlesini de nakledeyim:

Paşa, “Benim bir dinim yok, bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını arzu ediyorum” der!

Bu ifadelerin doğru olamayacağını ve Ellison tarafından “uydurulduğunu” iddia edebilecekler için söyleyeyim: Grace Ellison, Ankara’nın iltifatına mazhar olmuş bir gazetecidir ve onun yazdıklarından memnuniyet duyulduğu belgeler ile sabittir!”

Atatürk dininin olmadığını açıklıyor.

BU SÖZLER UYDURMA OLAMAZ

Yukarıda okuduğunuz gibi, Grace Ellison “Bugünkü Türkiye” isimli kitabını 1928 yılında yayınlamış. Bu sözler dün veya bugün ortaya çıkmış değil.

“Benim bir dinim yok, bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını arzu ediyorum” sözünün 92 yıl boyunca tekzip edilmediğini gördüğümüz gibi, Mustafa Kemal’in Ayasofya Camii hakkındaki düşüncelerine karşıda bir hareket olmadığını görüyoruz. Fakat Halaçoğlu’nun bir kısmı yalan, bir kısmı da özellikle hazır altı ederek bir şeyleri konuşmuş olmasının altında yatan gayeyi anlamak mümkün değil. Elle tutulur bir mantığı da yok.

Yusuf Halaçoğlu, sahte imza meselesi ile Mustafa Kemal’i mi, yoksa Ayasofya’yı mı kurtarmaya çalışıyor belli değil. Sonuç ne olursa olsun, ortada işgal edilmiş, çalınmış, Fatih’in özel mülküne el konulmuş, bütün dünya bir araya gelse, asla el süremeyeceği vakıf malı olan Ayasofya var.

CHP’NİN EN BÜYÜK DÜŞMANLIĞI CAMİ, YANİ DİN DÜŞMANLIĞIDIR

Bu Cami düşmanlığı her zaman CHP’nin birinci vazifesi olmuştur. 1960’lı yılların sonuna doğru Kırşehir’de bir tarihi camii’nin müze yapılmasına babam engel olmuştur.

1934 yılında Ayasofya’yı kiliseye çevirmeye cesaret edemedikleri için müzeye çevirmişlerdir.

O zaman mhalefetsiz iktidar CHP’dir. CHP’nin başkanı da Mustafa Kemal’dir. Bunun başka türlü olduğunu, yani imzanın sahte olduğunu ispatın gereği ne?

Avukat Mehmet Sarı, imzanın sahte mi gerçek mi olduğunu bugünkü şartlarda ispat etmenin çok kolay olduğunu ifade ediyor. Ki, imzanın sahte veya gerçek olmasının bir anlamı yok da bence. Sahte olması M. Kemal’i bu olayın dışına itemez. Çünkü ülkenin Cumhurbaşkanı’nın olan bitenden habersiz olduğu kabul edilir bir iş değil.

Kararın altında 14 imza var. Bakanlar Kurul Kararı olduğuna göre, lam cim okumaya gerek yok. Geri kalan 13 imza, bir çete kuracak ve Mustafa Kemal’e darbe yapacak emi? Sıkar. Öyle bir sıkar ki, bu 13 imza sahibi o anda kendilerini Kılıç Ali, Kel Ali ve Topal Salih’in önünde bulurlardı.

Onlar için “Suçlunun idamına, muhakemenin bilahare yapılmasına…” diye karar çıkardı.

Bizim şu an istediğimiz, Fatih Sultan Mehmet Han’ın emanetine yapılan ihanetin son bulmasıdır.

Tüm ihanetlerin son bulması ve Ayasofya’nın yeniden camii olarak açılması dileğiyle…

Muhammed Mücahid Okcu
www.muhammedmucahid.com