Başkan Bey!

images (27)Toros Dağları’na sırtını dayamış bir şehir… Kendi şahsına münhasır deyimi ile açıklanabilecek denizi ve kumu bol bu şehire has büyüleyici bir doğa… Bu güzelliklerden dolayı yılın on iki ayı turistle dolup taşan cadde ve sokaklar…

Bu koca şehirde matbaacılık yapan ve kendisine “Bay Alkolik” adı verilmiş bir zat vardı. Bu ad, yaşantısına tıpa tıp uyuyordu. İşine hiç iyi sarılmaz, kazandıklarını da içkiye yatırırdı. Gününün büyük bir bölümünü sarhoş olarak geçirirdi. Sarhoş olarak sabahlamadığı bir gün olmazdı. Çok az müşterisi olurdu. Meyhanelerden beri gelmezdi ki, müşterilerle ilgilensindi. Kısacası hiç ayık olmazdı. Yani alkolikti.

Alkolik olmasıi sebebiyle de işsleri iyi gitmezdi. İflasın eşiğinde dururdu hep.

0 günlerde yeni bir parti kurulmustu. Adını da A Parti koymuşlardı. Hakları yenilmiş olanlar, zulme uğramışlar, hatta gelip geçmiş bütün hükümetlerden hiçbir beklentisi kalmamış olanlar bu partinin bünyesinde yer almışlardı.

A Parti, ülkenin üzerine bir kasabasan gibi çökmüş olan bir asırlık köhne düzeninin sülüklerini bayağı korkutmuştu. Çünkü ilk seçimde A Parti`nin iktidar olacağına kesin gözü ile bakılıyordu. Bundan sonra entrikalar ayyuka çıktı. Son postmodern ihtilalin mimarları ne yapsalar da, bu partinin iktidar olmasına engel olamayacaklardı. Bunu parti kurmayları da iyi biliyorlardı. Bu yüzden işi sıkı tutuyorlar ve her ilden seçilebilecekleri aday göstermeye çalışıyorlardı.

Genel seçimlerle birlikte belediye seçimleri de yapılıyordu. Parti kurmayları güney sahillerinin turizm başkenti bu şirin il için bir belediye başkanı adayı aramaya başladılar. “Bay Alkolik” adındaki müflis matbaacı tavsiye edildi. Fakat o bir alkolikti.

Ancak başka bir aday bulunamamıştı. Çünkü o şehir hep solcu kalesi olmuştu. Buradan muhafazakar bir partiye çalışacak nitelikte adam bulunamazdı.

Tavsiyeler değerlendirildi ve teklif yapıldı. Yapılan bu teklife önce şaşırdı. Böyle bir parti ona bu teklifi nasıl yapabilirdi! Bu koca şehirde onun iflah olmaz bir meyhane müdavimi olduğunu, daha doğrusu bir alkolik olduğunu bilmeyen yoktu.

Teklifi kabul etse mi, etmese mi idi. İki arada bir derede kalmıştı. Sonunda adaylığa evet demeye karar verdi. Kazanırsa başkan olacaktı, kaybederse de önemli değildi. Böylelikle işleri açılır ve iflastan da kurtulabilirdi.

“Evet” dedi. “Evet; ama, ben her gece bir yetmişlik deviririm” diye ekledi. Yetmişlik dediği bir büyük “rakı,” “devirmek”te meyhane dilinde içmekti.

Partililer: “Tamam arkadaş! O senin özel yaşantın” dediler. “Biz ona karışmayız” diye eklemeyi de unutmadılar.

Partililer onun bu açık sözlülüğünden etkilenmiş ve içlerinden “bu adamda iş var” diye geçirmişlerdi. Onun alkolik olmasına rağmen mert biri olduğunu anlamakta gecikmemişlerdi.

Seçime girildi. A Parti beklenmedik bir oy patlaması ile meclise girdi. Belediye başkanlıklarının da büyük bir kısmını almışlardı. “Bay Alkolik” de hatırı sayılır bir oy ile sahilin bu güzel şehrine belediye başkanı oldu.

Başkan oluşuna hayret ediyordu!

Altı ay sonra partinin il başkanlığından geldiler. Hal hatır sual ettikten sonra, tok sesli olan il başkanı söze girdi.

“Başkan” dedi. “Sen partimizden Büyükşehir belediye başkanı seçildin. Şu yetmişliği otuz beşliğe indirsen iyi olmaz mı” diye devam etti?

Başkan “olur” dedi hiç itiraz etmeden.

Her akşam bir büyük şişe olacağına bir yarımlık olsundu. O da yeterliydi.

Başkan Bey sözünde durdu. Artık yetmişlik yerine otuz beşlik deviriyordu. O da ona yetiyordu.

Bu ara matbaanın işleri de iyiye doğru gitmeye başlamıştı. İtibarı sayılır miktarda para kazanıyordu.

Belediye’de bir yılını doldurduğu günlerde partiden yine geldiler. Bu kez de, “Başkan Bey! Şu içkiyi her akşam bir dubleye indirseniz iyi olmaz mı” diye sordu sert görünüşlü müşfik il başkanı?

O, “olur” dedi yine.

Ne olacaktı canım. Bir duble rakı dahi kafi gelirdi her akşam.

Yine sözünde durdu Başkan Bey. Artık akşamları bir dubleden fazla içmiyordu. Bir yılda belediyeciliğe iyice ısınmıştı. Diğer işi de tekrar rayına oturmuş, hatta iyi para kazanır hale gelmişti.

A Parti`nin kurmayları, bu adamda cevherin varlığını görmüşlerdi. Alkolik bir adamdan iyi bir belediyeci, hatta partici yetiştirmeyi kafaya koymuşlardı. Bunu da kademe kademe tatbike koyuyorlardı.

“Bay Alkolik” belediyecilikte bir buçuk yılını yeni doldurmuştu.

Başkan Bey, saygın bir yere gelmiş, partinin süper kadrolarının çabası ve desteği ile şehir de güzelleşmişti. Güneyin bu şirin şehri güzel hizmet edilen hatırı sayılır şehirler katagorisine kaydedilmişti.

Onlar, yani partililer, yine geldiler. Hani o çatık kaşlı adam doğrudan söze girdi.

“Bak Başkan Bey! Sen artık A Parti’lisin. Sana içki içmek yakışmaz. Artık şu içkiyi bırakmalısın” dedi.

Başkan Bey, bir geçmişi düşündü, bir de bugününü. İçkiyi azalttıkca kendini tanımaya, işlerine daha bir şevkle sarılmaya başlamıştı. Herşey iyiye gidiyordu.

Hem şu meret ona ne kazandırıyordu ki? Kırk yıldan beri içti de ne oldu sanki. Adı “alkoliğe” çıkmıştı.

Kendi geçmişine acımaya başladı. “Nereden nereye…” diye mırıldandı. Öyle ya! Nereden nereye gelmişti. Adı “Bay Alkolik” iken, bir buçuk yıl önce Başkan Bey oluvermişti. Bu A Partililer ne iyi adamlardı. Önceleri alkolik oluşundan bu makama hem kendisini yakıştıramamış, hem de bu partiye sıcak bakmamıştı. Partililer sabır ve gayretle ona katlanmış, nihayet onu alkol illetinden kurtarmaya ahdetmişlerdi sanki!

Önce “yahu bunlar ne iyi adamlar” diye geçirdi içinden. Sonra “kabul arkadaş! İçkiye bugünden itibaren son” diye haykırdı.

Yanindakiler hep bir agızdan “sağol başkan bey!” diye karşılık verdiler.

Oradakiler, hem başkana hem de birbirlerine sarıldılar. Başkan’ın makamını sevinç kaplamıştı.

Başkan Bey o günden sonra ağzına bir damla içki koymadı. O bir kaç meyhaneci ile üç beş alkoliği kendisine küstürdünü farkediyordu. Fakat milyonların sevgisini kazanmıştı. Ünü torosları aşarak bütün ülkeye, hatta dünyaya yayılmıştı.

En önemlisi de kendisine, kendi bedenine zulmetmekten kurtulmuştu. Bunda emeği geçen herkese teşekkürler etti. Çünkü onun adı artık “Bay Alkolik” değil, “Başkan Bey” olmuştu!

Muhammed Mücahid Okcu