Ekrem İmamoğlu Hapise Girmek İstiyor

ekrem-imamoglu-hapise-girmek-istiyor-800x400

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’un İstanbul’lulara hizmet diye bir derdi yok. Asla da olmadı ve olmayacak. Çünkü ona İstanbul’a hizmet görevi verilmedi. Aksina İstanbul’u ve Türkiye’yi alt üst etme görevi verildi.

Onun İstanbul’u yönetme isteği de yok. Öyle bir vasfı hiç yok. Beylikdüzü’nde ve yeni görevinde de bunu ispat etmiş durumda.

Aslında İstanbul onun için Ankara’ya bir atlama taşıdır. İnanmasanız da durum bu. Bundan ötesi yok. Sadece yalan, iftira, inkar ve algı ile yoluna yürümesi istendi kendisinden.

Daha şimdiden CHP içerisindeki köşe kapmaca oyunlarını düşünün. Partiye başkan olma kavgalarına bakın. Onun CHP’nin Genel Başkanı imiş gibi davranmalarına bakın. Özellikle de Muharrem İnce ile girişilen didişmeyi irdeleyin. Bütün bunlar İstanbul’un Ankara’ya sıçrama taşı olduğunun işaretleri değil mi?

Biliyorum, bu sözlerime hepiniz isyan edeceksiniz.

Madem ki, bu zat İstanbul Belediye Başkanlığını istemiyordu, neden birinci seçimde çalarak, ikinci seçimde algı, yalan ve hiç birini yerine getirmediği binlerce vaad ile seçim propagandası yaptı diye sormanız çok çok normal. Aradığınız cevapları sorularınızın içinde bulacağınızdan eminim.

EKREM İMAMOĞLU’NUN İSTEDİKLERİ

Yine tekrar ediyorum ki, onun İstanbul için taşıdığı hiç iyi bir arzusu yok. Ancak onun çok istediği iki şey var:

– İstanbul’a Kayyım atanması.

– Kendisinin hapise atılması.

İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu onun Kayyım planını bozdu. Kurduğu iki plandan biri böylece elinden alınmış oldu. Geriye kodese tıkılma planı kaldı.

İmamoğlu, PKK ve FETÖ üyeliğinden kodese tıkılması için suç üstüne suç işliyor. Belediye’yi bırakıp Terör Örgütü’ne her türlü yardım, yataklık ve hizmetten dolayı görevden alınan PKK’nın Şehir Yapılanması HDP’nin Belediye Başkanları’nın ayağına kadar gidiyor. O teröristlerle beraber olduğunu ispat etmeye çalışıyor. Yani terör suçu işliyor. Kodese girmek için yapıyor bunları.

Bunları ona dikta ettiren de sırtını dayadığı Batı’lı efendileridir.

Kafanız karıştı değil mi? Hiç karışmasın. Aksine sözlerimin ve olayların arka planlarını görmeye çalışın lütfen.

Sözün kısası o, mağduru oynayarak Türkiye’ye başkan olmak, Külliye’de hüküm sürmek istiyor. CHP’nin düşman olduğu Külliye’de.

Terör Örgütleri ile fingirdeşmenin suç olduğunu o da biliyor. Aynı zamanda tehlikeli sularda kulaç atıyor. Milleti aptal yerine koymaktan da geri durmuyor.

Arkasındakilerden mi, asabiyetinden (ırkından) mı güç alıyor diye sorabilirsiniz! Bence her ikisi de işin ana noktası. Fazlası da var.

Baronlar en başta olmak üzere bütün Türkiye Düşmanları, asabiyeti ve içerdeki Türkiye Düşmanları onun güç aldığı kaynaklar.

O, Batılıların son umudu. Bir de Abdullah Gül var diyeceksiniz biliyorum. Ben Gül’ün bu kadar tiynetsiz ve vatan haini olabileceğini düşünemiyorum. Olmaz demiyor, düşünemiyorum diyorum. Lütfen bu noktaya iyice dikkat ediniz.

Herşey olabilir…

HAPİSE GİRMEK İSTERKEN MEZARA GİRMESİN

Cezaevine girip kahraman olayım derken, mezara girmek de var. İmamoğlu kendi kuyusunu kazıyor olabilir. Oyun ve tuzak kuranların oyun ve tuzaklarını boşa çıkaran Allah, onu Ankara yerine niye kabire göndermesin ki?

Eskiden beri Üst Akıl ve onların içerideki tetikçileri ortadan kaldırmak istedikleri insanları kodese tıkarlardı. Reis Recep Tayyip Erdoğan bunlardan biriydi. Belediye Başkanlığı döneminde onu ortadan kaldıramayınca, şiir okudu diye kodese tıkmışlardı. Cezaevinde onu ortadan kaldırmaya karar vermişlerdi. Orada planlarını uygulamak çok kolay olacaktı. Ancak Allah onların bütün planlarını bozdu.

Otuz yıldan beri görüntüde Reis’e düşman olanlar, perde arkasında ise Reis’in Davası’nın düşmanıdırlar. Onlar hep aynı rüyanın peşinde oldular. O rüyaları hâlâ devam ediyor.

O şeref yoksunu adamların bu melun rüyaları benim iki yılımı en katı zehire çevirdi. O yıllar AK Parti’nin ilk iki yılı idi. Reis’in milletvekili seçildiği günden itibaren Dava Düşmanları’nın ona yapabileceklerini bütünüyle gören ben, gördüklerimin karşısında iki yıl cehennemi yaşadım. Ancak Allah Teâlâ’nın lutfu ile bu adamların hiçbir kumpas, plan, oyun ve düzanlerinin tutmayacağını bir şekilde öğrendim. Bu da Reis’e karşı hiçbir planın tutmayacağının ispatı oldu.

O gerçek hikayenin gerisi şimdilik bana kalsın.

İmamoğlu, İnsanlık Düşmanları’nın Başkan Recep Tayyip Erdoğan için diktikleri gömleğin aynısını kendisi için kendi elleriyle dikiyor. Erdoğan’a giydirilen gömleği giyerek Ankara’ya başkan olmak istiyor. O yüzden de cezaevine girmek için hep suç işliyor. İçeri girerek mağdurları oynayacak ve başkan olacak.

Önündeki misal Başkan Recep Tayyip Erdoğan. Ancak bay Ekrem ne Erdoğan, ne de Erdoğan gibi sözüne sadık bir adam.

Erdoğan gibi mağduriyetten sonra merdivenin bütün basamaklarını koşar adımlarla çıkabilmek için önce Allah’a sağlam bir iman ile bağlanmak gerek. Sonra dava delisi ve dava inatkarı olmak gerek. Daha sonra Hakk’ı, halkı ve vatanı sevmek gerekir. En sonunda da köpekleşmeden, düşmanlık yapmadan, Türkiye Düşmanları’na itlik yapmadan yoluna yürümek gerekir. Yalan, iftira, sahtekarlık, algı ve Allah Düşmanları ile beraber olup millete kumpas kurmadan yoluna yürümek gerekir. Bu özellikler kimde var? Sende var mı İmamoğlu?

Bunları başarabilecek ve yeni bir Erdoğan olabilecek adam var mı o cenahta? Sen bunların ne kadarını başarabilirsin Ekrem İmamoğlu? Müdafa olan soyadını değiştirip İmamoğlu yaptırmak ne kadar iş yapar? Bu da bir algı operasyonu değil mi? Sempatik gözükme oyunu değil mi?

Erdoğan, Kültür Bakanlığı’nın yayınladığı bir şiiri okuduğu için hapise girdi. Yalan, iftira, gasp, inkar, algı operasyonu ve sahtekarlık yaparak içeri girmedi. Girerken adam gibi girdi, çıkarken de adam gibi çıktı.

Bir proje olarak içeri girmeyi düşünen Ekrem İmamoğlu, kendisine dikta ettirildiği gibi girse bile, geri çıkacağı ne malum.

Onu bekleyen iki tehlike var:

  1. Onun oyun üstüne oyun kurup mağduru oynayarak devletin başına geçmek için içeri girdiğini öğrenen vatan evlatlarının ona bir daha gün yüzü göstermeme ihtimali.
  2. Kurdukları oyunun tutmayacağını anlayan Üst Akıl, onun ölüsünden faydalanmaya karar vererek Ekrem İmamoğlu’nun işini kodeste bitirme ihtimali.

Bir sahte bayrak operasyonu ile ortadan kaldırılma ve hesabının da Türkiye’den sorulma ihtimalinden bahsediyoruz. Efendileri kendilerine uşaklık, maşalık ve piyonluk yapanlara hep aynı oyunu oynamıştır. Şah Rıza Pehlevi, Saddam Hüseyin ve Marcus’un hayat hikayelerini okuyunuz.

İmamoğlu hapise girmek isterken kabire girmesin dememizin nedeni bu. Müslümanların başına bela olmak istemenin her türlü bedeli her zaman olacaktır. İyilikte Erdoğan’ı örnek alsa daha iyi olmaz mı?

Olmaz! Zinhar olmaz! Çünkü iyilik elbisesine girdiğini gören -tabii girerse- Üst Akıl onu anında yok eder. Sonu Saddam’ın sonuna benzer. Bir de kötü işler asla iyi niyetlerin üzerine bina edilemez. Ruhuna işlemiş bir maraz varsa, onu silmek kolay olmayacaktır.

Tek tavsiyem, yolunu değiştirip başkalarının uşağı, maşası ve piyonu olmaktan kendisini kurtarmasıdır.

Biz amcasını şehid edip işkence yapan Vahşi ve ötekilerini bile affeden Peygamber Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in ümmetiyiz. Bizden korkmasına gerek yok. Aksine hizmette kusur etmediği mihraklardan korksun Ekrem İmamoğlu. Çünkü onlar işleri bittiği an kullandıkları insanlara en amansız tekmeyi vururlar. Tarih bunların gerçek hikayeleriyle doludur.

Benden söylemesi!..

Muhammed Mücahid Okcu

NOT:

Esas soyadının Müdafa olduğunu ifşa etmeme, Yunan Gazateleri’nde çıkan “İstanbul’u fetheden Yunanlı” haberi ve bir Yunanlı gazetecinin sorusuna verdiği “Ben Yunan’lıyım” cevabından sonra gurbetçilerimizin arasında adının  “Ekrem Yunanoğlu”na çıkmasını haber vermeme kızan Ekrem İmamoğlu beni TWİTTER’a şikayet etmiş.

Nefret suçu işlemişim. Adam “145 yıldır Osmanlı’yla savaşıyoruz.” diye bangır bangır bağırdığı halde nefret suçu işlemedi değil mi?

Ekrem İmamoğlu yönünü imana çevirmediği müddetçe, kavgamız kıyamete kadar devam edecektir. Çünkü her adımının tehlikeli bir Türkiye Düşmanlığı’na hizmet olduğunu biliyor, hissediyor ve görüyorum. Onun hayallerine karşı durmam ile AK Parti konusu arasında bir bağ yok.

İnanıyorum ki, millet neye müstehaksa, Allah o millete müstehak olduklarını verir. Bunu ne ben değiştirebilirim, ne de başkaları. Ancak hainlerin, düşmanların, piyonların, ajanların devletin başına çöreklenmelerine engel olmaya çalışırım. Bu da benim aslî vazifelerim arasındadır.

Bu nedenle:

  1. Allah, Peygamber, Kitap ve Müslüman Düşmanları’nı,
  2. Kendisini bu ülkeye ait hissetmeyenleri,
  3. Yalancılığı ispatlananları,
  4. Ve proje olanları değil Türkiye’ye idareci yapmak, çoban veya çöpçü bile yapılmasına taraftar değilim.

Başkan sağlam olmazsa devletimi satar, vatanım yok olur. Çoban iyi olmazsa hayvanları bile çalar açlıktan, çöpçü iyi olmazsa süpürgeyi bile çalar ve temizlenmeyen sokakların saçtığı mikroplardan ölürüm.

“Çoban veya çöpçü bile yapmam…” sözüne bir açıklama getirmem lazım.

Çöpçü ve çobanın kişiliği benim gözümde Cumhurbaşkanı’nın kişilik değerinden farklı değil. Ancak yaptıkları işin bir ayrıcalığı var. Bu bile onların değerini benim gözümden düşürmez.

Ne demek istediğini anlıyorsunuz değil mi?