Evlilikte Mutlu Olmanın Yolları Ve Evliliği Bitiren Sebepler

Bir Düğün Sohbeti

EVLİLİKTE MUTLU OLMANIN YOLLARI
VE EVLİLİĞİ BİTİREN SEBEPLER

Hatip: Muhammed Mücahid Okcu
Yer: Otel Basri / Balıkesir
Tarih: 31 Temmuz 2006

Sunuş
Kainatı yoktan var eden… Varlığından bizleri haberdar eden… Bizleri kendisine iman etme şerefine erdiren Allah Teâlâ`ya hamdü senalar olsun.
İki cihan güneşi, peygamberler peygamberi, varlık sebebimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimize salat ve selam olsun.
Diğer bütün peygamberlere, Peygamberimizin ehli beytine, ashabına ve tüm ümmetine selam olsun.
İslam düşmanlarının gayret ve engellemelerine rağmen yinede Peygamber Efendimizin “Evlenin, çoğalın! Kıyamet gününde ben ümmetimin çokluğu ile öğüneceğim” emrinin gereğini yerine getirmek için yuva kuran bu iki genç kardeşimize ve diğer kardeşlerimize selam olsun.
Uzaktan ve yakından gelip bu salonu dolduran siz misafirlere selam olsun.
Değerli misafirler!
Acılar paylaşıldıkça azalır, mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır. Bizler buraya bu iki genç kardeşimizin, bu iki ailenin ve onların yakınlarının mutluluklarını paylaşmaya geldik.
Düğünler, Allah Teâlâ`nın emrini ve Rasulullah`ın (s.a.v.) Efendimizin sünnetini yerine getirmeye karar veren müslümanların evliliklerinin ilanıdır. Bu ilanda hazır bulunmak, bu gençlerin davetine icabet etmek, yine bu genç kardeşlerimizin mutluluklarını paylaşmak bizlere sayısız sevaplar kazandırır.
Ancak bu düğünler, bizleri harama sevkeden, harama özendiren ve teşvik eden cinsten olmamalıdır. Çünkü müslümanlar haram işlenen yerlerde bulunamaz.
Bugün düğünleri makbul olan ve makbul olmayan düğünler diye ikiye ayırmak mümkündür.
Allah ve Rasulü`nün emirlerine muhalif olmayan düğünler bizim için makbuldür.
Haram ve helal sınırlarını zorlamayan düğünler bizim için makbuldür.
Riya ve gösteriş budalalığı sergilenmeyen düğünler bizim için makbuldür.
İsraf izi olmayan ve israfa teşvik etmeyen düğünler bizim için makbuldür.
İmrendirici, fakir-zengin uçurumu meydana getiren cinsten olmayan düğünler bizim için makbuldür.
Bir düğün şu üç grup insanı yapılanlardan mesul hale getirir:

1. Damat ve gelin adayları: Damat ve gelin adayları düğünlerini Allah ve Rasulü`nün emirlerine uygun olarak yapmaya gayret edecekler. Harama tevessül etmeyecek, başkalarını haram işlemeye teşvik edici istek ve hareketlerden uzak duracaklar. Haramların üzerine kurulacak olan evlilik binasının üç günlük bir ömre bile sahip olmadığını akıllarından çıkarmayacaklar.

2. Anne ve babalar: Evlatlarının düğünlerini içki servisi yaparak, ya da dansöz oynatarak insanlığın yüzkarası haramlara bulaştıranlar, evlatlarına en büyük kötülüğü reva görüyorlar demektir. Bu gibi haramları işleyenler, evlatlarının yuvalarının temeline her an patlamaya hazır dinamitler yerleştirdikerinin farkında değiller mi? Hem kendilerini, hem evlatlarını, hem de misafirlerini harama bulaştıran baba ve anneler, kendilerine, evlatlarına ve misafirlerine düşmanlıktan başka bir şey yapmıyorlar. Bütün ana ve babalar bu konularda titiz davranacaklar.

3. Misafirler: Düğünlerde dikkatli davanması gerekenlerden biri de misafirlerdir. Misafirler, haramdan sakınacak, düğün sahiplerinden sakıncalı isteklerde bulunmaktan kaçınacaklar.
Öyle şeylere şahit oluyoruz ki, yaşananları insanın aklı almıyor. Benim genç kardeşlerim, Allah ve Rasulü`nün emirlerine uygun bir dügün yapmaya karar veriyorlar. Evlenen iki gencin mutluluklarını paylaşmak üzere gelmiş olan bazı kişiler kendilerinden beklenilmeyen hareketler sergiliyorlar. Habis damarları kabaran bu kişiler, düğün sahibine isteklerini kabul ettiremezlerse, kendileri içkiyi gazoz şişelerine doldurarak getiriyor ve salonda içiyorlar.
Be adam!.. Git nerede zehirlenirsen zehirlen. Fakat yeni evlenen şu çiftin yuvalarının temeline bomba koymaya hakkının olmadığını da aklından çıkarma!
Allah ve Rasulü`nün emirlerine uygun olmayan düğünlerde bulunmaktan imtina ediyoruz.
Şimdi bu ve bundan sonra evlenecek kardeşlerimize mutluluğun anahtarlarını açıklamaya çalışacağım.

EVLİLİKTE MUTLU OLMANIN YOLLARI

Birincisi: İman Biriktirmek

İman hiç birikir mi?
Evet birikir, değerli misafirler.
İman insanı şeytandan uzaklaştırıp, Allah`a yakınlaştırır. İmansızlık ise, insanı Allah`dan uzaklaştırır ve şeytana yakınlaştırır.
Medrese hocaları, imanı şöyle tarif ederlerdi.
İman: “Dil ile ikrar, kalb ile tasdik, amel ile tatbikdir” derlerdi.
Bunun manası, müslüman dili ile kelime-i şehadeti okuyacak, buna kalbi ile inanacak, Allah ve Rasulü`nün emirlerine göre amel edecektir.
Kelime-i şehadeti okuyup, kalbi de iman eden insan “mü`min” olmuş demektir.
Dili ile söyleyip, kalbi ile tasdik ettikten sonra Allah ve Rasulü`nün emir ve yasaklarına teslim olan insanda “müslüman” olmuş demektir.
Uhud Savaşı`nda yaşanan şu olay bizleri daha fazla düşündürmelidir.
Ashabdan Bera rivayet ediyor: “Amr b. Ukays; zırhlı gömlek giymiş, yüzünü de örtmüş olarak Peygamberimizin yanına geldi.
“Ya Rasulallah! Önce savaşayım mı, yoksa Müslüman mı olayım?” diye sordu.
Peygamberimiz: “Önce Müslüman ol! Sonra savaş!” buyurdu.
Amr, Müslüman oldu. Sonra da savaşıp şehit düştü.
Bunun üzerine Peygamberimiz: “Az işledi, çok ecre erdi, çok mükafatlandırıldı” buyurdu. (Buhari-Sahih, c. 3, s. 206)
Amr, gerçek bir iman ile az amel işlemeye fırsat bulabilmiş, ama mükafatın en güzeline sahip olmayı başarmıştır. Şehid olmuştur.
Şimdi dilerseniz müslüman kamil bir iman için ne yapmalı sorusuna cevap arayalım.
Müslüman, sahte ilahları reddedecek, alemlerin tek yaratıcısı olan Allah Teâlâ’ya iman edecek.
Müslüman, sahte peygamberleri reddedecek, Allah Teâlâ’nın kulu ve Rasûlü Muhammed Mustafa Aleyhi-s Selam’a iman edecek.
Müslüman, sahte kitapları reddedecek, Kur’an-ı Kerim’e iman edecek.
Müslüman, şeytanı ve onun kullarını reddedecek, meleklere, Ahiret gününe ve Kader`e iman edecek.
Müslüman, sahte dinleri reddedecek, Allah Teâlâ’nın Hazreti Adem Aleyhi-s Selam’dan Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhi-s Selam’a kadar ilk son ve tek din olan İslam’a iman edecek.
İşte size iman nasıl biriktirilir sorusuna özet bir cevap.

İkincisi: İlim Biriktirmek

Bütün kötülüklerin anası cehalettir. Cehaletin hüküm sürdüğü bir toplumda, binbir çeşit kötülük meydana gelir. Iman yara alır, ibadet yara alır, toplum bozulur. Ve neticede gemi karaya oturur.
İslam Düşmanları, bizi yıkabilmek için, imandan yoksun bırakabilmek için, tek careyi nesillerimizi cahil bırakmada bulmuşlardır.
Ne zaman ki, cahil nesillere sahip olduk, iste o zaman yıkılmıştır devletlerimiz.
Bugün, esarette oluşumuzun arkasında cehalet var. Yapılan kötülüklerin arkasında cehalet var. Yuvaların yıkılmasının arkasında cehalet var. Toplumun bozulmasının arkasında yine cehalet var.
Yuvalarımızın sağlam olması için yaşımıza, başımıza bakmayıp ilim biriktireceğiz. Çocuklarımıza iyi ve kötünün ne olduğunu öğreteceğiz. İlim öğreneceğiz.
Bunun içinde çok çok kitap okuyalım. Konferans, seminer, vaaz ve sohbetlere katılalım. Öğrenmek için ilim sahiplerine soru soralım. Dostlarımızı alim ve bilgili insanlardan seçelim. Cehaletin hüküm sürdüğü ortamlardan uzak duralım.
Öğrenmenin yaşı yoktur. Beşikten mezara kadar ilim öğrenmek gerekir. İlimsiz bir hayat çok kötü bir cehennemdir.

Üçüncüsü: Sevgi Biriktirmek

Bu gençler, mutlu bir evliliğe ve huzurlu bir hayata sahip olabilmeleri için sevgi de biriktirecekler. Sevginin olmadığı yerde huzur ve mutluluk da olmaz. Huzur ve mutluluğun olmadığı bir ailede evlilik asla yürümez.
Yunus Emre:
“Yaratılanı severim, yaratandan ötürü” diyor.
Müslüman, Allah için sever, Allah için buğzeder.
Allah Teala, üç yerde müslümana yalan söylemeyi mübah kılmıştır. Bunlardan biri de eşlerden birinin, diğerini sevmediği halde ona sevdiğini söylemesidir. Çünkü bu, yalan da olsa, eşlerin birbirine bağlanmalarına, aralarında sevgi bağı oluşmasına vesile olur. Eşleri mutlu eder.
Bazı gazetelerde, genellikle okuyucu mektupları köşelerinde görür ve okursunuz.
“Biz severek evlendik ama, şimdi ayrılıyoruz” diye feryat ediyor insanlar.
Niye?
Bizim asla hoş karşılamadığımız, fakat gayrimüslimlerin adına “arkadaşlık” dedikleri evlilik öncesi flört, gercek adı ile evlilik öncesi zina -çünkü bakma, dokunma da zinadır- dönemi, tarafların birbirlerine en çok yalan söyledikleri, en çok rol yaptıkları ve birbirlerini en çok kandırdıkları dönemdir.
Kız olsun, erkek olsun, kendisini muhatabına beğendirebilmek için, dünyanın en büyük yalanlarını söylerler, olmadık rollere girerler ve gerçekçi olmayan davranış ve tavırları ile birbirlerini kandırmaya çalışırlar. Bu hal ta gerdek gecesine kadar sürer.
Gerdek gecesi bütün ipler kopar, gercek çehreler ortaya çıkar. Çünkü taraflar istediklerini elde etmiş, evlilik akdi imza edilmiştir. Artık yapılacak rol, söylenecek yalan, kandırılacak insan kalmamıştır ortada. Daha açıkçası şapka düşmüş, kel görünmüştür.
“Severek evlendik ama, şimdi ayrılıyoruz” diye feryyat edenler: “Bizler, birbirimizin boynuna hile, yalan ve sahtekarlık yularlarını takmıştık. Fakat gerdek gecesi mum söndü ve bütün yularlar koptu. Gerçek cehre ve kişiliklerimiz ortaya çıktı. Ayrı dünyaların insanları olduğumuz kesin çizgileri ile anlaşıldı. O yüzden artık bir arada yaşamıyoruz. Onun içinde ayrılıyoruz.” demeleri gerekirdi.
Gençler, genç kızlar!
Muhatabınızın sevgideki samimiyetini, dilin söylediklerine ve yaptığı rolün kusursuzluğuna göre değil, Allah ve Rasulü`nün koyduğu prensiplere göre ölçmeye gayret ediniz. Eş seçerken, boy, bos ve endama göre değil, muhatabınızın iman, ilim, sevgi ve merhametine göre seçiniz. Belli vasıflar arayınız.
Hz. Peygamber (s.a.v.) evlenilecek bir kadında aranacak vasıfları şöyle belirlemiştir:
“Bir kadınla dört özelliği için evlenilir; Malı, asaleti, güzelliği ve dindarlığı. Sen dindar olanı tercih et” (4) 4) Buhârî, Nikâh, 15; Ebû Dâvud Nikâh, 2; Nesâî, Nikâh, 13; Ahmed b. Hanbel, c. II, s. 428)
Bu hadis-i şerif bütün gençlerin kulaklarına küpe olmalıdır.

Dördüncüsü: Merhamet Biriktirmek.

Merhameti olmayan insanın başkalarına karşı olumlu bir tavrı ve faydası da olamaz. Tabiyata, hayvanata ve eşyaya merhameti olmayan bir erkekten eş olamayacağı gibi, merhameti olmayan bir kadından da eş olamaz.
Genç kızlar, gençler!..
Karar vermeden önce karşınızdaki kişinin merhametini ölçünüz. Ondan sonra karar veriniz.
Bir insanın merhametli olup olmadığını, AllahTeala`nın yarattıklarına karşı gösterdiği ilgi, alaka, koyduğu tavır bize gösterir. Yeterki biz o şahsı iyi takip etmiş ve hal ve hareketlerini iyi gözetlemiş olalım.

Beşincisi: Hak ve Sorumlulukları Bilmek

Günümüzde birçok kadın ne haklarını biliyor, ne de sorumluluklarını biliyor. Erkekler de öyle… Hak ve sorumluluğun bilinmediği bir yerde, huzur olur mu? Ve bu insanlar bir arada yaşayabilirler mi?
Bakara Suresi 228. Ayeti’nde Cenab-ı Hak söyle buyuruyor: “Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları bir derece daha fazladır.” (Bakara Suresi, Ayet 228)

Altıncısı: Evlilik Şartlarını Açıklamak

Evlilik akdi gerçekleşmeden önce taraflar, evlenmeleri halinde hangi şartlar içerisinde yaşamak istedikierini belirtmeleri gerekir. Erkek de, kız da muhatabından beklentilerini, özlemlerini ve isteklerini söylemeli ve onun da şartlarını dinlemelidir. İki taraf da, karşılıklı olarak, birbirlerinin şartlarını kabul ettikten veya bir uzlaşmaya vardıktan sonra evlenmeye karar vermelidirler.

EVLİLİĞİ BİTİREN SEBEPLER

Bizim gıpta ile baktığımız ve taklit ettiğimiz Avrupa ülkelerinde aile mefhumu tükenmiş durumda. Hayvanları bile utandıracak bir fuhuş hayatı, metres hayatı başını almış gidiyor. Çok az insan evleniyor. Evlenen her yüz çiftten ellisi de kısa zamanda ayrılıyor. Bizim Avrupa’da yaşayan insanımızın ayrılma oranı ise yüzde yirmibeşi geçmiş durumda.
Halbuki ülkemizde ayrılıkların temelinde ekonomik sebebin varlığı gösterilir. Fakat Avrupa`da yaşayan insanımızın böyle bir derdi yok ama, ayrılıyorlar işte. Rahatlık bir noktada yuvanın ayakta durmasına yetmiyor.
Neden?
Birincisi, üzüm üzüme baka baka kararıyor. Yani insanımız, Avrupalılar gibi yaşamaya başlıyor nihayet.
İkincisi, yenilen, içilen kazanılan, harcanılan para ve mal haram olunca, acısı bir yerden çıkıyor,
Ücüncüsü ve en önemlisi de, imanın zayıflaması, cehaletin her yanı kaplamasıdır.
Yuvanın devamı için gereken hangi şartlara uymamız gerektiğini yukarıda özetlemeye çalıştık. Şimdi de, evliliği bitiren sebepler üzerinde duralım müsade ederseniz.

1. Kimin Dediği Olacak Kavgası:

Değerli Misafirler!
Size bir soru…
Bu yeni kurulan bu ailede kimin dediği olacak?
Damat bey diyor ki: “Benim dediğim olacak.”
Gelin Hanım diyor ki: “Benim dediğim olacak.”
Kaynanalar diyorlar ki: “Bizim dediğimiz olacak.”
Kayınbabalar diyorlar ki: “Bizim dediğimiz olacak.”
Sahi ailede kimin dediği olacak?
Gelin hanımın mı, damat beyin mi dediği olacak?
Kayınvalidelerin mi, yoksa kayınbabaların mı dedikleri olacak?
Hayır, hiç birinin dediği olmayacak. Allah`ın dediği olacak?
İnsanları yaratan Allah, onların haklarını da vazifelerini de belirlemiştir.
Erkek de, kadın da vazifelerini bilirse, ne kavga olur ne huzursuzluk.
Dediklerinin olmasını isteyen kayınvalidelerden bir oğluna: Bırak o kadını! Sana dünyada kız mı yok” diyor. Ötekisi kızına “Çık gel kızım! Sana koca mı yok? Elini sallasan ellisi…” diyerek yuvanın yıkılmasına zemin hazırlıyorlar.
Bu durumda bu yeni kurulan yuva altı bilinmiyenli bir deklem halini alıyor. Bir de buna, kardeşler, bacılar, amcalar, dayılar, halalar, teyzeler, akraba ve hısımlar da eklenince kendinizi otuz bilinmiyenli bir deklemin orta yerinde buluyorsunuz.
AllahTeala`nın emri ile kurulmuş bir yuvanin yıkılmasına sebep olanlar, bunun vebalini ve cezasını bir kavrayabilseler, bu yuvanın ayakta durması için herşeyleri ile seferber olurlar.
Evlilik bir eğlence, kadında bir oyuncak değildir. Bir yuvanın yıkılmasına çabalayanlar, ne bu dünyada, nede Ahirette yakalarını kurtarammazlar. Yuva yıkmanın vebalini bir kavrayabilseler, değil yıkmak, o yuvanın ayakta durabilmesi için seferber olurlar.
Allah`ın emanetlerine sahip çıkmak gerek.
Müslümanlar öncelikle, bütün problemlerini, anlaşmazlıklarını Allah ve Rasulü`ne götürecek, en basit ve küçük konulardan en zor ve büyük konulara kadar olan bütün anlaşmazlıkların cevaplarını Kur`an ve Sünnet`te arayacaklar.
Burada bir iki misal ile konuya açıklık getirmek istiyorum.
Mesela, Gelin Hanım diyor ki: “Bey! Yemek pişirmek için bir tencereye ihtiyacım var.”
Burada ihtiyaç konusu devreye girecek. Bakılacak, evet bu bir ihtiyaçtır, alınacak.
Damat bey diyor ki: “Hanım ben evin halısını değiştireceğim.”
Burda ise, israf konusu devreye girecek. Bakılacak, bu bir ihtiyaç değil, israf olur. Alınmayacak.
İsterim de isterim borusunun sonu çoğu zaman karı-kocayı kavganın eşiğine getiriyor.
Evli ve 400 milyon aylık maaşı olan bir genç, “Bir milyar liraya kameralı cep bir telefonu alacağım” derse ne olur?
Hani bizde bir söz vardır. Atalar, “ayagını yorganına göre uzat” derler.
Bu sözü kulak ardı edilince, ailede kavga çıkar. Nitekim bu gencin evinde kavga çıktı da.

2. Tarafların Aile Namusuna Sahip Çıkamamaları:

Namus, kadın-erkek, büyük-küçük, evli-bekar herkese lazımdır. Herkes için önemlidir. Allah Teala`nın özenle korunmasını istediği namus için günümüz insanı sanki bir standart belirlemiş o küçücük kafasında.
Yani kadının namuslu olmasını -bugün o da kalmadı ya- isterken, erkeğin sorumluluğu rafa kaldırılmış durumda. Biri yapınca aferin, ötekisine tu-kaka etmek olmaz.
Kadınını aldatan erkek de, erkeğini aldatan kadın da sadece kendilerini aldatmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Aldatan aldatılır. Bir de Allah, yapanların yaptıklarının cezasını hem bu dünyada, hem de ahirette vermeden o kimsenin yakasını bırakmaz.
Bugün bircok yuva zina ihanetinden dolayı yıkılmaktadır.
Erkek de manusuna sahip çıkacak, kadın da…

3. Kadınların Çarpık İlişkilere Zorlanması:

Bazı erkekler, ecnebi kadınlarla yaptıkları zina anında onlardan gördüklerini veya herhangi bir şekilde medya yolu ile öğrendiklerini müslüman kadınlarla da denemek istiyor ya da müslüman kadınlardan bekliyorlar. Söylemeye utanıyorum, ama, herifin oğlu kendi hayvani zevki uğruna tertemiz kadınını çarpık ilişkiye, Lut Kavmi`nin helak olmasına sebep olan o sapıklığa zorluyor. Böyle adamların ne kadına, ne kendine ve ne de insanlığa saygısı vardır. Onlarda Allah korkusu ise hiç yok.
Bir ömür boyu beraber yaşayacağı bir kadını aşağılamak, Allah ve Rasulü`nün lanetlediği bir amele davet etmek insanlığa yakışır bir hal değildir. Allah ve Rasulü`nün haram kıldığını kim helal kılabilir?
Hem Allah`ın emanetine bunlar yapılabilinir mi?
Allah`ın emanetı olan kadına bu zulmü yapanlar, veya yapmaya zorlayanlar, Allah Teala`nın, Rasulullah`ın, Meleklerin, insanların ve tüm kainatın lanetini beklesinler. Çünkü yapılmak istenen zulüm, o kadını hayvanileştirmekten başka bir şey değildir. Onu aşağılamak ve lanetlik hale getirmekten başka bir şey değildir.
Allah`ın izni ile benim güzel insanım, Lut Kavmi`nin yokoluşuna sebep olan bu çirkin duruma düşmez. Hata edenler de varsa, Allah`a tevbe eder ve bir daha buna bulaşmaz.
Bu Lutilik yüzünden birçok ailenin dağıldığına şahidim.
Yuvalarının yıkılması pahasına kocalarının çirkin tekliflerini reddeden bacılarımı elleri öpülecek kadınlar olarak ilan ediyorum.
Allah Teala`nın emaneti olan kadınını aşağılayan, AllahTeala`ya isyana sürükleyen erkekleri de AllahTeala islah etsin diyorum.

4. Dayak Konusu:

Erkek eli ile döver, kadın da dili ile döver. Erkek eline, kadın da diline sahip olursa, evlilik hayatı güllük gülistanlık sürüp gider.
Kadın, bir ağzını açtı mı kapatmayı, erkek de elini kaldırdı mı ortalığı dağıtmadan indirmeyi beceremezse, üç günlük dünya her ikisine, hatta varsa çocuklara da zehir olur. Erkek hanımına, kadın da kocasına sahip olmayı başarmak zorundadır.
Dünyamızda, dayak konusu daha geniş boyutlara ulaştı.
Bir gazetede 30 yıl önce bir haber okumuştum. Amerika`da her beş kadından üçünün kocasını döğdüğünü yazıyordu, yanlış hatırlamıyorsam.
Kadınını her gün dayaktan geçiren bazı erkeklerin, Avrupalı kadınlarla yaşamaya başladıklarında fino köpeklerinden farksız hale geldiklerini 20 yıldan beri Avrupa da yaşayarak görüyorum.
Sonra da “dayak cennetten çıkmadır” deniyor?!?
Bu yalanın içine balıklamasına atılan nonoşlar sokaklarda; “Sopa cennetten çıktıysa, sopanın çıktığı yeri istemiyoruz” diye bağırmışlardı.
Biz de, “Hadi oradan insan müsveddeleri! Cenneti size kim verdi de istemiyorsunuz” dediğimizde kadın düşmanı ilan edildik.
Fakat ben, bu feminist geçinen kadınsı mahlukların fuhuş yuvalarının önüne gidip de: “Kadının etinin satılarak para kazanılan bu onur, haysiyet, namus, iffet düşmanı yerleri istemiyoruz” diye bağırdıklarını asla görmedim, duymadım.
Eeee! Onlar, hakikate düşmanlar, kötülüklere değil ki.

5. Kötü Alışkanlıklar:

Sıgara, alkol, uyuşturucu ve kumar gibi alışkanlıklar Allah Teâlâ’nın yasak ettiği kötü alışkanlıklardır. Bu alışkanlıklar bütün kötülüklerin anasıdır. Yuvaların yıkılmasının ana sebeplerindendir.
Kötü alışkanlıklar sıgara ile başlar, alkolle ile devam eder, uyuşturucu ile doruğa ulaşır. Kumarsa çoğu zaman bu kötü alışkanlıklar için para bulma ümidi ve kısa yoldan zengin olma hayaliyle bulaşılan bir kötülüktür.
İşte bu kötülükler, yuvanın duvarlarını azar azar kemirmeye başlar. Öyle bir gün gelir ki, aile binası toptan yıkılır.
Gençler, genç kızlar! Evlenmeyi düşündüğünüz insanda kötü alışkanlık olup olmadığını iyi araştırınız.
Toptumumuzda sıgara içmenin normal sayılması onun kötülüğünü bertaraf etmez. Kur’an ayetlerine ve Sünnete baktığımızda, sıgaraya verilen paranın israf, israfda haram olduğuna göre, haliyle sıgara da haramdır demek yerinde olur.

6. Hısım ve Akrabalar Arası Dargınlıklar:

Babalar birbirlerine darılıyor, kabak genç çiftlerin başında patlıyor.
İki kaynana birbirleri ile ağız dalaşı yapıyor, kabak genç çiftlerin başında patlıyor.
Hısım ve akrabalar mahalle kavgası yapıyor, kabak yine genç çiftlerin başında patlıyor.
Daha bir kaç gün önce hayatlarını birleştirmiş gençler, iki günde dağılma noktasına geliyorlar.
Bu yeni kurulan yuva ya ağlama duvarı, ya da şamaroğlanı sanki. Gelen bir tuğla, giden iki tuğla koparmadan rahat bırakmıyor genç evlilerin hayat binasından. Kimi hırsını gideriyor, kimi desarj oluyor…
Dedikodular, gıybetler, iftiralar, yalanlar, kavgalar… Bir de buna çekememezlik, kıskançlık eklenince, bu yuvanın yıkılması vacip oluyor sanki.

KADIN ERKEĞE BİR EMANETTİR

Değerli misafirler!
Emanet dedimde aklıma geldi.
Burada damat beye birkaç sözüm olacak.
….Kardeşim!
Sen, bu bacımızı bir emanet olarak aldın ve kabul ettin. O sana bir emanettir.
1. Bu bacımız sana her şeyden önce erkeğe Allah`ın bir emanetidir. Sen bu emanetin kıymetini bilecek, Allah`ın bir emaneti olarak ona sahip çıkacaksın.
2. Bu bacımız sana Rasulullah`ın da emanetidir.
Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz, Veda Hutbesi’nde kadını erkeğe emanet ediyor ve haklarını korumayı emrediyor.
3. Bu bacımız sana anne ve babasının da bir emanetidir. O anne ve baba ki, bu evlatlarına bunca yıl emek verdiler, büyüttüler ve sonunda bir emanet olarak sana sundular.
Senin vazifen, Allah`ın, Rasulullah`ın ve anne-babasının emaneti olan bu bacımızın haklarına riayet etmek, ezmemek, ezdirmemek, namus ve şerefini korumaktır.
Allah Teala, şu emanetimi geri ver deyinceye kadar onu koruyacak, namus, iffet, şeref ve haysiyetini ayaklar altına almayacak ve ayaklar altına aldırtmayacaksın. Bunlar senin vazifelerindir.

HAYIRLI BİR EŞ OLMAK

Burada gelin hanıma da birkaç sözümüz olacaktır.
…..Bacım!
Evlilik, Allah Teâlâ`nın bir kanunudur. Yani yaratılışın bir gereğidir. Çünkü kadın ve erkek bir elmanın iki yarısı gibidirler. AllahTeala insanları o şekilde yaratmıştır. Elmanın bir yarısı eksık olduğu zaman onun varlığını koruyabilmesi nasıl ki düşünülemezse, kadınsız erkek, erkeksiz de kadın düşünülemez.
Sen, önce Allah`a ve O`nun Rasulü`ne karşı vazifelerini çok iyi bilecek ve eksiksiz yerine getireceksin. Eşine ve diğer büyüklerine saygıda kusur etmeyecek, küçüklerini de sevgiden mahrum etmeyeceksin.
İnsanlara karşı güler yüzlü, saygılı ve dürüst olman sana hiçbir şey kaybettirmez.
Allah`a iyi bir kul, Rasulullah`a iyi bir ümmet olman; sana iyi bir insan ve iyi bir eş olma özelliklerini de kazandıracaktır.
Kadının Hayırlısı Kimdir?
Cenab-i Hakk’a ibadetini bırakmayan, kocasına itaatte kusur etmeyen ve onun kazancını saçıp savurmayan, dünyaya getirdiği çocuğunu Islami terbiye üzerinde yetiştiren, iffet ve haya sahibi hanımdır.
Rasulullah Efendimize “Ey Allah’ın Rasulü! Kadının hayırlı olanı hangisidir?” diye sorulmuştu.
Rasul-i Ekrem Efendimiz buyurdular ki:
“(Kocası yüzüne) baksa onu memnun eden, bir şey emretse itaat eden, nefsinde ve malında, hoşlanmayacağı bir işte, kocasına muhalefet etmeyendir.” (İslam’da Kadın ve Aile, Mehmed Emre)
Sen, bir kadın olarak hem vazifelerini bilecek ve yerine getirmeye çalışacaksın, hem de eşinin sana karşı olan vazifelerini yerine getirmesini isteyeceksin. Sen vazifelerini yerine getirirsen, damat beyden haklarını talep etmeye hakkın olur.
Şu üç vazifeyi asla aklından çıkarma bacım!

1. Sorumluluk:

Sen, Allah Teala ve Onun Rasulü başta olmak üzere, eşine ve diğer insanlara karşı olan bütün vazifelerini yerine getirmeye gayret edeceksin. Allah`a ve kullara karşı sorumlu olduğunu asla unutmayacaksın.

2. Bekçilik:

Eşinin, evine, malına ve evlatlarına sahip çıkacak, onları heba etmeyeceksin. Heba olmalarına firsat vermeyeceksin. Onların bekçisi olacaksın.

3. Koruma:

Eşinin, namus, şeref ve haysiyetini koruyacak, ayaklar altına aldırtmayacaksın. Hiçbir şekilde ihanet etmeyeceksin.
Bugün Allah Teâlâ’nın emirlerini ve Rasululah Efendimizin sünnetini yerine getiren ve bizleri düğünlerine davet ederek bu mutluluklarını paylaşmamıza vesile olan kardeşim ve bacım!
Ben, dilimin döndüğünce yeni kurduğunuz yuvanızın devamı ve mutlu bir hayat sürdürmeniz için gerekli bilgileri özetleyerek sunmaya çalıştım. Bunlar mutlu olmak için her zaman ve her yerde gerekli olan bilgilerdi. Bu tavsiyeler, herkes için geçerlidir. Burada bulunanlar, diğer kardeş ve bacılarımıza da bu tavsiyeleri ulaştırmayı ihmal etmezlerse, beni sevindirmiş olurlar.
Sizler beni dügününüze davet etmekle, benim bu güzel insanlarla karşılaşmama ve onlarla burada sohbet etmeme vesile oldunuz. Beni hasret kaldığım insanlarımla bir araya getirdiniz. Yüzlerce güzel insan ile sohbet etmeme vesile oldunuz. Beni mutlu ettiniz. Sağolunuz! Var olunuz! Teşekkürler.
Değerli Misafirler!
Sözlerime burada son verirken, beni dinleme zahmetine katlandığınız ve bu iki gencin mutluluklarına ortak olduğunuz, onları ve yakınlarını sevindirdiğiniz için sizlere tekrar tekrar teşekkürler ediyorum.
AllahTeala`dan bu çifte, sizlere ve bütün müslümanlara hayırlar niyaz ediyorum.
Allah`ın selamı üzerinize olsun!

Muhammed Mücahid Okcu