Fethullah Gülen’in Yalan, İftira Ve Kehanetleri!

1420959653Akit Gazetesi yazarı Latif Erdoğan, 6 Haziran 2015 tarihli yazısında paralel örgüt lideri Fetullah Gülen için ‘Özel arşivimdeki ezoterik içerikli dosyadaki bilgilere göre 2016 yılında, yakın çevresi tarafından Mehdi- Mesih oluşu genel kabul görecek, dış dünya ise onu halife sıfatıyla tanıyacak.. Yine aynı dosyadaki bilgilere göre, 101 sene yaşayacak. 2039 yılında vefat edecek’ dedi.

Biz bu güzel yazıyı analiz etmeye bazı satırların altına not düşmeye gayret edeceğiz. Bir takım yalanları ve iftiraları hem de AllahTeâlâ ve O’nun Rasûlü Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e yapılmış iftiraları gözler önüne sermeye gayret edeceğiz.

Öyle ise hemen başlayalım:

MEHDİ, MESİH VE HALİFE

Latif Erdoğan’ın yazısı şöyle başlıyor:

“Özel arşivimdeki ezoterik içerikli dosyadaki bilgilere göre 2016 yılında, yakın çevresi tarafından Mehdi- Mesih oluşu genel kabul görecek, dış dünya ise onu halife sıfatıyla tanıyacak… Yine aynı dosyadaki bilgilere göre, 101 sene yaşaacak. 2039 yılında vefat edecek. Son on yıllık ömrünü yeryüzü halifesi olarak geçirecek ve onun hilafeti bütün dünya ülkeleri tarafından kabul görecek.”
Daha İzmir Çıkartması anında kendisini “MESİH” ilan etmişti. Bu yetmeyince “MEHDİ” ilan etti kendisini. Şakirtler ise “VELİ” sıfatını yakıştırdılar. Bir adım ötesinde “KUTBU’L-AKTAB” sıfatı onu bekliyordu.

Kendisini insanüstü gösterebilmek ve insanları tam hipnoza sokabilmek için her daim “RASULULLAH’I RÜYASINDA GÖRÜYOR” ve talimatlar alıyordu. Kendisi olmazsa, birilerine rüya gördürüyor ve kendisine uygun emir ya da öğünme payı olan yalanlar yumurtlatıyordu.

“Rasulullah şakirdleri ziyaret ediyor.” Bu da yetmiyor, “film setini,” hatta her türlü zina, israf ve zulmün yapıldığı Türkçe Olimpiyatları’nı(!) ziyaret ediyordu.

Bu da yetmedi!

Muşarun ileyh, artık o kadar insanüstü hale geldi ki, yani makamı o kadar yükseldi ki, artık “ALLAH İLE KONUŞUYORUM” demeye başladı. Bunun anlamı -hâşâ- “ben peygamberim” demekti.

“Temkin, inkar ve takiyye ile işlerinizi yürüteceksiniz” emrini verdiği örgüt üyeleri ser verip sır vermeyeceklerdi. Fakat hiçbir kötülük sır olarak kalmayacaktı. Herşey açığa çıkmaya mahkumdu!

Bütün bu zırvalar, ya ŞİZOFRENİK bir hasta oluşundan ya da HAÇLI-SİYONİST İTTİFAKI PROJESİ olmasından kaynaklanıyordu. Ötesi de yoktu!

Bu projede Müslümanlar; MAL, CAN, İMAN, EVLAT ve GÜÇLERİ ile KÜFRE malzeme, İSLAM DİNİ’ne karşı birer silah olarak kullanılıyor/kullanılacaktı.

“Fethullah Gülen VELÎ mi” dediniz?”

İşte orada durmanız gerekiyor. Yani benim karşıma geçip bu saçma sözü söylemeden önce bin kere düşünmeniz gerek. En iyisi susmanız…

Velîllerin tam 18 özelliği vardır. Fakat bunlardan bir tanesi bile onda yok. Var deniyorsa, buyursunlar ve bir imtihandan geçirelim. Anyayı Konya’yı herkes görsün!

Allah ve Rasul’ü hakem, bütün dünya insanları şahit olacaklar. Ben soracağım, ol debelenecek! Ben soracağım o debelenecek! Gerçek yüzü ortaya çıkacak!..

Binbir türlü insanüstülük kifayet etmemiş bir de yaşayacağı süre ve ölüm tarihi de tesbit edilmiş hasbamın! Tabi bunun da her satırında bir insanüstülük yakıştırılmış kimseye çaktırılmadan.

90 YAŞINDA EVLENECEK

“Bir ayrıntı bilgiye göre de, uygulamadığı Sünnet-i Seniyye kalmasın diye, 90 yaşına geldiğinde evlenecek. Bu evlilikten çocuğu olup olmayacağına dair bir bilgi yok. Ayrıca, geçmişte evlenmeyi aklının ucundan geçirdiği gün, bir arkadaşının gelip rüyasında Efendimizi gördüğünü, evlendiği gün ölür ve cenaze namazına da katılmam, dediğini ve bundan dolayı da evlenmediğini hükme bağlayan gerekçeyi yürürlükten kaldıran maslahatın ne olduğunu da yine açıklanmadığı için bilemiyoruz.”
Gülen, “…uygulamadığı Sünnet-i Seniyye kalmasın diye, 90 yaşına geldiğinde evlenecek”miş.

Bu söz ile onun evlenmesinden çok, onun İslam’ın emirlerine sonuna kadar uyduğu(!) izlemimini beyinlerde uyandırmaktır. Halbuki gerçek öyle değil.

Zamanımızın insanı 90 yaşında evlense ne yazar, evlenmese ne yazar?

Çocuk mu dediniz? FETÖ gerekirse çocuk işini de halleder. Onlar için herşey mübahtır. Bunu da unutmayalım!

Güya Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem, Gülen’in: “…geçmişte evlenmeyi aklının ucundan geçirdiği gün, bir arkadaşının gelip rüyasında Efendimizi gördüğünü, evlendiği gün ölür ve cenaze namazına da katılmam” diyesiymiş.

Yahu! Şu arkadaşının ismini bize bir verse de, ona bir de biz sorsak! Ya da Allah Rasûlü Muhammed Mustafa’ya iftirasının hesabını bir istesek.

Evlenmemiş olmasını bir üstünlük olarak kabul ettirme çabasından başka bir şey değil onun yaptıkları.

Hal böyle olunca iki yol çıkıyor önümüze:

Birincisi, Yozgatlı Bekir Yüksel amcanın dediği gibi “hadım” olması…

İkincisi de; Merhum Aytunç Altındal’ın dediği gibi “Kardinal” olması…

Hadımlar kimin evlenecek? Yok eğer Kardinal ise yine evlenmesi yasak.

Aklına başka bir şey gelen varsa söylesin hemen kaydedelim.

ALIN SİZE BİR SAHTE PEYGAMBER DAHA

Dedesi bir rüya görür. Rüyasında, bağlı bulunduğu şeyhi kendisini yanına çağırır. Bu davet üç gün üst üste tekrarlanınca şeyhine gider. Bir müddet tekkede kalır. Bir gün şeyhine, evlenmek istemediğini, ömrünü bir münzevi olarak tekkede geçirmek istediğini söyler. Şeyhi buna itiraz eder. Evlenmesi gerektiğini söyler, çünkü onun neslinden öyle birisi gelecektir ki, dünyayı nura gark edecektir. Söz konusu ettiğim dosyada, kendi kardeşinden başka rivayet edeni bulunmayan bu olaya ayetten işaret bile uydurulmuş bulunuyor.”
Dedik ya! Kendisi bir Haçlı-Siyonist projesi olan Gülen ve proje sahipleri onu kabul ettirebilmek ve ona bir insanüstülük için ne bulurlarsa uyduracklardır.

Kayıtlara uygun olarak, yani projeye uygun olarak birşeylerin üretilmesi gerekiyor.

Gülen’in dedesinin “…neslinden öyle birisi gelecektir ki, dünyayı nura gark edecektir.” saçmalığının altında yatanı görebiliyor musunuz?

Allah, yeryüzünü ancak peygamberlerle nurlandırmıştır. Adı Muhammed Mustafa (s.a.v.) olan son peygamberden sonra da Allah Teâlâ başka peygamber göndermeyeceğini kitabımız Kur’an-ı Kerim’de belirtmiştir.

Bu adam, kendisini düpe düz peygamber ilan eliyor.

Çanakçısı olan Bahri isimli imansıza boşuna “Allah yeni bir din görnderebilir” dedirtmiyor Fetullah Gülen!
ANA DİLİ İBRANİCE
“Kendisi, üç yaşlarındayken çok fasih şekilde bir yabancı dili konuştuğunu söylüyor. Konuştuğu dilin kimliği muğlak. Bazıları bunun Rusça olduğunu söylüyor. Fakat, konuşulan dilin kimliği, kasıtlı şekilde ucu açık bırakılıyor.. Belki de 2016’dan sonra açıklığa kavuşacak gizemlerden biri de bu dil meselesi olacak; büyük ihtimalle de İbranice’de karar kılınacak…”
Esas annesinin adı RABİN olduğuna göre konuştuğu ana, pardon yabancı dili elbette İBRANİCE olacaktır.

2016 yılı Yahudi-Hıristiyan İttifakı’nın uydurduğu PARALEL DİN’İN ilan edileceği yıldır. Onun için hep 2016 yılını ileri sürer örgüt üyeleri.
“Gençlik yıllarımda, dünyayı elime verseler de, şöyle parmaklarımla evirip çevirsem diye hayal kurardım, diyor. Çocukluğumda çok huysuzdum, birisi benim sofradaki yerime otursa, sofrayı ters yüz eder odadan çıkardım, diyor. Şeyhinin, eğer gitseydin paramparça olacaktın, deyişini yorumlarken, muhtemelen o grubun içine girseydim Nurlara düşman olurdum, çünkü bu benim fıtratımda var, diyor. Ben ceviz ağacı gibiyimdir, gölgemde ot bitirmem, diyor.”
Çocukluğunda huysuz olup olmadığını bilemeyiz, ama varsa bu huysuzluğun ailesinden koparılıp bir proje olarak yetiştirilmesi onu huysuz yaptığından emin olabiliiriz.

Şakirdlere, kendi yazdığı meçhul olan kitaplara kavuşuncaya kadar RİSALE okutturmadı mı? Bugün olmuş örgüt üyelerin senin kitaplarının yanında hala risaie okumuyorlar mı? Sahi bu kaçıç niye?

Said Nursi’nin onun hakkındaki düşüncelerini de bilmediğimizi sanmasa iyi olur!

BU DA İMANSIZ MÜCEDDİDİMİZ

“Bahsi geçen ezoterik dosyadaki yoruma göre, Bediüzzaman’la görüşmemesi şu hikmete bağlanıyor: Bediüzzaman onu görseydi, hemen imamlığa onu geçirmek isteyecekti. O ise edebinden dolayı bunu kabul etmeyecek ve vazifeler birbirine karışacaktı. Ve bir sohbetinde konuya kendisi şöyle bir izah getiriyor: Adet-i ilahi, iki müceddidi birbiriyle dünya gözüyle görüştürmez, birini diğerine talebe yapmaz, bu görüşememe de böyle bir sır da olabilir…”
Dangalalklık bir değil, beş değil, binden fazla.

“Adet-i ilahi, iki müceddidi birbiriyle dünya gözüyle görüştürmez, birini diğerine talebe yapmaz, bu görüşememe de böyle bir sır da olabilir…”

Hayret ya! Bu kadar da yalan söylenir mi? Yalan söylerken gösterdiği pişkinliğe de ne demeli! Yani ilim insana daha anasının karnındayken verildiğine, insanların yaratıldığı günden beri ilim tahsili yapılmadına inanacağız neredeyse!..

Elbette biri diğerine hoca ya da talebe olacaktır.

Şizofrenler bile bu kadar akıllıca uyduramazlar. Bir proje olması bu gibi uydurmalar yapmasına fırsat veriyor.

KENDİSİNİ PEYGAMBERDEN BÜYÜK GÖREN ZAVALLI

“Ünlü deist bir kişinin kendi hakkında söylediği övücü bir sözü, bir gün bana keyifle anlattı. O, demiş, bu deist kişi, Hz. Muhammed’den daha büyüktür. Çünkü Hz. Muhammed’in kılıçla yapamadığı dünya fethini o eğitimle gerçekleştirdi. Dedim ki: Bahsettiğiniz kişiyi yakından tanırım. Deisttir, peygamber inancı yoktur. Bu sebeple de onun peygamber anlayışı, sıradan bir insana atfettiği değerden farksızdır. Bu sebeple de yaptığı mukayese anlamsızdır, manasızdır. Önce sarardığını sonra da öfkeyle yutkunduğunu hatırlıyorum…”
Adam kendisini Allah Teâlâ’nın son peygamberi olan Muhammed Mustafa (s.a.v.)’den daha büyük görmeye başlamış.

Fakat Latif Erdoğan’dan okkalı cevabını da almış:

“…Bahsettiğiniz kişiyi yakından tanırım. Deisttir, peygamber inancı yoktur. Bu sebeple de onun peygamber anlayışı, sıradan bir insana atfettiği değerden farksızdır. Bu sebeple de yaptığı mukayese anlamsızdır, manasızdır. Önce sarardığını sonra da öfkeyle yutkunduğunu hatırlıyorum…”

Latif kardeş, dua et ki, öfkesi yutkunmakla kalmış. Tetikçilerini çağırıp seni infaz bile ettirebilirdi… O öyle bir adam!

HÂŞÂ ALLAH İLE KONUŞMUŞ(!)

“Allah benimle konuştu, kainatı Muhammed’im için yarattım, senin için de devam ettiriyorum, dediğini daha önce naklettim. Ezoterik dosyada nakledilene göre, arkadaşlarından Ömer isimli çok sevdiği bir genç irtidat edip dinden çıkmış. Günlerce üzülmüş. Rüyasında Cenab-ı Hakk kendisine, benim takdirime karışma, diyerek uyarıda bulunmuş…”
Hadi bakalım ağzını bozmadan dur durabilirsen! Bugün Ramazan. Ben de ağzımı bozmayacağım. Yani ona sövmeyeceğim. Fakat bu adamın -sonu nereye varırsa varsın- Ebu Cehil’den daha dinsiz ve daha tehlikeli olduğunu da söyleyeceğim.

Şu yapılan pisliğe bir bakın!

“Allah benimle konuştu, kainatı Muhammed’im için yarattım, senin için de devam ettiriyorum.”

Çüş dememek için dudaklarımı daha ne kadar kemirmek zorundayım?

Bu iftiraya, bu meczubun Allah Teâlâ’ya yaptığı en büyük iftiraya rağmen binlerce, on binlerce insan hala onun arkasından gidiyor. Bu ne vahim bir durum! İnsanımızın aklını nasıl çeldi? Beyinlerini nasıl dumura uğrattı? Gözlerini nasıl kör etti?

Kendisine bir insanüstü bir vasıf yüklemek için sarfettiği bu sözlerle aynı zamanda Allah Teâlâ’ya iftira etmiş oluyor.

“Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, artk onlar dönmezler” (Bakara Suresi, Ayet: 18)

Bu ayet sizin için mi indi ey şakirdler? Kör müsünüz? Sağır mısınız? Diliniz yok mu? Düşünemiyor musunuz?

BABA VE ANASI YOKMUŞ

“Ve bir sohbetten: Benim annem de yok, babam da yok. Benim gelip vazife yapmam lazımdı, geldim vazifemi yapıyorum…”
Sen en büyük yalancısın Gülen? Nüfus Cüzdanı’nda ne yazıyor bilmiyorum. Fakat şakirdlerine göre annenin adı REFİA. 1986 yılında Almanya için vize başvurusu yaptığın belgede ise RABİN yazıyor. Babanın Türkiye’deki adı da RAMİZ.

Babasız, anasız yaratıldığını söylemeye kalkmıyorsundur, inşaallah!

İSA (a.s.) GİBİ GÜZEL KONUŞMAK

“Yine bir sohbetten: İsa (a.s.), güzel konuşurmuş, ben de güzel konuşuyorum değil mi?”
Güzel konuşmak, insanların seni anlamaması ise sıfır alırsın. Yok eğer dört kelimelik bir sözü iki sayfa konuşarak anlatmaksa bu kez çift sıfır alırsın. İş bitirirken, ananas mananas hikayeleri anlatırken başka bir dil, şakirdlere konuşurken ise anlaşılmayan bir başka dil kullanmak güzel konuşmaksa, aldığın sıfırlar burdan bizim köye yol olur.

Yok, ben İsa’yım diyorsan orada dur! Sabrımı tüketme iftara daha üç buçuk saat var. Orucu daha erken bozdurma!

GÜLEN: “BEN İSA’YIM”

“Kendisinin İsa olduğunu yayan bir talebesine uzunca bir uyarıda bulunduktan sonra sözünü şöyle tamamlıyor: Hem, o zat şu anda burada olsa bile bunu sağda solda ifşaa etmenin (yaymanın) ne manası var?”
Nihayet bakla çıktı meydana. İster şiofrenlik hastadan, ister proje olan zattan çıktığına inanın, son sözünü yumurtladı: Ben İSA’yım.

Yahu! Tamam ben sabretmeye sana sövmemeye söz verdim de, sen kendi kendine küfrediyorsun be!

Yani kendini İsa ilan etmekten geri durmuyorsun:

Hem, o zat şu anda burada olsa bile bunu sağda solda ifşaa etmenin (yaymanın) ne manası var?” diyebiliyorsun seni –hâşâ- peygamber ilan eden namussuz talebene!

KUR’AN-I KERİM VE SÜNNET’E İFTİRA

“İsa (a.s.) nereye gelecek, biz O’nu görecek miyiz?’ diye soran bir cemaat üyesine verdiği cevap: Mesela İzmir’e gelir, vazife yapar, gider, herkes O’nu bilmez, ama senle ben göreceğiz. Ve aynı muhatap kişiyi bir gün yanına çağırır; şu ayetler ve hadisler bana işaret ediyor, der, ona bazı ayet ve hadisleri gösterir.”
“İsa (a.s.) nereye gelecek, biz O’nu görecek miyiz?” diye sorana verdiğin cevaba bak:

“Mesela İzmir’e gelir, vazife yapar, gider, herkes O’nu bilmez, ama senle ben göreceğiz.”

Ya aynı kişiye peygamberliğini yani İsa peygamber olduğunu ispat için Kur’an ve Sünnet’ten delil getirmene de demeli?

Kur’an ve Sünnet’e, dahası Allah Teâlâ ve O’nun Rasûlü’ne iftira etmeyi hangi imanın kabul etti? Doğru, imanın yok ki, sen de haya edesin!

Aslında o kişi, feraset sahibi olsaydı,sonuç ne olursa olsun bu sahtekarın canını oracıkta alırdı. Fakat bizlerde feraset ne gezer? Dünya sevgisi ve ölüm korkusu bizi bu Allah Düşmanları’nın karşısında ne çabuk dilsiz şeytanlaştırıyor. Halbuki o dinsizi katlettiği için idam da edilmezdi.
“Sonra bu ayet ve hadisler, ezoterik usullerle yorumlanır, başına, sonuna, ortasına yapılan pek çok ilavelerle ve bazen de tahriflerle yorumlanır ve tarihler düşürülerek onun Mehdi- Mesih ve Halife-i ruy-u zemin (Yeryüzü halifesi) olduğu ispatlanmaya çalışılır. Büyük ihtimalle kendisinin bilgisi dahilinde söz konusu çalışmayı yapanların eliyle bu dosya bana ulaştırılır.”
İmansız, dinsiz, ahlaksız, namussuz kişilere her şey mübahtır. Bunlar da o yolu tutuyorlar.

Ayet ve hadisleri yanlış da yorumlar, ön ve sonlarına eklemeler de yapar, tahrif de yaparlar…

Onların işleri İslam Dini’ni tahrif etmektir.
“Yirmi beş sene önce bu dosya bana geldiğinde, getirenlerin zihni yapısını bildiğimden çok ciddiye almamış, ilk sayfasına şöyle bir göz ucuyla baktıktan sonra kapatmış ve bir daha hiç açmamıştım. Geçenlerde, bir başka vesileyle arşivimi karıştırırken dosyayı tekrar gördüm, bu sefer baştan sona okudum, yanılmamışım.”
Latif Bey! İyi ki o dosyayı saklamışsınız. Biz de daha geniş bir şekilde onun ve adamlarının ne mal olduklarını öğrenme imkanı bulduk.
“Zaten, CIA, MOSSAD, MİT, Masonluk ve diğer Siyonist bağlantıları deşifre olduktan sonra, kendisine atfedilen bütün yüksek makamların bir büyü ve illüzyon olduğu da deşifre olmuş oldu. Yani büyüsü bozuldu, bakalım çevresinde artık aklı başında kimse kalacak mı?”(1)
Evet Haçlı-Siyonist İttfak’ın bir projesi olan Fethullah Gülen ve Örgütü tamamıyle ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkmayan kapalı kapılar arkasında çevirdikleri bazı dolaplardır. Tabii bu arada aldığı canlar ve sömürdüğü insanlar var. Onlar da ortaya çıkarılmalı!..

Üstad Kadir Mısıroğlu “Fethullah Gülen’in Müslüman olmadığını bin delille ispat ettim” diyor.

Ben de bu sözün altına imzamı atıyorum.

Muhammed Mücahid Okcu

www.muhammedmucahid.com

 

(1)  http://www.yeniakit.com.tr/haber/latif-erdogan-arsivdeki-ezoterik-dosyaya-gore-gulen-2039da-olecek-72812.html