Guguk

gugukİlçenin pazar yerinde üç arkadaş oturuyorduk. Tabii o zaman ortaokul son sınıfa devam ediyordum.

Derken hemen herkesin deli gözü ile baktığı, bazen acıdıkları bazen de alay etmek için çare aradıkları elli yaşlarında olan “Deli Mehmet” çıkageldi. Gelmesiyle birlikte iki çocuk onunla dalga geçmeye başladılar.

Çocuklar ellerini dürbün gibi gözlerine tutarak “guguk” diyorlardı.

Buna kızan Deli Mehmet boş olan pazar yerinde peşlerinden yakalamak için koşuyordu. Bir kaç tur attıktan sonra gelip bir köşeye oturuyordu.

Çocuklar, bir, iki, üç derken dördüncü defa “guguk” çekince, Deli Mehmet yine peşlerine düştü. Fakat ne kadar çaba sarfettiyse de hiç birisini yakalayamadı.

Sonunda gelip yine yerine oturdu.

Yüksek sesle bağırır gibi konuşmaya başladı:

“Çocuklar! Ben size kızmıyorum. Hiç kızmıyorum. Ana-babalarınıza da küfretmiyorum. Ben ancak şu dizlerime kızıyorum, şu dizlerime. Şu dizlerim sağlam olsaydı, ben sizin ikinizi de yakalar, cezanızı veririm” dedi.”

Bu arada iki eliyle dizlerini dövüyordu.

İşte o an içimde bir şeylerin yandığını hissettim. Bu tiyatronun artık son bulması gerekiyordu.

Çocuklara; “Yeter artık çocuklar! Suyunu çıkardınız. Adamcağızı rahat bırakın. Yoksa sizi yakalar ve onun eline veririm” dedim.

“Tamam abi” deyip uzaklaştılar.

İnsanın bedenî gücünün sağlık ve gençlik ile doğru orantılı olduğunu deli denilen Mehmet amcanın “Şu dizlerim sağlam olsaydı, sizleri yakalar, cezanızı veririrdim” sözünden öğrenmiştim.