Hadisleri Kur’an’a İnkar Ettirme İhaneti

hadisleri-kurana-inkar-ettirme-ihaneti-800x410

Üzerinde hiç durmadığımız, hatta es geçtiğimiz bir konu var önümüzde: Kur’an ve Sünnet İnkarcıları’nın Sünneti (Hadisi) Kur’an-ı Kerim’e inkar ettirme ihanetleri. Bu ihaneti yaptılar ve yapmaya da devam ediyorlar. Ancak onların tek düşündükleri ne koparırsak kârdır mantığı ile hareket etmektir. “Ne kadar Müslüman Evladı’nın imanını çalarsak, büyük iş yapmış oluruz” çabasının meyve vermesi onları daha bir hainleştiriyor.

O yüzden hiçbir kural tanımadan kendilerine emredildiği şekilde hareket ederek önlerine ne gelirse  çiğneyip geçiyorlar. Güya onların tek hesapları vardı. Hadisi yıkmak. Bu doğruydu, ancak gerisi için  yalan söylüyorlardı. Esas hedefleri Kur’an-ı Kerimi yıkmaktı. Fakat geçit vermeyen Hadis Duvarı vardı. Önce o duvarı yıkacak, sonra Kur’an üzerinde oynamaları kolaylaşacaktı.

CIA’in bile başlattığı, ama vazgeçme noktasına geldiği “Hadis Savaşları”ndan bunlar asla vazgeçemediler. Ayrıca CIA’in “Hadis Savaşları bir yıpratma savaşıdır.” demesine rağmen bunlar hadislere vargüçleriyle saldırıyorlar. Hadis ile birlikte Kur’an-ı Kerim’e olan düşmanlıkları da son sürat devam ediyor.

Sünnet’e karşı yaptıkları inkar ve tahrif ihanetini Kur’an’a da yapıyorlar. Kur’an’a yaptıkları en büyük ihanetlerden biri de ayetlere hadisleri inkar ettirme ihanetidir.

Her iftiranın bir hesabı, her yalanın bir doğrusu, her ihanetin rezil olma gibi bir sonucu olduğunu sala düşünemiyorlar. Kelime oyunu ile bir çok ayeti tahrif ederek inkar etmiş olurlarken, başka ayetleri de görmezlikten gelerek üstünü örtüyor ve inkar etmiş oluyorlar.

Yaptıkları cin fikirliliğin gizli kalmayacağını bilmiyor olmaları mümkün değil, ama dinsizleştirme hareketinin başındakiler onlara bunu emrediyor. Netice olarak, kaç kişiyi dinsiz yapabiliriz çabasının meyvesini tadıyorlar.

İNKARCILAR NE YAPMAK İSTİYORLAR

Hadisleri inkar edenler aynı zamanda birer Kur’an-ı Kerim inkarcısı ve geniş manada İslam düşmanıdırlar.

Kendilerini “Kur’ancı” veya “Mealci” gibi isimlerle bizlere tanıtmaları gerçek yüzlerini, gaye ve amaçlarını kamufle etmeleri içindir. Onların en büyük marifetleri ilmi insanlığa hizmet için değil, İslam Dini’ne ihanet için kullanıyor olmalarıdır.

İslam Düşmanları’ndan aldıkları emirleri daha fazlasıyla yerine getirmek için ihanette birbirleriyle yarışıyorlar. Hadisi, Kur’an-ı Kerim’e inkar ettirme ihanetine kalkışarak çirkin yüzlerini göstermişlerdir. Onlar inkar yolunda hüküm, ilim, kural tanımıyorlar.

SÜNNETİ KUR’AN’A İNKAR ETTİRME İHANETİ

Tesbit edebildiğim kadarıyla Kur’an-ı Kerim’in 36 ayetinde  ح د ث kökünden gelen حَدٖيث kelimesi ve türevleri geçiyor. İnkarcılar bu ayetlerden 8 tanesine hadis kelimesinin ıstılahi manası olan “hadis” mealini veriyorlar. Diğer 28 ayete de hadis kelimesinin lügat manası olan “söz, haber, hikaye…” gibi manalar veriyorlar.

Hadis İnkarcıları’nın 8 ayetin manalarını tahrif etmeleri hadisleri Kur’an-ı Kerim’e inkar ettirme gayesini taşır. Diğer 28 ayete de “hadis” manasını vererek tahrif etmeleri halinde kumpasları ve planları geri tepecek ve rezil olacaklardır.

Bu da bize inkarcıların Hadis’in inkarı ile Kur’an-ı Kerim’in tahrif ve inkarına aynı anda başladıklarını göstermektedir

HADİS’İN KELİME VE ISTILAHÎ MANALARI

Hadisin Lügat Manası

Hadis, sözlükte, yeni anlamına geldiği gibi hikâye, rivayet, tarihî malumat manasına da gelmektedir. Ancak kelimenin ağırlık kazanan manası “söz ve haber”dir. Kur’an-ı Kerim’de genellikle bu manada kullanılmıştır.

Hadisin Istılâhî Manası

Hadis ıstılâhta, Hazreti Peygamber’in söz, fiil ve takrirleridir. Rasûlullah’ın fizikî ahvali ve sıfatları ile ilgili rivayetler ve sahabe ve tabiînden nakledilen sözler de buna dâhildir.

Sünnet ve haber hadis ile eş anlamda kullanılmıştır. Hadis ile sünnet arasında çok ince bir mana farkı vardır.

HADİS İNKARCILARININ TAHRİF ETTİKLERİ AYETLERİN DOĞRU MEALLERİ

اَللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَارَيْبَ فٖيهِ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ حَدٖيثًا

YANLIŞ MEAL 1:
“O Allah’tır, O’ndan başka ilah yoktur. Hakkında hiçbir kuşku bulunmayan kıyamet gününde, hepinizi muhakkak bir araya toplayacaktır. Hadis söyleme bakımından, Allah’tan daha sadık kim olabilir?” (4 Nisa, 87.)

DOĞRU MEAL 1:
“O Allah’tır, O’ndan başka ilah yoktur. Hakkında hiçbir kuşku bulunmayan kıyamet gününde, hepinizi muhakkak bir araya toplayacaktır. Söz söyleme bakımından, Allah’tan daha sadık kim olabilir?” (4 Nisa, 87.)

تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ فَبِاَیِّ حَدٖيثٍ بَعْدَ اللّٰهِ وَاٰيَاتِهٖ يُؤْمِنُونَ

YANLIŞ MEAL 2:
“İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah’tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise inanıyorlar?!” (45 Câsiye, 6.)

DOĞRU MEAL 2:
“İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah’tan ve onun ayetlerinden sonra hangi söze inanıyorlar?!” (45 Câsiye, 6.)

فَبِاَیِّ حَدٖيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ

YANLIŞ MEAL 3:
“Artık bundan sonra hangi hadise iman edecekler?” (77 Mürselat, 50.)

DOĞRU MEAL 3:
“Artık bundan sonra hangi söze iman edecekler?” (77 Mürselat, 50.)

فَلْيَاْتُوا بِحَدٖيثٍ مِثْلِهٖ اِنْ كَانُوا صَادِقٖينَ

YANLIŞ MEAL 4:
“Eğer doğru sözlü iseler, o Kur’an‘ın benzeri bir hadis getirsinler.” (52 Tur, 34.)

DOĞRU MEAL4:
“Eğer doğru sözlü iseler, o Kur’an‘ın benzeri bir söz getirsinler.” (52 Tur, 34.)

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَرٖى لَهْوَ الْحَدٖيثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا اُولٰئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهٖينٌ

YANLIŞ MEAL 5:
“İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah yolundan bilgisizce saptırmak için hadis eğlencesi satın alır ve onu alay konusu edinir. İşte böylelerine rezil edici bir azap vardır.” (31 Lokman, 6.)

DOĞRU MEAL 5:
“İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah yolundan bilgisizce saptırmak için söz eğlencesi satın alır ve onu alay konusu edinir. İşte böylelerine rezil edici bir azap vardır.” (31 Lokman, 6.)

اَوَلَمْ يَنْظُرُوا فٖى مَلَكُوتِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَیْءٍ وَاَنْ عَسٰى اَنْ يَكُونَ قَدِ اقْتَرَبَ اَجَلُهُمْ فَبِاَیِّ حَدٖيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ

YANLIŞ MEAL 6:
“Göklerin ve yerin melekûtuna, Allah’ın yarattığı herhangi bir şeye bakmadılar mı; ecellerinin gerçekten yaklaşmış olabileceğini düşünmediler mi? Peki, bu Kur’an’dan sonra hangi hadise iman ediyorlar?” (7 A’raf, 185.)

DOĞRU MEAL 6:
“Göklerin ve yerin melekûtuna, Allah’ın yarattığı herhangi bir şeye bakmadılar mı; ecellerinin gerçekten yaklaşmış olabileceğini düşünmediler mi? Peki, bu Kur’an’dan sonra hangi söze iman ediyorlar?” (7 A’raf, 185.)

لَقَدْ كَانَ فٖى قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِاُولِى الْاَلْبَابِ مَا كَانَ حَدٖيثًا يُفْتَرٰى وَلٰكِنْ تَصْدٖيقَ الَّذٖى بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصٖيلَ كُلِّ شَیْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

YANLIŞ MEAL 7:
“Yemin olsun ki, resullerin hikâyelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu Kur’an, uydurulacak bir hadis değildir; aksine o, önündekini tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.” (12 Yusuf, 111.)

DOĞRU MEAL 7:
“Yemin olsun ki, resullerin hikâyelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu Kur’an, uydurulacak bir söz değildir; aksine o, önündekini tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.” (12 Yusuf, 111.)

اَللّٰهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَدٖيثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِىَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذٖينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلٖينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِ ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْدٖى بِهٖ مَنْ .يَشَاءُ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ

YANLIŞ MEAL 8:
“Allah kitabını en güzel hadisle, en güzel benzetmelerle, en güzel misallerle indirdi. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra da hem derileri hem de kalpleri, Allah’ın zikri/ Kur’an’ı karşısında yumuşar. Bu, Allah’ın kılavuzudur ki, onunla dilediğini/ dileyeni hidayete erdirir. Allah’ın saptırdığına gelince, ona kılavuzluk edecek yoktur.” (39 Zümer, 23.)

DOĞRU MEAL 8
“Allah kitabını en güzel kelamla, en güzel benzetmelerle, en güzel misallerle indirdi. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra da hem derileri hem de kalpleri, Allah’ın zikri/ Kur’an’ı karşısında yumuşar. Bu, Allah’ın kılavuzudur ki, onunla dilediğini/ dileyeni hidayete erdirir. Allah’ın saptırdığına gelince, ona kılavuzluk edecek yoktur.” (39 Zümer, 23.)

Hadis İnkarcıları’nın ilmî değil, ama ihanet ve şeytanî planlarının neticesi olarak Kur’an ayetlerini süflî emelleri için kullanmada çok, ama çok mahir, ahlaksız ve pervasız olduklarını misalleriyle gördük. Bu şeytanî planlarının arkasındaki gerçeği göremeyenler onların bu hezeyanlarını doğru kabul ediyor, görenler de tamamıyle reddediyorlar. Yanlış yolda oldukları kendilerine defalarca söylenmesine rağmen bu adamlar yollarına devam etmektedirler.

Hadisi, Kur’an ayetlerine inkar ettirme çabaları ile esas varmak istedikleri yolun son noktası Kur’an’ın inkardır. İsmi bizden olan ve akademist, ilahiyatçı ünvanı taşıyan bu adamlar dine kafirlerden daha büyük zarar veriyorlar.

Ancak bu Allah Düşmanları’nın kirli emellerine kurban etmeye cesaret edemedikleri ayetler de var.

SÜLEYMAN ATEŞ VE YAŞAR NURİ ÖZTÜRK BÖYLE MEAL VERİR

Ben bu yanlış mealleri Yaşar Nuri Öztürk ve Süleyman Ateş’in meallerinden okudum. Ateş 5 ayete “hadis” diye meal verirken, Öztürk bu 8 ayete “hadis” diye meal veriyor. Diğer inkarcıların meallerine bakmadım bile.

Bütün Hadis İnkarcıları da bu yanlış mealleri kullanyorlar. “En güzel hadis Kur’an’dır” diyorlar. Aslında bu sözleri bile Kur’an-ı Kerim’e çok büyük bir hakarettir. İnkardır. Çünkü Hadis insan sözüdür. Haşa onlar “Kur’an insan sözüdür” demiş oluyorlar. Fakat bunu anlamıyorlar bile.

Yaşar Nuri’nin etkilendiği yolundan yürüdüğü hocaların ilki Hüseyin Atay, ikincisi de Süleyman Ateş’tir. Ayetleri tahrif etmede boynuz kulağı geçmiştir.

İNKARCILARIN TAHRİF ETMEYE CESARET EDEMEDİKLERİ AYETLER

Yukarıda tahrif edilen ayetlerin doğru meallerini vererek inkarcıların amaçlarını ortaya koymaya çalıştık. İnkarcılar, planlarının çökeceğini bildikleri için diğer 28 ayetin yanından bile geçmediklerini de biliyoruz. Eğer bu ayetlere de aynı meali verselerdi, Hadisleri Kur’an’a inkar ettirmeye çabaları anında çökecekti.

İnkar için Kur’an ve Sünnet’e yaptıklarının dehşet ve kötülüğünü anlatabilecek bir tek kelime bulamıyorum. İşlerine geldiği gibi ayetlerin orasını burasını yontarak, hakkı gizleme ihanetlerine sessiz kalamazdım. Ancak tahrif etmeye cesaret edemedikleri ayetleri size anlatarak maskelerini düşürürüm Allah’ın izniyle.

İşte tahrif etmeye hem cesaret edemedikleri hem de görmemeye çalışarak inkar ettikleri ayetler:

Cesaretleri varsa, bu ayetlerin yanlış meallerini bir kez okusunlar.

يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوّٰى بِهِمُ الْاَرْضُ وَلَا يَكْتُمُونَ اللّٰهَ حَدٖيثًا

DOĞRU MEAL 1:
O kıyamet günü, Allah’ı inkar edip Peygamber’e isyan edenler, yer yarılıp içine girmiş olmayı isterler ve Allah’tan hiçbir sözü gizleyemezler.” (4 Nisa 42.)

YANLIŞ MEAL 1:
O kıyamet günü, Allah’ı inkar edip Peygamber’e isyan edenler, yer yarılıp içine girmiş olmayı isterler ve Allah’tan hiçbir hadisi gizleyemezler.” (4 Nisa 42.)

اَيْنَ مَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ فٖى بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍ وَاِنْ تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا هٰذِهٖ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا هٰذِهٖ مِنْ عِنْدِكَ قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰه فَمَالِ هٰؤُلَاءِ الْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدٖيثًا

DOĞRU MEAL 2:
“Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalayacaktır. Titizlikle korunan muhteşem kulelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik isabet ettiğinde, “Bu, Allah katındandır!” derler. Ama kendilerine bir kötülük dokunduğunda, “Bu senin yüzündendir.” derler. De ki: “Hepsi, Allah katındandır.” Şu topluluğa ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!” (4 Nisa 78.)

YANLIŞ MEAL 2:
“Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalayacaktır. Titizlikle korunan muhteşem kulelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik isabet ettiğinde, “Bu, Allah katındandır!” derler. Ama kendilerine bir kötülük dokunduğunda, “Bu senin yüzündendir.” derler. De ki: “Hepsi, Allah katındandır.” Şu topluluğa ne oluyor ki, neredeyse hiçbir hadisi anlamıyorlar!” (4 Nisa 78.)

فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ عَلٰى اٰثَارِهِمْ اِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهٰذَا الْحَدٖيثِ اَسَفًا

DOĞRU MEAL 3:
“Şimdi sen, bu söze inanmazlarsa, belki de arkalarından kendini eritircesine üzüleceksin.” (18 Kehf, 6.)

YANLIŞ MEAL 3:
“Şimdi sen, bu hadise inanmazlarsa, belki de arkalarından kendini eritircesine üzüleceksin.” (18 Kehf, 6.)

.اَفَمِنْ هٰذَا الْحَدٖيثِ تَعْجَبُونَ
.وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُون
.وَاَنْتُمْ سَامِدُونَ

DOĞRU MEAL 4:
“Şimdi siz bu sözden mi hayrete düşüyorsunuz? Gülüyorsunuz, ağlamıyorsunuz! Ve siz, kibirlenip kafa tutarak sersemce somurtuyorsunuz.” (53 Necm, 59-61.)

YANLIŞ MEAL 4:
“Şimdi siz bu hadisden mi hayrete düşüyorsunuz? Gülüyorsunuz, ağlamıyorsunuz! Ve siz, kibirlenip kafa tutarak sersemce somurtuyorsunuz.” (53 Necm, 59-61.)

تَنْزٖيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
اَفَبِهٰذَا الْحَدٖيثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَ
.وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

DOĞRU MEAL 5:
“Âlemlerin Rabbi’nden indirilmiştir. Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah’ın verdiği rızka O’nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?” (56 Vakıa, 80-82.)

YANLIŞ MEAL 5:
“Âlemlerin Rabbi’nden indirilmiştir. Şimdi siz, bu hadisi mi küçümsüyorsunuz ve Allah’ın verdiği rızka O’nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?” (56 Vakıa, 80-82.)

فَذَرْنٖى وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهٰذَا الْحَدٖيثِ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ

DOĞRU MEAL 6:
“Bu sözü yalanlayanla beni baş başa bırak. Onları, bilmedikleri yerden yakalayacağız.” (68 Kalem, 44)

YANLIŞ MEAL 6:
“Bu hadisi yalanlayanla beni baş başa bırak. Onları, bilmedikleri yerden yakalayacağız.” (68 Kalem, 44.)

رَبِّ قَدْ اٰتَيْتَنٖى مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنٖى مِنْ تَاْوٖيلِ الْاَحَادٖيثِ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَنْتَ وَلِيّٖ فِى الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ تَوَفَّنٖى مُسْلِمًا وَاَلْحِقْنٖى بِالصَّالِحٖينَ

DOĞRU MEAL 7:
“Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.” (12 Yusuf 101.)

YANLIŞ MEAL 7:
“Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana hadislerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.” (12 Yusuf 101.)

وَاِذَا رَاَيْتَ الَّذٖينَ يَخُوضُونَ فٖى اٰيَاتِنَا فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا فٖى حَدٖيثٍ غَيْرِهٖ وَاِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرٰى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ

DOĞRU MEAL 8:
“Âyetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma.” (6 En’am 68.)

YANLIŞ MEAL 8:
“Âyetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir hadise dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma.” (6 En’am 68.)

هَلْ اَتٰیكَ حَدٖيثُ مُوسٰى

DOĞRU MEAL 9:
“(Ey Muhammed!) Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?”(79 Naziat 15.)

YANLIŞ MEAL 9:
“(Ey Muhammed!) Mûsâ’nın hadisi sana geldi mi?”(79 Naziat 15.)

وَهَلْ اَتٰيكَ حَدٖيثُ مُوسٰى

DOĞRU MEAL 10:
“Mûsâ’nın haberi sana ulaştı mı?” (20 Ta-ha 9.)

YANLIŞ MEAL 10:
“Mûsâ’nın hadisi sana ulaştı mı?” (20 Ta-ha 9.)

.هَلْ اَتٰيكَ حَدٖيثُ الْجُنُودِ
.فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ

DOĞRU MEAL 11:
“Orduların, Firavun ve Semûd’un haberi sana geldi mi?” (85 Buruc 17-18.)

YANLIŞ MEAL 11:
“Orduların, Firavun ve Semûd’un hadisi sana geldi mi?” (85 Buruc 17-18.)

هَلْ اَتٰيكَ حَدٖيثُ الْغَاشِيَةِ

DOĞRU MEAL 12:
“Dehşeti her şeyi kaplayan felaketin haberi sana geldi mi?” (88 Gaşiye 1.)

YANLIŞ MEAL 12:
“Dehşeti her şeyi kaplayan felaketin hadisi sana geldi mi?” (88 Gaşiye 1.)

هَلْ اَتٰيكَ حَدٖيثُ ضَيْفِ اِبْرٰهٖيمَ الْمُكْرَمٖينَ

DOĞRU MEAL 13:
“Ey Muhammed!) İbrahim’in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi?” (51 Zariyat 24.)

YANLIŞ MEAL 13:
“Ey Muhammed!) İbrahim’in ağırlanan misafirlerinin hadisi sana geldi mi?” (51 Zariyat 24.)

فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَيْنَ اَسْفَارِنَا وَظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ اَحَادٖيثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ

DOĞRU MEAL 14:
“Onlar ise, “Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır” dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret kıssalarına çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.” (34 Sebe 19.)

YANLIŞ MEAL 14:
“Onlar ise, “Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır” dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret hadislerine çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.” (34 Sebe 19.)

ثُمَّ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا كُلَّمَا جَاءَ اُمَّةً رَسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَاَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ اَحَادٖيثَ فَبُعْدًا لِقَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ

DOĞRU MEAL 15:
“Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete kendi peygamberi geldikçe onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helak ettik ve onları birer ibretli hikaye yaptık. Artık inanmayan bir kavim Allah’ın rahmetinden uzak olsun!” (23 Müminun 44.)

YANLIŞ MEAL 15:
“Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete kendi peygamberi geldikçe onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helak ettik ve onları birer ibretli hadis yaptık. Artık inanmayan bir kavim Allah’ın rahmetinden uzak olsun!” (23 Müminun 44.)

وَقَالَ الَّذِى اشْتَرٰیهُ مِنْ مِصْرَ لاِمْرَاَتِهٖ اَكْرِمٖى مَثْوٰیهُ عَسٰى اَنْ يَنْفَعَنَا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِى الْاَرْضِ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَاْوٖيلِ الْاَحَادٖيثِ وَاللّٰهُ غَالِبٌ عَلٰى اَمْرِهٖ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

DOĞRU MEAL 16:
“O’nu satın alan Mısırlı kişi hanımına dedi ki: “Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz.” İşte böylece biz Yûsuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların/haberlerin yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (12 Yusuf 21.)

YANLIŞ MEAL 16:
“O’nu satın alan Mısırlı kişi hanımına dedi ki: “Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz.” İşte böylece biz Yûsuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların/hadislerin yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (12 Yusuf 21.)

قَالَ فَاِنِ اتَّبَعْتَنٖى فَلَا تَسْپَلْنٖى عَنْ شَیْءٍ حَتّٰى اُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْرًا

DOĞRU MEAL 17:
“Dedi ki: “O halde bana tâbi olacaksan, kendisinden ben bir söz açmadıkça, bana hiç bir şeyden sorma.” (18 Kehf 70.)

YANLIŞ MEAL 17:
“Dedi ki: “O halde bana tâbi olacaksan, kendisinden ben bir hadis açmadıkça, bana hiç bir şeyden sorma.” (18 Kehf 70.)

وَكَذٰلِكَ يَجْتَبٖيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَاْوٖيلِ الْاَحَادٖيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَا اَتَمَّهَا عَلٰى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْحٰقَ اِنَّ رَبَّكَ عَلٖيمٌ حَكٖيمٌ

DOĞRU MEAL 18:
“İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların ve sözlerin yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”(12 Yusuf 6.)

YANLIŞ MEAL 18:
“İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların ve hadislerin yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (12 Yusuf 6.)

يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَا

DOĞRU MEAL 19:
“İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır.” (99 Zilzal 4.)

YANLIŞ MEAL 19:
“İşte o gün, yer, kendi hadislerini anlatır.” (99 Zilzal 4.)

وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ

DOĞRU MEAL 20:
“Rabbinin nimetine gelince; işte onu anlat.” (93 Duha 11.)

YANLIŞ MEAL 20:
“Rabbinin nimetine gelince; işte onu hadis et.” (93 Duha 11.)

وَمَا يَاْتٖيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضٖينَ

DOĞRU MEAL 21:
“Rahmân’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.” (26 Şuara 5.)

YANLIŞ MEAL 21:
“Rahmân’dan kendilerine gelen her yeni hadisten mutlaka yüz çevirirler.” (26 Şuara 5.)

مَا يَاْتٖيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ اِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ

DOĞRU MEAL 22:
“Rab’lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler.” (21 Enbiya 2.)

YANLIŞ MEAL 22:
“Rab’lerinden kendilerine yeni bir hadis (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler.” (21 Enbiya 2.)

وَاِذْ اَسَرَّ النَّبِىُّ اِلٰى بَعْضِ اَزْوَاجِهٖ حَدٖيثًا فَلَمَّا نَبَّاَتْ بِهٖ وَاَظْهَرَهُ اللّٰهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَاَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ فَلَمَّا نَبَّاَهَا بِهٖ قَالَتْ مَنْ اَنْبَاَكَ هٰذَا قَالَ نَبَّاَنِىَ الْعَلٖيمُ الْخَبٖيرُ

DOĞRU MEAL 23:
“Hani peygamber eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” dedi.” (66 Tahrim 3)

YANLIŞ MEAL 23:
“Hani peygamber eşlerinden birine gizli bir hadis söylemişti. Fakat eşi o hadisi (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” dedi.” (66 Tahrim 3.)

وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ قُرْاٰنًا عَرَبِیًّا وَصَرَّفْنَا فٖيهِ مِنَ الْوَعٖيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ اَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا

DOĞRU MEAL 24:
“Böylece Kur’an’ı Arapça olarak biz indirdik ve olur ki Allah’a karşı gelmekten sakınırlar, yahut onlara bir öğüt olsun diye onda tehditleri tekrar tekrar sıraladık.” (20 Ta-ha 113.)

YANLIŞ MEAL 24:
“Böylece Kur’an’ı Arapça olarak biz indirdik ve olur ki Allah’a karşı gelmekten sakınırlar, yahut onlara bir hadis olsun diye onda tehditleri tekrar tekrar sıraladık.” (20 Ta-ha 113.)

وَاِذَا لَقُوا الَّذٖينَ اٰمَنُوا قَالُوا اٰمَنَّا وَاِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ قَالُوا اَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَاجُّوكُمْ بِهٖ عِنْدَ رَبِّكُمْ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

DOĞRU MEAL 25:
“Onlar iman edenlerle karşılaşınca, “İman ettik” derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: “Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi, Allah’ın size bildirdiklerini onlara haber mi veriyorsunuz? (Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?” (2 Bakara 76.)

YANLIŞ MEAL 25:
“Onlar iman edenlerle karşılaşınca, “İman ettik” derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: “Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi, Allah’ın size bildirdiklerini onlara hadis mi veriyorsunuz? (Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?” (2 Bakara 76.)

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِى الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا فٖى حَدٖيثٍ غَيْرِهٖ اِنَّكُمْ اِذًا مِثْلُهُمْ اِنَّ اللّٰهَ جَامِعُ الْمُنَافِقٖينَ وَالْكَافِرٖينَ فٖى جَهَنَّمَ جَمٖيعًا

DOĞRU MEAL 26:
“Oysa Allah size Kitapta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi halde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.” (4 Nisa 140).

YANLIŞ MEAL 26:
“Oysa Allah size Kitapta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir hadise geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi halde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.” (4 Nisa 140)

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ اِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَاَحْصُوا الْعِدَّةَ وَاتَّقُوا اللّٰهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ اِلَّا اَنْ يَاْتٖينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ لَا تَدْرٖى لَعَلَّ اللّٰهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذٰلِكَ اَمْرًا

DOĞRU MEAL 27:
“Ey peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde onları iddetlerini dikkate alarak (temizlik halinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah’a karşı gelmekten sakının. Apaçık bir hayasızlık yapmaları dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum ortaya çıkarır.” (65 Talak 1.)

YANLIŞ MEAL 27:
“Ey peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde onları iddetlerini dikkate alarak (temizlik halinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah’a karşı gelmekten sakının. Apaçık bir hayasızlık yapma-ları dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum hadis eder.” (65 Talak 1.)

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِىِّ اِلَّا اَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ اِلٰى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرٖينَ اِنٰیهُ وَلٰكِنْ اِذَا دُعٖيتُمْ فَادْخُلُوا فَاِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلَا مُسْتَاْنِسٖينَ لِحَدٖيثٍ اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ يُؤْذِى النَّبِىَّ فَيَسْتَحْيٖ مِنْكُمْ وَاللّٰهُ لَا يَسْتَحْيٖ مِنَ الْحَقِّ وَاِذَا سَاَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَسْپَلُوهُنَّ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ ذٰلِكُمْ اَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُؤْذُوا رَسُولَ اللّٰهِ وَلَا اَنْ تَنْكِحُوا اَزْوَاجَهُ مِنْ بَعْدِهٖ اَبَدًا اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظٖيمًا

DOĞRU MEAL 28:
“Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikâhlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır. (33 Ahzap 53.)

YANLIŞ MEAL 28:
“Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Hadis için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikâhlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır.” (33 Ahzap 53.)

SON SÖZ

8 ayeti tahrif ederek Hadisleri Kur’an-ı Kerim’e ettirmek için kullandıkları gibi, 28 ayetin bir defa olsun tahrif edilmiş meallerini okumalarını istedik. Böylece yanlış, yalan, ihanet ve inkarlarından vazgeçip vazgeçmeyeceklerini görmek istedik. Tercih onların, ama bu adamların İslam Dini ile savaştan vazgeçmelerini istemek de bizim hak ve vazifemizdir.

Bu çalışma inkarcıları durdurmaya yetmese bile, onlara kanıp imanlarını kaybetme noktasına gelen insanları uyarmaya yeter inşaallah! Bütün çabamız insanların imanlarını kaybetmemeleridir.

Gayret bizden tevfik Allah Teâlâ’dandır.

Muhammed Mücahid Okcu

www.muhammedmucahid.com