Hangi kadının beyanı esastır?

kadinin-beyani-esastir-ne-demek-800x400

Yeni bir hareket veya anlayış ortaya çıktı. Bunun neticesi olarak “Kadının beyanı esastır” sözleri gündeme hakim oldu, hukuku teslim aldı. Hukukun yerine arka cephesi saklanan, gizlenen saplantılar hakim oldu. Birileri birşeyler yapıyor, ama ne yaptıklarından habersizler. Yaptıkları da iyilik getirmiyor. Yaptığınız bir iş, tavır, hareket iyilik getirmiyorsa, siz zaten kendi aleyhinize çalışıyorsunuz demektir.

Ne mi getiriyor?.. Bu “Kadının beyanı esastır” saplantısı kargaşa, kan, gözyaşı getiriyor. Ve sonunda yıkılan yuvalar…

Bu kanun da diğerleri gibi Batı’dan ithal. Ta ilkokuldan başlayıp üniversiteye kadar, hatta hayatımızın her anında sözde gelişmişliği, modernliği ve medeniyeti beynimize kazınan Batı’dan. Aslında her türlü ihaneti ve bayağılığı bünyesinde barındıran Batı’dan. 33 yıl boyunca bizzat ne olup olmadına şahit olduğum Batı’dan.

Bütün hakikatleri burada sizlere anlatmaya kalksam ya beni taşlarsınız, ya da kafayı yemekle karşı karşıya kalırsınız.

BEYANIN ESAS OLMASINDA DELİLİNİZ NEDİR?

Erkeğin, kadının veya çocuğun beyanı neye göre esastır? İnsanoğlu hatadan, ihanetten, yalandan, iftira etmekten, menfaat uğruna başkasına zulmetmekten, haram işlemekten, her türlü tecavüz ve diğer kötülüklerden münezzeh midir ki beyanları esas olabilsin?

Bu ve bu gibi sorularıma müsbet cevap verebilecek insan tanımıyorum. İnsanların hata ve kötülüklerden münezzeh olduğunu söyleyecek bir tek ferdin dahi varolduğunu sanmıyorum. Evet, peygamberler günah işlemekten münezzehtirler. O da Allah Teâlâ’nın koruması altında olmalarındandır.

Yüzde yüz “Kadının beyanı esastır.” düşüncesine varmanıza sebep olan şey nedir? Kadının, erkeğin, çocukların, yani insanların beyanlarının doğru olduğuna deliliniz nedir?

Bütün peygamberleri ve kitapları Allah, insanları doğru yola iletmek için gönderdi. Allah Teâlâ, düşünme, konuşma ve hareket kabiliyeti vermediği taş ve ağaçlara cennet ve cehennemden söz etmiyor. İnsanları cehennem ile korkutuyor, cennet ile müjdeliyor. Niye?

Açık bir ifade ile söyleyeyim ki, insanların beyanları hep doğru ve yerinde olsaydı, Allah Teâlâ ne peygamber gönderirdi, ne de kitap. Ne cehennemi anlatırdı, ne de cenneti. Ne haramları sıralardı, ne de helalleri.

Bu kafa ile hareket edilerek problemler çözülmeye kalkılırsa, asla bir arpa boyu yol alınamaz. Aksine hep geriye, uçuruma doğru yol alınır.

BATI’DA ‘KADININ BEYANI ESASTIR’

Sizlere Batı’yı tarif babında bazı şeyleri ara ara anlatmaya devam edeceğim. Ancak bazı fikir, düşünce ve kanunların Batı’dan ihtal edildiğini her daim tekrarlıyorum. Beyan meselesi de bunlardan biri.

Batı Ülkeleri’nde kadının beyanına dikkat ediliyor. Bu bilinen bir şey. Sık sık yaşanan bir şey de.

Bir kadın “20 yıl önce falanca bana tecavüz etmişti” dese, adamın ipi çekiliyor.

Yine bir kadın “Kocam bana falanca tarihde tecavüz etti” dese, adamın hayatı kayıyor.

Ancak bu gibi kadınlar sabah, öğle ve akşam bir sürü elden geçerken beyan meselesi ne kendisinin ne de hakimlerin aklına geliyor. Yalınız hiddetlenen kadının sırf karşısındakini rezil etmek için söylediği her söz dikkate alınıyor.

İşte size bal gibi “kadının beyanı esastır”ın gerçek yüzü.

Bu durumda Batı’da kadınların kedi, köpek kadar değerleri yok. Sadece kağıt mendil gibi kullanılıp kullanılıp atılıyorlar. Beyanı esas olan kadının niye değeri bir kuruş etmiyor?

HANGİ KADININ BEYANI ESASTIR?

Bir de Batı’ya baka baka Batılı insanlardan çok daha aşağılık hale gelen insanlarımıza bakalım. Erkeği erkek, kadını da kadın olmaktan çıkaran hale nasıl düştüğümüze bakalım. Kafir kadın ve erkeklerden bir farkımız kalmış mı acaba?

Namussuzluktan vazgeçmediği için bir tokat atılması neticesinde “Babam bana tecavüz etti” demek suretiyle babasının hayatını bitiren bir kadının beyanı mı?

Kocasını kodese tıkmak için “4 yaşındaki kızına tecavüz etti” diye ayrıldığı kocasını suçlayan kadının beyanı mı?

Metres olarak yaşamasına mani olmaya çalışan kocasını evden attırmak için birbir yalanla polis veya savcıya koşan kadının beyanı mı?

Hergün sabahlara kadar pislik yuvalarında dolaşıp gece üçten sonra evine gelen bir kadının beyanı mı?

Her türlü namussuzluğu, ahlaksızlığı ve şiretliği yaptıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi kocasının ve çocuklarının yüzüne bakan kadının beyanı mı?

Her türlü namussuzluğu yaptığı halde kocasından, çocuklarından ve çevresinden saygı ve sevgi bekleyen kadının beyanı mı?

Fevrî davranan, iç güdüleri karmakarışık olan, nerede ne yapacağı belli olmayan kadının beyanı mı?

Yoksa, iman timsali olan, her zorluğu göğüs geren, kocası ve çocukları için pervane olan kadının beyanı mı?

Hangi kadının beyanı esastır?

Batı, kadını esas konumundan çıkarıp orta malı haline getirmiştir. Artık kadın kadın değildir. Fakat kadını kadınlıktan çıkardıktan sonra ona değer veriyormuş gibi yapıp “kadının beyanını esas almak”la hem kadına hem de insanlığa yeni bir ihanetin kapısı aralanmıştır.

Batı hiçbir tavır, eylem ve kararında samimi değildir. Dürüst değildir. Gerçekçi değildir. Batı her zaman yaptıklarının yalan, yanlış, ihanet, zulüm olduğunu kamufle etmek için bir sürü oyun oynar. Plan yapar. Yanlış ve zulümlerini kamufle eder.

Batı budur. Böyle bir zihniyetin ürünü de bizi can evimizden vurur. İyilik getirmez.

KADIN TEK KULLANIMLIK BİR META HALİNE GETİRİLMİŞTİR

Batı’nın kadın anlayışının nerelere geldiğini ve bizim de o yola sokulduğumuzu artık anlayınız. Tehlikeli bir viraja girdiğimizi hiçbir kimse aklından çıkarmasın. Bizler Batı’nın düştüğü uçuruma düşersek bir daha çıkamayız. Bunu asla unutmayınız.

Batı’da kadın yok olmuştur.

Batı’da kadın yalnızdır.

Batı’da kadın tek kullanımlık mal gibi kullanılıp sonra da atılmaktadır.

Batı’da kadın sömürü aletidir.

Batı’a kadın anneliğini ve eşliğini kaybetmiştir.

Batı’da kadın, sabah, öğle ve akşam kiminle beraber olduğunu, kime ait olduğunu bilemez hale gelmiştir.

Batı’da kadının görünüş ve duruşu bile kaybolmuştur.

Beter bir hale soktuğunuz kadının “beyanını esas almak” şöyle dursun, bütün dünyayı ona verseniz ne yazar? Yaptığınız jestler onlara Allah’ın verdiği makama çıkarabilir mi?

Verdiğiniz sahte rütbe, makam ve madalyalar “Cennet anaların ayaklarının altındadır.” hükmünü aşıp kadınları cennete koyabilir mi?

Babayı “tecavüzcü” damgasından, kocayı “p…..k adam” statüsünden, çocukları f….nin çocuğu” görüntüsünden kurtarabilir mi?

Ve bu jestleriniz, “Çıkmış 90’a, inmez 80’e…” deyip elden ele gezmeye devam etmekten kadını alıkoyabilir mi? Asla!..

Bunu onlar da biliyor. Sizler de işin farkındasınız. Batı bunun farkında. Lakin kendilerini aldatmaktan, yalan söylemekten, kadına, erkeğe, kendilerine ve kainata ihanetten de geri durmuyor. Bizler de onların yolundan yürümeye çalışıyoruz.

Niye?..

BEYAN DEĞİL, DOĞRUYU BULMAK ESASTIR

Allah Teâlâ erkeğin, kadının ve çocukların yerini, değerini, hakkını ve vazifelerini tek tek belirlemiştir. Bunu da peygamberleri vasıtasıyla kullarına açıklamıştır.

Mesela!..

Erkeklere “Kadınlarınızla iştişare edin. İştişare anında mehalefet edin. Fakat söyledikleri doğru ise onların dediklerini yapın…” hükmü vaaz edilmiştir.

Böyle bir emrin hikmetleri de çok çok açıktır. Ancak insanlık düşmanı, namus, iman, haysiyet ve şeref yoksunu bir takım insanlar bunu bile dillerine dolamışlardır. Bizdeki Kur’an ve Sünnet Düşmanları Batı adına bu hadisi inkar etseler de, bizim yolumuzu çizen Muhammedî düsturumuzdur.

Sırf Allah’a ve peygamberine düşmanlık için var olan bu herifler kendilerini ilahlık payesine layık görenlerdir. Onların derdi, ne hüküm, ne insanlık, ne de dünyanın huzurudur. Tek dertleri kendilerini biryerlerde görme arzusudur.

Bunlar, adı bizden, yeyip içtikleri bizden, teneffüs ettikleri hava bizden olduğu gibi kimliklerinde de İslam yazan, ama küfrün maşası olmaktan ileri gidemeyenlerdir.

CEZA ARTIK ÇARE OLMAKTAN ÇIKMIŞTIR

İslam’da ceza son çaredir. Ve ceza ferdi suç işlemekten vazgeçirmek için kullanılır. Suçluyu topluma kazandırılma umudu kalmamışsa, o zaman o suçlunun tamamen ortadan kaldırılması farz olur.

Beşerî sistem içerisinde artık ceza caydırıcı güç olmaktan çıkmıştır.

Ceza, insanları korkutmuyor…

Ceza, insanların akıllarını başlarına getirmeye yetmiyor…

Ceza, kâr ve zararı ayırdetmeye yetmiyor…

Ceza, diğer insanların da yaşamaya ve huzura ihtiyacı olduğuna suçluyu ikna etmeye yetmiyor.

Öyle ise burada bir yanlışlık var. Biz bu problemi enine boyuna düşünmeliyiz. Problemin temeline inmeli ve sonuçlarını iyi değerlendirmeliyiz. Ondan sonra da gerçek ilacı vermeliyiz. Bunu yapmazsak, hastayı tamammen kaybedebiliriz.

ÇARESİZ KALDIĞIM TEK NOKTA BU!

Hangisi mi? Onu şu satırlarımı okuduğunuz zaman siz de anlayacaksınız.

İster kadın haklı olsun, isterse erkek haklı olsun, neticede ceza verdiğimiz bir erkek, eşini, çocuklarını, anne, baba, kardeş, kaynana, kayınbaba ve diğer akrabalarını öldürüyor. Bir mahalle dolusu insanın canını aldıktan sonra intihar ediyor. Bir çok insan da aynı yolu takip ediyor. Cezaya rağmen suç ve suçlu bir türlü bitmiyor.

İntihar neticesinde ceza verecek suçlu da bulamıyorsunuz. Ki, verilen ceza diğer insanlar için caydırıcı bir unsur olamıyor.

Kim bizi bu hale getirdi? Bunu başarmak için ne kadar zamandan beri çalıştılar? Neler yaptılar? Bizden neleri alıp götürdülar? Biz hangi hataları yaptık ki, bu hale geldik?

Bunda bizim bir yığın hatamız var. En son hatamız intihar edenleri musalla taşına koyup cenaze namazlarını kılmak, dua etmek ve hakkımızı helal ederek “iyi bilirdik” demek suretiyle şahitlik etmek olmasın.

TEDAVİYE İHTİYACIMIZ VAR

Ne erkek ve kadının beyanları doğru, ne de cezaların caydırıcılığı var. Problem beyinlerde hükümranlığını koruyor. Öyle ise millet olarak acilen büyük bir tedaviye ihtiyacımız var.

Kabul edelim veya etmeylim, her bir ferdin bunda sorumluluğu mevcut. Herkes sorumluluğunun gereğini yerine getirmeli.

İmanî noktadaki eksiklerimiz ortadan kaldırılmazsa, polisiye önlemler bir işe yaramıyor, yaramaz. Sonucu gördük ve görüyoruz. Sonra bunun hukukî boyutu Allah’ın emirlerine göre boyutlandırılmalı. Vesaire…

Mesele beyan meyan meselesi değil, bataklıktan nasıl çıkacağımızın çaresini bulma meselesidir. Dert bizim, çözmek de bize düşer. Sakın ha batıdan çözüm ithal etmeye kalkmayın. Kel bulsa, başına çalar. Zaten onlardan aldıklarımız bizi bu hale getirmedi mi?

POLİSİYE TEDBİRLER HEP GERİ TEPER

Polisiye tedbirler çare olmuyor. Onlardan ithal edilen kanunlar da. Mesela Ömürboyu nafaka kanunu neler getirip neler götürdüğüne bir bakın. Bu kanun kadını ayakta mı tutuyor, bataklığa mı sürüklüyor, yoksa mezara mı sokuyor dersiniz?

Her yapılan anlaşma, kanun ve düzenlemenin getirisi ve götürüsünü hesaba katmadan hareket ederseniz, iyilik yapalım derken en basitiyle katil bile olursunuz.

İsterseniz beraber her şeyi tek tek ortaya koymaya çalışalım. Ne dersiniz?

SUÇLUYU SAVUNMUYORUM, BU HER ZAMAN BİLİNE!..

Buraya kadar anlattıklarıma bakarak kadın ile erkek arasında bir ayrımcılık yaptığım sonucuna varma cinayetini işleyenler çıkmaz inşaallah. Sisli havadan nem kapanları sevmem. Okuduğunu ölçüp biçmeden kafasına göre fikir yürütenleri asla sevmem. Bu gibiler çoğu zaman çok büyük yanlışlara ve çirkin olaylara sebep olurlar.

Kadının veya erkeğin suçlu veya haklı olması bir yana, bu yolda yapılan yanlış ve hatalarla hayatların çekilmez hale gelmesine, canların yokoluşuna sebep olunması büyük bir ihanettir. Bu gibi ihanetler toplumu yokeder. Bir milleti tarihden siler.

Kulların kendi işkembelerinden çıkardıkları ile değil, Allah’ın emrettiği şekilde her suçlu suçunun cezasını çekmelidir. Bunu bilir, bunu söylerim.

BATI İLE YAPILAN HER ANLAŞMA BİZİM ALEYHİMİZEDİR

Birçok insan aile depremine İstanbul Sözleşmesi’nin ve yapılan kanunların sebep olduğunu açıklıyorlar. Doğrudur.

Batı bizi de kendisine benzetmeye çalışarak aile ve toplumu yoketmeye çalışıyorlar. Biz de onlara yaptığımız anlaşmalar ve ithal ettiğimiz kanunlarla destek olmuş oluyoruz. Bir defa hiçbiri bizim iyiliğimizi istemezler. Onlardan ihtal ettiğimiz kanunlar da bizim yapımıza uymaz.

Sözde kadın haklarını koruyan kanunlar, süresiz nafaka kanunu ve diğerleri aile yapımızı bozuyor. Bozulan yapı da aile ve toplum yapımızı ortadan kaldırıyor.

İşte bugünkü anlayış, düşünce, kanun, tedbir ve anlaşmaların getirdikleri:

-. Erkek, kadın ve çocuklar yalnızlaşıyor.

-. Suçlu ve suçsuz birbirine karışıyor.

-. Tarafların yalan, iftira ve sahtekarlıkları birbirini takip ediyor.

-. Nafaka yüzünden evlenemeyen veya evlenmeyenler yüzünden taraflar  zinaya sürükleniyor.

-. Evlenme ve aile mefhumu yokoluyor.

-. Kadınlar ve erkekler metras hayatı yaşamaya başlıyor.

-. Aile mefhumunun yokoluşuyla devletin temeline dinamit yerleştirilmiş oluyor.

ALLAH VE RASÛLÜ’NÜN BEYANINI ESAS ALIN!

Biz beyanı esas almak zorundaysak, Allah Teâlâ’nın ve Rasûlullah’ın beyanını esas alalım. Bu durumda ne yanlış yapar, ne de zarara uğrarız.

Hükmü Allah’a, tatbikatını da Rasulullah’a bırakmayanlar, kendilerini ilahlaştırırlar. Böylece toplumda huzur, güven, iman ve ahlak bırakmazlar. İçinden çıkılmaz hale düşmenin sebepleri burada yatıyor.

Yanlışları yanlışlarla kurtarma çabamız bizi daha fazla bataklığa batırır. Bu da bize bir ders olsun.

Selam ve dua ile!..

Muhammed Mücahid Okcu

Ömür Boyu Nafaka Tarafları Zinaya Teşvik Ediyor!