İmamoğlu, Yavaş Ve Soyer Katil Mi?

Ortalıkta nahoş bir şeyler dönüyor. Bütün dünya koronavirüs salgını ile uğraşırken, birileri de vatanı bölme ve yok etme ile planları ile meşgul. Bu milletin ekmeğini yiyen ve omuzlarında yürüyen bu tip adamlar milletin toptan yok olması için tepiniyorlar. İnsan aklının tarif etmekte zorlandığı bir hadise ile karşı karşıyayız. Durumu ifade etmek için söylemek gerekirse “ihanet” sözcüğünün bile basit kaldığı bir manzara ile karşı karşıyayız. Bunların yaptıkları ihanet mi, katillik mi, sorumsuzluk mu, yoksa üç kuruşa satılmanın neticesi olarak yapılan sabotaj mı? Cevabını en iyi kendileri biliyor.

Koronavirüs salgını nedeniyle İçişleri Bakanlığı’nın toplu taşıma araçlarında kapasitenin %50 oranında yolcu taşıma kararına rağmen bu üç belediyenin tam tersini yaptıkları ortaya çıkmıştır. Koronavirüs salgınını yayma amaçlı hareket ettikleri milletin gözüden kaçmadığı gibi, şikayetlerden de anlaşılıyor. Görüntü ve resimler de bunu doğruluyor.

BELEDİYE BAŞKANLARI ÜLKEYİ BÖLMEYE KALKARLARSA!..

Genelgeye rağmen ABD’nin Eyalet Valileri gibi kendilerini Yerel Hükümet ilan ederek, tehlikeli birer adım attıkları da ortadadır. Ki, bunların ihanet kokan hareketleri geçmiş zaman devletlerinde ve bugün bazı ülkelerde vatana ihanetten kurşuna dizilme suçunu belirleyen kanunlarda yerlerini buluyor. Eğer gerçekleştirebilselerdi, 15 Temmuz 2016 Darbesi sonrası NATO-FETÖ katilleri Türkiye’yi 8-9 devlete böleceklerdi. NATO-FETÖ Katil zümresinin bu hayalini bugün bir takım Belediye Başkanlarının tam da evlere hapsedildiğimiz günlerde dillendirmiş olmaları karşısında “Katil!” ifadesi yerine cuk diye oturuyor.

Bunlar, Toplu Taşıma Araçları’nı kızağa çekerek “Sosyal Mesafe Genelgeleri”ni tanımadıklarını ilan ettkleri gibi, virüsün yayılması için vargüçleriyle çalıştıklarını artık beş yaşındaki çocuklar bile biliyorlar. Devletin anında tepelerine binmiyor olması bu suçu işleyenleri fazla şımartmasa iyi olur.

BU ADAMLARIN DIŞ DÜNYADAKİ CEZALARI NE?

Devlete baş kaldırma, bölünmeyi teşvik, iç kargaşayı tetikleme amacı taşıyan bu tavırlar, aslında bu üçlünün ve bunlara özenen diğer belediye başkanlarının başlarını çok çok ağrıtacak güçtedir. Hükümet milletin her bir bireyini korumak için kararlar alacak, sen kendini bulunduğun ilin hükümeti sanıp “Seni tanımıyorum lan!” diyeceksin. Bunu bir de “dikatör” diye yaftaladığın Cunhurbaşkanı’nın ülkesinde yapacaksın. Bu durum Çin, Rusya, AB ve Amerika’da vukû bulsa, adamı Kazıklı Voyvoda’dan öğrendikleri şekilde kazığa oturturlar. Kimilerinin gözünde -bizim avanakların anladığı demokrasi tanımıyla- en demokratik devlet olan ABD bile bu durumu affetmez. Onların itiraf ettikleri “Amerika kendi hainlerini öldürür, başkalarının hainlerini de besler ve büyütür!” şeklindeki yazılı olmayan prensibi bir kez daha yüzde yüz gerçek olurdu.

Haberlerde gördük ki, İstanbul, Ankara ve İzmir’de Belediye Otobüsleri garajlara çekilmiş. İnsanlar balık istifi gibi taşınıyor. Boy boy resimleri var. Her yerde şikayetler var. Ancak bay başkanlardan olumlu yönde bir eylem hâlâ yok. “Ölen ölsün, kalan sağlar bizimdir” dizesi hayatta kalma gayesi taşıyan insan ya da devletler için büyük bir mücadele önemi ve anlamı taşır. Ancak aynı sözün bu vak’ada hiçbir kıymeti harbiyesi ve övünülecek bir tarafı yok. Bu belediyeler aynı sözü dillendirirler veya imasında bulunabilecek bir eylem gerçekleştirirlerse, bu onların katıksız “Katil!” olduklarını ifade eder. Bu yapılanlar, tam orta yerinden konuşacaksak kusursuz bir katilliktir. Failleri de kurşuna dizilme cezasını hak etmiş demektir.

HAREKETE GEÇİLİP DELİLLER TOPLANMALI

Deliller karartılmadan toplanmalı, tanıklar, şahitler ve bu durumdan zarar görenler tesbit edilmelidir. Bunu devlet, yargı mensuplar, asayiş kuvvetleri, hukuk büroları dernekler ve vakıflar yapabilir. Daha sonra da “Gel bakalım uçtuğun yeter çekirge!” denir.

Bu badire atlatıldıktan sonra ölümle biten vak’alar, iyileşme ile biten vak’alar ve bu dönemde zarar görenler tesbit edilerek toplu dava açılması gerekir. Yani bugün deliller toplanacak, yarın da zarar görenler tesbit edilerek gereken yapılacaktır.

Bu işlenen suçlar bir millete karşı işlenen suçlardır. Zararın azı veya çoğu, önemlisi veya önemsizi olmaz. “Kader buymuş” deme lüksü de yok. Suç suçtur ve cezasının verilmesi gerekir. Eğer bu yapılmazsa, o insanlar daha başka suç işlemeye teşvik edilmiş olur. Bu da hakkını aramayıp suçlulara meydanı boş bırakmanın imanî açıdan bir hesabı da var.

TOPLU DAVALAR AÇILABİLİR

Bunlara, taammüden adam öldürme, seri katliam planlama ve katliam yapma, öldürmeye teşebbüs, yaralama, zarar verme, bulaşıcı hastalığı yaymak suretiyle halkı tehlikeye atma, insanların hastalanmalarına sebep olmak suretiyle hürriyetten mahrum koyma, korkunun yayılmasına sebep olma gibi suçlardan ceza davası ve tazminat davaları açılabilir.

Bu üç şehirdeki ölümlü vak’alar ile hastanede biten vak’aları yaşayan herkes davacı olabilirler. Yetmez, diğer kentlerdeki insanlar da bu davaya müdahil olurlar. Çünkü salgın bu üç kentten Anadolu’ya dağılmış olması göz önünde bulundurulmalıdır. Hem ceza hem de tazminat davaları açabilirler.

Yetmez! Ülkenin dışarısı ile bütün bağlantıları kesildiği ve gelenlerin de 14 gün karantinada tutuldukları halde, Toplu Taşıma Araçlarını kızağa çekip Koronavirüs’ün yayılmasına sebep oldukları için hürriyetlerinden mahrum olan herkes, maddi ve manevi zarar gören herkes davacı olma hakkına sahiptir. 83 milyonun buna müdahil olma yollarını gerekirse açıklayabilirim. Kanun kitaplarında yazmıyor olsa bile, “Evrensel Hukuk” bunu gerektirir.

Çünkü tehlike belirlenmiş, onun için gerekli tedbirler alınmış, ama sözde milletin hizmetçileri olmaları gerekenlerden bazıları biraz külhanbeylik, biraz ihanet kokan tavır, biraz da görevi suistimal ile salgını atlatma süresini uzatıyor, yayılması için çaba sarfediyor, daha fazla insanın ölümüne ve acı çekmesine sebep oluyorlar. Bütün insanların hapis hayatı yaşamalarına sebep oluyorlar. Bunların yaptıklarında dolayı bu katilliklerinden dolayı manevi kayıplarımızın yanında maddi kayıplarımız da sınırları çizilemeyecek kadar büyüktür.

Salgın Hastalık Tedbirlerine uymayan vatandaşa ceza veriyorsak, bu vatana kastedenlere de gereken ceza verilmelidir. Vatandaş ya ihtiyaçtan ya da aptallıktan tedbirleri delmeye çalışır. Fakat vazifesi millete hizmet olanlardan bazıları, daha fazla insan salgından telef olsun, kargaşa, kaos ve korku hakim olsun, devlet yara alsın ve de hükümet düşsün diye tedbirleri baltalıyorlar. Benim gözümde hesaplarının en şiddetli bir şekilde sorulup en büyük cezaların verilmesi gereken katiller işte bunlardır! Onlara verilecek cezalar da kıyamete kadar ibret olarak kalması gerekir.

BUNLARIN BAŞKA NİYETLERİ VAR

Aslında bir nevi gelecek hesabı yaparak, Kayyım atanmasını ve kodese tıkılmayı candan istediklerini çok iyi biliyoruz. En azından Türkiye’nin kaybetmesi için ellerinden geleni yaptıklarına alem şahit. Çünkü İstanbul ve Ankara üç ayda iflas ettirilmiş durumda. İzmir çoktan iflas ettirilmişti. 1994’den beri CHP’nin eline düşmemiş olan İstanbul için hiç yeri yokken dünya kadar dış borçlanmaya girişmiştir. O paralar da kasadaki paralar gibi çarçur edilmiştir.

Şehirleri yönetemeyenlerin büyük emelleri halkın Koronavirüsten büyük zarar görmesi ile devletin kendilerine kalacağına olan dair rüyalarıdır. Bu rüyaların neresinden bakarsanız bakın her tarafından kan damlıyor.

Şunu iyi bilmeliler ki, kurdukları tuzaklara kendileri düşecek, milletin üzerine yuvarladıkları kayaların altında yine kendileri kalacaklardır.

SALGIN HASTALIKLARDA KATİLLİK NEREDEN KAYNAKLANIYOR?

Salgın hastalıklardan dolayı ölen Müslümanları üçe ayırıyoruz: Şehit sevabı alanlar, intihar edenler ve katil olanlar.

Bu salgına maruz kalıp ölenler şehit sevabı alırlar. Salgından haberi olduğu tedbir almayıp ölenler intihar etmiş olurlar. Tedbir almayan veya tedbirleri baltalayanlar da katıksız katil olurlar. Devletin aldığı tedbirleri baltalayanların tümü üçüncü gruba girerler. Bunlar kim olursa olsunlar katıksız katildirler.

Bugün Cumhurbaşkanı’nın talimatı ile İçişleri Bakanlığı’nın aldığı kararları hiçe sayıp araçları kızağa çekip insanları balık istifi yaparak taşıyanlar şu an “Katil hükmündedirler.” Yarın koronavirüs nedeniyle yatıp bir daha kalkmazlarsa, o zaman da intihar etmiş sayılırlar ki, o da kendi kendilerinin katili olmuş olurlar.

Uyarıldıklarını biliyoruz. Devlet şimdilik bunların kulaklarını sündürmüyor olsa da, bu onlar için şımarma kaynağı olmasın. Bunu da onların bilmesi ve ihanetten vazgeçmeleri gerekir. Yine de yanlıştan vazgeçmiyorlarsa, bizim onlara katil gözüyle bakmamızdan dolayı lütfen rahatsız olmasınlar.

Kusur bizde olsa, kusura bakmasınlar diyeceğim, ama suçu işlemeye devam edenler onlar.

SABOTAJ VE DEVLETİ YOK ETMEYE ÇALIŞMA

Biraz önce Başkan Erdoğan, “Koronavirüs için aldığımız tedbirleri sabote edenler var.” dedi.

Yahu biz birilerinin laboratuvarda üretip başımıza bela ettiği virüse karşı mı savaşacağız, yoksa bu milleti toptan tehlikeye atmaya çalışan şeref yoksunu insanlara karşı mı? Ne haini bol bir milletmişiz!

Ekmek yedikleri tekneye pislemeye çalışan insanların hiç mi akılları yok? Biz yok olursak, dünya onlara kalacak mı sanıyorlar?

Şunu herkes çok iyi dinlesin. Allah, Peygamber, din, vatan ve millet ile kavgalı olmayan, ihanet etmeyen, vazifesini suistimal etmeyen herkesin bu milletin yüreğinde bir yeri vardır. Tersini yapanların da milletin ayaklarının altında yeri vardır. İşte millet budur. Fakat millet için olmazsa olmazların başında devlet gelir. Hizmette kusur etmeyip var güçleri ile çalışanları sever, başlarında taşır. İhanet içerisinde olanlara da düşman olur. Fakat devletin ve milletin bekası için onlara katlanmaya kendisini mecbur hisseder. Zalim ve hainler, ümmetin bu zayıf tarafını çok iyi bildikleri için kendilerini hep güvende hissederler.

Günde 3 saat uyku ile bu millete hizmet edenleri üzmek, yaptıklarını baltalamak ve milleti toptan yokoluşa sevketmek için ellerinden geleni yapanların zerre kadar insanlıklarının olmadığını biliyorum. Her türlü cezayı hakettiklerini de.

Bütün Allah düşmanlarının, vatan hainlerinin, millet düşmanlarının katillerin, zalimlerin, hırsızların hakettikleri cezayı görmeleri için bu garibe ne düşerse, yapmaya hazırdır. Yeter ki, mazlumlar haklarını aramak için yola çıksınlar!..

Benim yaşadığım ve gördüğüm ülkelere bu gibi hadiseler vukû bulmuş olsaydı, faillerinin gözlerinin yaşına asla bakılmazdı. Hepisi derslerini alırlardı. Bir milletin kaderiyle oynamanın hesabı da büyük olmalı.

Muhammed Mücahid Okcu
www.muhammedmucahid.com