İşgalciler topraklarımızı terketsinler!

butun-isgalciler-topraklarimizi-terketsinler-9800x400Nüfusumuz 2 milyara doğru gidiyor. Ya nüfuzumuz?.. Nüfuzumuz da nüfusumuz gibi yükselmesi gerekmez mi? Ya da nüfusumuz artıkça nüfuzumuz neden azalıyor. Niye gücümüz sıfıra doğru yol alıyor?

Bir başka açıdan bakacak olursak, nüfusumuzun farkındayız, ama niye nüfuzumuzun farkında değliz? Bunu farketmemize engel ilan şey nedir? Bizi bundan alıkoyan ne? Sebep ne?

Bütün dünya nüfusumuz gibi nüfuzumuzun da farkında. Yahudi Baron Rothschild bile sonunda bildiklerini itiraf etti.

O, “Türkî Cumhuriyetler birleşseler, dünyada onların bileklerini bükecek hiçbir güç olamaz…” dedi.

Balkanlar, Afrika, Orta Doğu ve Asya’daki diğer Müslümanları buna dahil etmedi. Müslümanların % 10’unu bile oluşturmayan bir düzine devletten söz etti. Bütün Müslümanların birleşmesi halinde durum ne olur, bir düşünün!

DÜŞMANLARIMIZ NÜFUSUMUZU DA NÜFUZUMUZU DA BİLİYORLAR

2050 yıllarında Müslüman Nüfusun Hıristiyan Nüfusu geçeceğini tahmin ediyorlar. Bu da onları korkutmaya yetiyor. Nüfuzumuzun ne olduğunu biliyorlar. Bildikleri için de daha biz uyanmadan işimizi bitirmeye karar verdiler.

Bize düşen görev, hançerleri gırtlağımızı delmeden uyanmaktır. Uyandığımız takdirde bütün planları suya düşeceği gibi, artık hergün oluk oluk Müslüman kanı da akıtamıyacaklar.

15 TEMMUZ 2016’DA GÜCÜMÜZÜ GÖSTERDİK!

15 Temmuz Kalkışması bir darbe değil, aksine bir İŞGAL KALKIŞMASI idi. Ancak Allah Teâlâ’nın yardım ve inayetiyle kalkışma düşmanlarımız için hezimete dönüştü.

251 Şehid, 2193 Gazi ve yüzlerce milyarlık zarara rağmen biz kazandık. Bu zafer düşmanlarımızı üzdü, mazlumları da sevindirdi. Bu vatanın Silahsız Kuvvetleri en korkunç silah, uçak, helikopter ve tanklara rağmen çıplak elleriyle verdikleri mücadeleyi kazandılar.

Zaferimizi düşmanlarımız da kabul ediyorlar, ama söyleyemiyorlar. Çünkü onurlarına dokunuyor. Gururlarına ağır geliyor.

Bu milletin adı “deli”ye çıktı.

Olsun! Vatanı işgale gelenlerden korkup esaret kabul ederek akıllıya çıkacağına, varsın adımız deliye çıksın. Haksızlığa karşı bir kale gibi durduğumuz için deli denmesinin bize yüklediği asalet nerede görülür?

İŞGALDE BUGÜNKÜ SON DURAK SURİYE

Nereden başlayayım saymaya?.. Osmanlı’dan mı? Osmanlı sonrası kolonileştirdikleri topraklarımızda yeniden işgale başladıkları ülkelerden mi?

Nereden başlasam bir sürü ismi sıralamak zorunda kalacağım. En iyisi bugünkü son durak Suriye’nin işgali diyeyim. Fakat burada bitmeyecek…

HEP AYNI HATA…

Osmanlı’yı yıkan Yahudi-Hıristiyan İttifakı, topraklarımızdan bir kısmını kendi topraklarına kattılar. Bir kısmında kendileri adına devletler kurdular. Geri kalan topraklarımızda da 60’dan fazla devlet kurup başlarına da birer piyon idareci tayin ettiler.

Bir idik, Osmanlı’nın yıkılışyla 100 olduk. Başımıza da birer diktatör getirildi. İsmi bizden, ama cisimleri onlardan olon piyonlar.

Tamam. Anlıyorum o zamanlar azdık, güçsüzdük, ama sonraları neden ayağa kalkamadık. Biz o piyonları birer birer ortadan kaldırabilirdik. Bu da bize hem güç sağlar hem de mücadelemiz bizi hürriyete taşırdı.

Hatamız işte burada…

Saddam’ın ortadan kaldırılması için ABD’nin Irak’ı işgal etmesi mi gerekiyordu? Kaddafi’nin, Bin Ali’nin, Mübarek’in ortadan kaldırılması için bu eyaletlerimizin kafirler tarafından işgal edilmesi mi gerekiyordu?

Esed’in ortadan kaldırılması için yine Suriye yerle bir edilmesi mi gerekiyor?

ONLAR GETİRDİLER, DEĞİŞTİRMEK İÇİN İŞGAL EDİYORLAR

Düşmanlarımız, başımıza getirdikleri piyonlarını kullanır kullanır, sonra da kaldırıp atarlar. Çünkü onlar miyadını doldurmuş olurlar. Bu yüzden de alaşağı edilirler.

Son kullanma tarihi biten herkesin akibeti bellidir.

Markus, Şah Rıza Pehlevi, Saddam Hüseyin, Muammer Kaddafi, Bin Ali, Hüsnü Mübarek bunlardan birkaçıdır. Esed’in kullanma tarihi de sona yaklaştı. Uzatmalar oynanıyor.

Bizler bunları tek tek alaşağı etmiş olsaydık, her zaman işgalcilere karşı en az bir sıfır önde olacaktık. Şimdi hep geriden gitmemizin sebebi bu.

İTİBARSIZLAŞTIRMA, TERÖR VE İŞGAL

Batılılar kolonileştirme ve piyon liderleri getirmelerinden başka yöntemleri de var: İtibarsızlaştırma, terör ekme ve işgal.

Bugün bu tablo Suriye’de eksiksiz bir şekilde çizildi.

İtibarsızlaştırdılar. Esed’i halkına karşı açmasız bir tutum içerisine soktular. Hem piyon hem de diktatör olan Esed, işgalcilerin yutacağı bir lokma haline geldi. Sonra terör ektiler bu topraklara.

DEAŞ en büyük terör örgütü olarak ortaya çıktı. Daha başkaları da var. PKK 30 yıldan beri oradaydı. Baba Esed ve oğul Esed ise PKK’nın ezelî ve ebedî koruyucuydu.

Bütün terör örgütleri işgalciler tarafından kurulup İslam Dünyası’na sürülmüştü. O örgütleri güya Müslümanlar adına kurdular. Teröristlerin büyük çoğunluğu kendi vatandaşlarından oluşuyor.

DEAŞ’ı da kurup topraklarımıza sürdüler. Arkasından DEAŞ’A karşı savaşmak amacıyla gelip Suriye’yi işgal ettiler. Afganistan’ı ABD’nin kurduğu Taliban ve El Kaide’ye karşı savaşmak için işgal ettiler. Irak’ı kimyasal silah var diye işgal ettiler. Suriye’yi de DEAŞ var diye işgal ettiler.

Aslında DEAŞ dedikleri örgüt kandırılmış insanlar ve ABD ordusundan oluşuyordu.

Onbinlerce kişiden oluşan ordularına ve ellerinin altındaki onlarca terör örgütüne rağmen ve bu terör örgütlerine çalışan onbinlerce teröristlere rağmen şimdi niye Suriye’yi vurdular?

Bunu kendileri çok iyi biliyorlar. Yakında bütün dünya da öğrenecek.

BÜTÜN BUNLAR GÜÇ SAVAŞININ ESERİDİR

Baronlar ile devletler, büyük devletlerin de kendi aralarında bir güç savaşı var. Osmanlı’dan kalan mirasın son parçalarını paylaşmak. Kavga topraklarımızı, yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızı paylaşma kavgası olduğu için savaş bizim topraklarımızda cereyan ediyor. Çıkar savaşının mağdurları her zaman biz oluyoruz.

Tarihimiz yok ediliyor. Canlarımız alınıyor. Kaynaklarımız çalınıyor. Sürülüyoruz.

Hiçbir değerimiz yok.

Adamlar güç savaşının hesabını bize ödetiyorlar.

BİR UCUNDA YAHUDİLER VAR DİĞER UCUNDA HIRİSTİYANLAR

Güç savaşından bahsediyorduk. Kendilerine demokratik ülke adını verdikleri halde Müslümanlara zulmetme konusunda sınır tanımayan katillerin güç savaşından.

Bu savaşın bir ucunda nüfusu bir İstanbul bile etmeyen 14 milyonluk Yahudiler var. Diğer ucunda ise ABD, Avrupa ve diğerleri var. Her biri bir yanımızdan çekiştirip duruyor.

Bunun arkasında da 3. Dünya Savaşı’nın çıkarılması var. Taşlar santim santim döşeniyor.

Yahudi, 3. Dünya Savaşı’nın sonunda “Yahudi Dünya Devleti”ni kurmayı hayal ediyor. ABD ve ortakları ise dünyanın kaynaklarını elde etmek istiyor.

KATİL ESED KİMYASAL SİLAH KULLANDI

Her zaman yaptığı gibi katil Esed yine kimyasal silah kullandı. Bu kez onun arkasındakiler ses vermeye başladı.

Esed o çocukları eli ile de boğup öldürse… Konvensiyonel silahlarla ölüm kussa… Kimyasal silahlarla da öldürse, sonuç değişmez. Katliam katliamdır. Neticede insanlar ölüyor, yuvalar yok oluyor, şehirler tarumar oluyor, tarih yokediliyor.

Değişen hiçbir şey yok.

Ancak bu silahları Esed’e veren onlar değil mi? Onu şımartıp masum insanlara zulmettirenler onlar değil mi? Suriye’yi yakıp yıkan yine onlar değil mi?

Sonra Esed ilk defa mı kullanıyor bu silahları? Şimdiye kadar niye sesleri çıkmadı da şimdi harekete geçtiler?

MESELE ESED’İN KİMYASAL SİLAH KULLANMASI DEĞİL. HALA ANLAMADIN MI?

Anladım. Anladım da benim evimin içerisinde yapılanlara tahammül edemiyorum. Çünkü onuruma dokunuyor. Ağırıma gidiyor. Midemi bulandırıyor…

Onlar zaman hayır için bir tek şey yaptılar ki, bizim için ellerini kımıldatsınlar. Her türlü ihaneti yapanlar onlar. Dünyayı ifsat edenler onlar. İşgal edip zulmedenler yine onlar.

Esed daha önce de onlarca defa kimyasal silah kullandı. Varil ve misket bombaları ile katliamlar yaptı. Silahsız insanları katletti. Katliam, zulüm, sürgün onun işi.

SEVİNMEK YANLIŞ, ÜZÜLMEKTE YANLIŞ

ABD, İngiltere ve Fransa Miraç Gecesi’nde Suriye’yi vurdular. Sanki daha önce vurmamışlar gibi. 65 tane ülkenin katilleri hergün yüzlerce masum insanı katletmiyor gibi…

105 füze ile Suriye’nin vurulmasına bazıları sevindi, bazıları da üzüldüler.

Aslında ikisi de yanlış. Sevinen de yanlış yaptı, üzülen de.

Sevinirsek kafirlere destek olmuş, onlara güç pompalamış, topraklarımızı işgale teşvik etmiş oluruz.

Üzülürsek de Esed denen katili sevindirmiş ve onun katliamlarına destek olmuş oluruz. İşte bu yüzden ne sevinelim ne de üzülelim diyorum.

Yukarıda anlattıklarım burada da karşımıza çıkıyor. Eğer Esed’in babasının cezasını biz verebilmiş olsaydık, şimdi oğul Esed derdimiz olmayacaktı.

Üzülme veya sevinme hesabı yapmayacaktık.

Ne olursa olsun küfrün bizim topraklarımızda bir tek kurşun atmasına izin vermememiz gerekiyor.

Bu noktada en büyük suçlu biziz. Müslümanları yöneten katillerin hesabını sorma hakkı sadece bize aittir. Bu hakkı Allah Düşmanları’na bıraktığımız an, yani onları evimizin içine soktuğumuz an bizler kendi başlarımızı da bu cellatların önüne sürmüş oluyoruz.

BÜTÜN İŞGALCİLER TOPRAKLARIMIZI TERKETSİNLER!

15 Temmuz bir dönüm noktasıdır dünyanın bütün mazlumları için. Hem İslam Dünyası hem de mazlum dünya bugün işgal altında. Bize düşen görev işgallere dur demek. Bütün İslam Toprakları’nda ve işgal edilen diğer mazlum ülkelerde 15 Temmuz’da yaptığımız gibi topyekün bir  mücadele başlatmak zorundayız.

Mesela Miraç Gecesi Suriye’yi vuran terörist devlet ve diğer işgalci devletlere dünyayı dar etmek zorundayız. Bu bizim en ulvî görevlerimizden biridir.

Ve iki milyara yakın İslam Alemi ayağa kalkıp, bütün işgalciler topraklarımızı terketsin demeli.

Ve ben her zaman bunu diyorum.

BÜTÜN İŞGALCİLER TOPRAKLARIMIZI TERKETSİNLER!