Kim Bir Başkasının Cezasını Yüklenmeye Mecburdur?

biri-suc-isliyor-digeri-cezasini-oduyor-800x400

Yıllar sonra nihayet vatana kavuştuk. Sevindik! Ancak bu sevincimiz fazla uzun sürmedi. Ayağımızın tozu ile gelir gelmez dertler yumağını kucağımızda bulduk. Öyle bir dert yumağı ki, itsen gitmiyor, çeksen gelmiyor.

Herbiri ile ayrı ayrı mücadeleye karar verdik. Eh!.. Ne diyelim! Kendi kendimize bir hayırlı olsun demekten başka ne denir ki?

Oturduğumuz sitenin yönetimini birkaç yıl önce ben oluşturmuştum. Yönetim iş yapmaktan aciz çıktı. Yönetim var, fakat ortada iş yapan adam yok.

Enerji tasarrufu gereği sitedeki binaların ısı yalıtımı yapılması gerekiyor. Yöneticinin o tarafta bezi yok. Kendi işini ancak başarabiliyor. Hakkını yemeyelim sakin, kimsenin etlisinde sütlüsünde gözü olmayan bir komşum. Onun işini yapabilecek koca sitede bir başkası da yok. İşler bana kaldı.

Ama onlara “Sitenin işleri iki üç ay sürer. Üç ay bu vazifeyi ifa ederim. İş bittikten sonra defterleri kim alırsa alsın. Çünkü benim buna harcayacak zamanım yok!” dedim. Kabul ettiler.

İşe başladık.

KAZAYI YAPAN BAŞKASI CEZASI BENDEN İSTENİYOR!

Günler sonra malzeme getiren bir TIR, sitenin önündeki daha taze yapılmış yaya kaldırımını 25 metre uzunluğunda ve bir metre genişliğinde kullanılamaz hale getiriyor. İnşaat işçileri ile kamyon şoförü birbirlerine giriyorlar. Malı boşaltan şoför kaçıyor. İşçiler tam kaçacakken zabıta bunları yakalıyor.

O da karşı binadan olayın şahidi olan bir vatandaş zabıtaya telefon ediyor ve böylece belediyenin haberi oluyor. Tabii zabıta gelince işçiler tutuşuyor.

Bu arada beni çağrıyorlar.

TIR ortalarda yok! Adam hiçbir şey olmamış gibi tüymüş.

İşçilerin başında olana “beni olay anında niye çağırmadın” diyorum. Ses yok!

“Şoförün gitmesine niye izin verdin” diyorum. Yine ses yok!

“Sen özellikle şoförün kaçmasını mı sağladın?” diyorum. Bu kez yüzler kıpkırmızı oluyor.

Mesele bir çırpıda anlaşılıyor. Tabii olayın detaylarını da anında öğreniyorum.

ZABITA CEZAYI BANA KESMEYE ÇALIŞIYOR

Zabıta cezayı bana kesme sevdasında.

Adam bana: “Bunun cezasını sana yazacağım. Çünkü sen bu sitenin yöneticisisin. Bu TIR da sana geliyor.” diyor.

Hayda!..

Adam kuduz it gibi kime saldıracağını şaşırıyor. Al başına belayı.

Adama “Sen bela mı istiyorsun, savaş mı? Ben ne kamyonun sahibiyim ne de şoförüyüm. Sen hangi hak ve akılla bana ceza keseceksin? Ormanda mı yaşıyoruz?” diyorum.

Anında forsu sıfırlanıyor.

Adamların ellerinde yazı yazacak bir defter bile yok. Ağuç içinin yarısı kadar bir kağıda birşeyler karalamaya çalışıyor ikinci zabıta. Tam bir curcuna sürüp gidiyor.

KAÇAN ŞÖFÜR HAKLI OLSA BİLE SUÇLUDUR

Adam kaçmış. Kaçmasına yardım edenler de sitenin inşaatında çalışan işçiler. Ellerindeki kağıtta ne arabanın plakası var, ne şoförün adı var, ne de imzası var. Adam irsaliye kağıtlarını bile imzalamadan kaçmış.

Bu adam bir kere suçlu. İşçiler “kaldırıma çık” demişler, o da çıkmış. Bu onun suçsuzluğunu ortadan kaldırmaz. Arabanı tepeden aşağı yuvarla deselerdi, onu da yapacak mıydı? Adam bir de kaza mahallini terkediyor. Bu onun ehliyetine el konulması gerekir.

Kaçmanın büyük cezaları var!.. Olay mahallini terkeden biri yüz de yüz haklı olsa bile -ki, haksız- yüz de yüz suçlu duruma düşer.

ZABITAYI YOLCU ETTİM.

Zabıta amiri olmuş, ama adamda kalite sıfır. Vizyon sıfır. Hak ve hukuk bilgisi ve anlayışı sıfır. Akıl ve fikir çift sıfır.

Zabıta memurlarını birşeyler söyleyerek yolcu ettim. Çünkü adamlar hem karacahil, hem suçluyu tesbit edecek vasıfta değil hem de olayı birilerinin üstüne yıkmaya çaba sarfediyor.

Tabii bu arada benim sabır taşım da azar azar çatlamaya başlıyor. Eninde sonunda patlayacağım. Bu hukuksuzluğa dayanacak hal mi var bende? Ne zaman bu gibi çapsızlığa izin verdim ki, bugün susayım. Allah’ın bana verdiği bir nimet bu!

BÜTÜN BİLGİLERİ TOPLADIM

O ve ertesi gün çalıştım. Arabanın plakasını, resmini, şoförün adı ve soyadını ve telefonunu buldum. Arabanın firmasını, adresini, sahibinin adı ve soyadını ve irtibat telefonlarını buldum.

Malzeme getirdiği firma ile ilgili bütün bilgileri bulup inşaatı yapan firmanın bütün bilgilerini de bir A4 kağıdına yazdım. Bu iki firmanın kaza ile bir ilgisi asla yoktu. Ancak delil, gerektiğinde şahit olsunlar diye bunları yazarak zabıta amirliğine götürüp birgün önce kavga ettiğimiz adama verdim. Şaşırdı.

Bu iki firmayı gerektiğinde şahit yazabileceğini söyledim.

Ancak!..

ONLARDAN ALAMAZSAM SENDEN ALIRIM ABİ!..

Ancak bende yine film koptu. Kendimi başka bir dünyadan gelmiş hissettim.

Niye mi?

Müsadeniz olursa anlatayım.

Adam hâlâ tuttuğunu benzetme peşinde.

İşte burada bir devlet acizliği mi desem, yoksa makam ve mevkii sahibi yaptığımız adamların şerrefsizliği mi desem, bunları görünce bir burukluk çöktü içime. Cehalet yoksa, bir acziyet veya keyfilik vardı.

Devletim adına, milletim adına, tarihim adına üzüldüm. Biz bu gibi adamlara mı maaş veriyorduk? Bunları mı masa başına oturtmuştuk? Bunların devlete, hükümete ve millete bela olmaktan, yük olmaktan ve ihanet etmekten başka işleri yoktu.

Utanmadan sıkılmadan “Onlardan alamazsam, bu cezayı senden alırım abi!” diyebiliyor.

ZABIRA AMİRİ: O İŞ BAŞKA!..

Odada bana gösterdiği yere oturdum. Ondan başka odada dört memur daha vardı. Bu adamın sözlerine karşılık artık patlamam gerekiyordu.

Odayı süzdükten sonra, “Bakın odanızda buzdolabı yok. Siz bir buzdolabı ısmarlasanız. Servis buzdolabını getirip kursa. Tam hareket edip gidecekken kapının önünde bir adama çarpıp öldürse, sen mi hapise gireceksin” dedim.

O pervasız bir şekilde “O iş başka” demez mi?

“Mesele sen olunca “o iş başka” oluyor, bir başkası olunca da “iş bir başka” oluyor öyle mi? Benimle savaşmak istemiyorsan uzak bur. Bana ceza kağıdı falan gönderme. Git, nereye müracaat edersen et, ama benim kapıma sakın gelme. Git nereye gidersen git! İstersen mahkemeye git, ben seni bir de mahkemede rezil edeyim.”

Ben kamyonun şoförü bile olsam, sen bana yine ceza yazamazsın. Ceza arabaya yazılır. Polis de bende bir kasıt görürse puan cezası, para cezası verir. Sen değil.” dedim.

Benim otuz yıl önce bıraktığım vatanım kimlere kalmış. Biz bir taraftan iyi olsun, güzel olsun, milletimiz kimseye muhtaç olmasın diye çalışırken, adamlar neyin peşindeler?

NAKLİYAT FİRMASINI ARAMIŞ

Olay akşamı arabanın plakasını vermiştim. Zabıta tut, arabanın sahibini bul ve: “Senin şoförün kaza yapıp yaya kaldırımını kullanılamaz hale getirdi. Bu olay Belediye Encümeni’nde görüşülmeye kalırsa, dört, beş bin lira ödemek zorunda kalırsın. İyisi mi sen bin beş yüz lira öde. Bu iş burada bitsin.” de.

Arabanın sahibi de, “sen beni tehdit mi ediyorsun” der ve iş çığırından çıkar.

Siz bundan ne anlıyorsunuz? Adamın vazifesi, bir bilir kişi getirip kullanılan malzemeleri ve işçiliği hesap ettirerek faturasını firmaya göndermek değil mi? Şoför içinde savcılığa kaza yapıp kaçtığı için müracaat etmesi gerekmez mi?

Senin işin mi kaza konusunda pazarlık yapmak? Pazarlık yapacaksa, kazayı yapan yapsın.

CEZAYI İNŞAAT FİRMASINA YAZMIŞ

Zabıta Amiri’ne olayı anlatmış olmama rağmen adam yine de bildiğini okumuş. Kafasında uydurduğu suçluya, yine uydurma bir ceza yazmış. Kendisi söyledi.

“Ben cezayı İnşaat Firması’na yazdım.” dedi. Nakliyat Firması’nın cezasını sen İnşaat Firması’na yaz. İyi ki, bu İnşaat Firması benim değil. Neler olacağını bir Allah bilir bir de ben.

Böyle çapsızları ben devlet idaresinde görmek istemiyorum. Mahalle bekçisinden Cumhurbaşkanı’na kadar herkes işini bilen, vazifesine hakim kişiler olmak zorundadır.

BU İŞ BİZE KALMASIN HA!..

Olayın üzerinden üç hafta geçti. Herkeste aynı korku: “Bu iş bizim üstümüze kalmasın!” Gel de 18 dairelik site sakinlerine meram anlat.

Bu ülkede, ya da bu ilçede işler böyle mi yürüyor? Adamlar tuttuklarını analarından doğduklarına pişman etmekle mi meşguller? Birinin suçu hep bir başkasına mı yükleniyor? Yoksa ben vatanıma değil de bir başka aleme mi geldim? Bu ne iş?..

MEVZUATI İSTEDİM, GEÇİŞTİRDİ

Sinirlenip “şu mevzuatı bir görebilir miyim” dedim. Hiç oralı olmadı. Sanki başka alemdeydi.

Öyle ya!.. Madem ki, ortada bir ölü vardı, bunu da birileri kaldıracaktı. Bunun bir kuralı, tüzüğü, kanunu, mevzuat kitabı olmalıydı.

Ezbere iş yapılamazdı.

İmrenilen, baş tacı edilen ülkelerde vardı da bizde niya olmasındı.

Almanya’da arabamı uygun olmayan bir yere parkettim. 5 dakika sonra geri döndüm. Polis ceza yazıyordı. Baktı ki, kucağımda çocuk var. Bir kitap çıkarıp sayfaları karıştırdı ve ilk yazdığı cezanın yarısını yazdı ve kağıdı elime verdi. Kucakta çocuk olması cezanın düşmesine sebep oluyor.

Ben bunu anlatmak için değil, zabıtanın da elinde bir mevzuat kitabı olması gerektiğini belirtmek için anlattım. Bir de keyfilikte dinsizleri bile sollamalarına misal verdim.

Adamlar mevzuat kitaplarını ceplerinde taşıyorlar.

BEN SENDEN ALIRIM, SEN DE GİT ONLARDAN AL

Zabıta yıkılan yaya kaldırımın cezasını benden alacakmış. Ben de ta Konya’daki Nakliyat Firması’ndan alacakmışım. Beyefendi böyle buyurdular.

Ben bunları sizlere anlatıyorum, ama sanki masal anlatıyormuşum gibi geliyor bana. Siz nasıl karşılıyorsunuz bilmiyorum. Şu an insanlar arasında değil, başka alemlerdeyim sanki.

Ama bunlar ne hikaye, ne de masal. Gerçeğin ta kendisi. Ben de olayın baş kahramanı falan.

Aklım durdu. Havsalam almıyor…

Mesele üç, beş bin lira da değil. O kadar para kaybettiğimiz paraların milyonda biri bile değil. Bunu belirteyim.

Esas mesele, birilerinin bu milletin ensesinde boza pişirmeleri ve bu yaptıklarında kendilerini haklı görme eğiliminde olmalarıdır. Bu tipler ve bu anlayış devleti de bitirir, milleti de.

BU YAZI BİR SUÇ DUYURUSUDUR

Bu gibi keyfilik peşinde koşanlar görevden alınsın. Bunların gücü ancak garibanlara yeter. Bu da beni delirtir. Bu adamlar ya görevden alınsınlar ya da mevzuatı, hak ve hukuku korumayı öğrenmek için kursa gitme cezası verilsin.

Kurstan sonra imtihanı başaran yerinde kalsın, başaramayanlar koyun çobanı yapılsınlar. Çobanlık bile yapamazlar bunlar. Çobanlık hem bir sanattır hem de el üstünde tutulması gereken bir meslek. Çobanlar olmasa ne et, ne de süt bulabiliriz.

DÖNÜŞ OLACAK MI, OLACAKSA NE ZAMAN OLACAK? ONU BEKLİYORUM!

Öyle bir aptallığa imza atmazlar inşaallah! Eğer bu aptallığı yaparlarsa, onların sonu olur. Paşa paşa gider ve yapacağımı da kimseden çekinmeden yaparım.

İyice benzetirim. Ve bu bir emsal dava olur. Bundan sonra bu gibi hayvanî uygulamaların sonunu getiririm. Ben de bundan sonra bu çapsızların korkulu rüyaları olurum. Her mazlumun avukatı, her zalimin Azrail’i…

Bu millet hâlâ geçen yüz yılın ezikliğini, korkaklığını, sindirilmişliğini, gelene ağam, gidene paçam deme alışkanlığını üzerinden atamamış. Bazı namussuzlar da işte bunlardan nemalanıyorlar.

Artık herşey değişecek! Korkular değişecek! Umutlar değişecek! Mazlumlar değişecek!

Zalimler değişip adam olacaklar adam!

Komşularım rahat olsunlar! Müsebbibi olmadığımız hiçbir iş bizim üzerimize kalmayacak!

Söz!

Müslüman sözü!..

Allah her zaman haklıların yanındadır.