Koronavirüse İslamî Çözüm

koronaviruse-islami-cozum-800x400

Asrın vebası diye tabir edebileceğimiz koronavirüs bütün dünyayı tehdit eder hale gelmiştir. Bunun fazla yayılmadan tedbir alıp -kasıt yoksa- kısa zamanda yokedilmesi de mümkündü. Kasıt yoksa diyorum, çünkü bu virüs laboratuvar ortamında üretilip bir Biyolojik Savaş Aracı olarak dünyaya salındı gibi geliyor. Tıp otoritelerinden öğrendiğimiz kadarıyla bu virüs sıcağa dirençli değil. Zaten kış aylarının seçilmiş olması da laboratuvar ürünü olduğu konusunda bilgi veriyor.

Koronavirüs, bir taraftan hızlı bir şekilde yayılmaya, dünyayı kuşatmaya devam ederken, diğer taraftan da bütün dünyada panik havasının esmesine sebep olmuştur. Tabii bunun arkasında dünyayı kargaşaya sevketmek için çalışanlar da yok değil. Biz önce bulaşıcı veya salgın hastalık nedir sorusuna cevap arayalım.

BULAŞICI HASTALIK NE DEMEKTİR?

“Enfeksiyon ya da infeksiyon; enfeksiyöz hastalık, intaniye, bulaşım olarak da bilinir. Hastalık yapıcı herhangi bir yolla insana geçme özelliğindeki mikropların veya parazitlerin vücuda girmesiyle ortaya çıkan hastalık tablosudur. Bu hastalıklar, bir bireyden diğerine veya bir türden diğerine geçebilmelerinden dolayı, genellikle bulaşıcı hastalık olarak tanımlanırlar ve tıbbın enfeksiyon hastalıkları dalında incelenirler.

Hastalığı yapan organizmalar, virüsler, bakteriler, riketsialar, mantarlar olabilir. Bütün bulaşıcı hastalıklar bir veya birkaç yolla insana geçebilme özelliğindedir. İnsandan insana, hayvandan insana olduğu gibi, topraktan insana da bulaşma husule gelebilir.”

KORONAVİRÜSE İSLAMÎ ÇÖZÜM

Koronavirüsün ortaya çıktığı anda tedbirler alınabilseydi bu kadar korkutucu ve yıkıcı olamazdı. Fakat bu mümkün olmadı.

Bu ve diğer bulaşıcı hastalıklar için İslam bize hiçbir kimsenin tavsiye edemediği tedbirleri sunuyor. Bu tebirleri 5 madde olarak 5 kelime ile ifade edebiliriz.

Temizlik, terketmeme, tedavi, dua ve tevekkül.

Müsadeniz olursa, bunları birer cümle ile açıklamaya çalışalım:

  1. Hayatımızın her evresinde temizliğe dikkat edilecek. Namaz abdesti tıp doktorlarının şimdi bize tavsiye ettiği temizliği günde beş kez yaptırıyor. Bunun haricinde yine temizliğe azami derecede dikkat gerekir.
  2. Muhammedî Sünnet, bize bulaşıcı hastalık çıkan beldeye gitmemeyi, bulunduğumuz yerde çıkarsa da orayı terketmemeyi emreder. Bu en büyük tedbirdir.
  3. Hastalığa yakalananları tedavi etmek. Varsa, aşı olmak. Düşman devletlerin ürettiği ilaçların da virüs gibi bir silah olup olmadığını bilerek aşı ve tedavi konusunu ele almak gerekir.
  4. Salgın hastalık ve felaketlerden Allah’a sığınmak gerekir.
  5. Tevekkül. Elimizden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’dan beklemektir tevekkül.

Allah Teâlâ ve O’nun son peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.) bize bunları emreder. Bunları ifade ettikten sonra açıklamalara devam edebiliriz.

BULAŞICI HASTALIKLARLA İLGİLİ ÂYETLER

“Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır…” (4 Nisa 78)

Ayetin devamında ise: “…Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!” (4 Nisa 78)

Ölüm nerede olursak olalım bizi bulacaktır. Buna imanımız tamdır. Ancak her an ölüme hazır olmak için tedbiri elden bırakmamamız gerekir. Hemen ölebiliriz düşüncesiyle tedbiri elden bırakmakta, hiç ölmeyecekmiş gibi davranıp gerekenleri yapmamakta helal değildir.

“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız.” (2 Bakara 195)

Bu ayet, cihadı bırakıp başka işlerle ilgilenmek suretiyle, yanlış ve bilinçsiz bir şekilde hareket etme ile ilgili olsa da, biz salgın hastalıklara karşı gerekli tedbirleri almama neticesinde tehlikeyi üzerimize çekmeyi yasakladığını da söyleyebiliriz. Hastalıkların her yeri sarmasına fırsat vermek suretiyle de kendi kendimizi tehlikeye atmak olarak kabul edersek, sanırım yanlış olmaz.

Maddî ve maanevi zararlara karşı tedbir almak, her an ölecekmişiz gibi ahiret için bir şeyler hazırlamak, hemen ölmeyeceğimizi düşünerek maddî ve manevî tedbirleri almak da vazifemizdir.

BULAŞICI HASTALIKLARLA İLGİLİ HADİSLER

Sünnet bize bulaşıcı ve salgın hastlıkların çıkması halinde almamız gereken tedbirleri açıklıyor.

Peygamberimizin bulaşıcı hastalık görülen yerlerle ilgili emirleri hiçbir zaman kulak ardı edilemeyecek cinsten. Kıyamete kadar da insanlığın mihenk taşı olacak emirlerdir.

Üsâme radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bir yerde bulaşıcı hastalık ortaya çıktığını duyduğunuz zaman oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde bulaşıcı bir hastalık ortaya çıkarsa, oradan da çıkmayınız.” (Buhârî, Tıb 30; Müslim, Selâm 100)

Bu bulaşıcı hasatlığın sadece o bölgeye hapsedilmesi demektir. Yayılmasına, bölgesel olmaktan çıkıp evrensel olmasına engel olmaktır.

Yurtdışında yaşayan vatandaşımız yaşadığı yerden ayrılıp Türkiye’ye gelmemiş olsaydı, biz bugün aynı aileden üç kişi olmak üzere beş kişinin Koronavirüs’e yakalanmasını konuşmuyor olacaktık. Fakat peygamberimizin emrinin yerine getirmemesinin neticesinde virüsün Türkiye’ye girmesine sebep oldu.

Ne buyurmuştu Allah Teâlâ’nın Rasûlü?

Bulunduğunuz yerde bulaşıcı bir hastalık ortaya çıkarsa, oradan da çıkmayınız.”

Bir başka açıdan bakacak olursak, devlet dünyadaki bütün vatandaşlarımızı ve bize sığınmak isteyenleri koronavirüs ilk çıktığı anda kurtarabilseydik tehlike anında savuşturulmuş olacaktı. Tabii sınırları da tamamen kapatmak gerekecekti.

Çin’den getirdiğimiz vatandaşlarımız ve Azeriler buna delildir. Onların hem orada hastalığa yakalanmalarına hem de daha sonra gelmeleriyle hastalığı ülkemize getirmelerine engel olundu.

HZ. ÖMER SALGIN HASTALIK KARŞISINDA NE YAPTI?

Beraberindekilerle Şam’a yolculuk yapan Halife Hz. Ömer (r.a.) Şam’da veba salgını başgösterdiğini öğrendiği an yoldan geri dönerek diğer bölgeleri ve insanları bu salgından kurtarmış oldu.

İbni Abbâs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Ömer İbni Hattâb radıyallahu anh Şam’a doğru yola çıktı. Serg denilen yere varınca, kendisini orduların başkomutanı Ebû Ubeyde İbni Cerrâh ile komuta kademesindeki arkadaşları karşıladı ve Şam’da vebâ hastalığı başgösterdiğini ona haber verdiler. İbni Abbâs’ın dediğine göre, Hz. Ömer ona:

Bana ilk muhacirleri çağır, dedi; ben de onları çağırdım. Ömer, onlarla istişare etti ve Şam’da vebâ salgını bulunduğunu kendilerine bildirdi. Onlar, nasıl hareket edilmesi gerektiğinde ihtilaf ettiler. Bazıları:

Sen belirli bir iş için yola çıktın; geri dönmeni uygun bulmuyoruz, dediler. Bazıları da:

Halkın kalanı ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı senin yanındadır. Onları bu vebânın üstüne sevketmenizi uygun görmüyoruz, dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer:

Yanımdan uzaklaşınız, dedi. Daha sonra:

Bana ensarı çağır, dedi; ben de onları çağırdım. Fakat onlar da muhacirler gibi ihtilâfa düştüler. Hz. Ömer:

Siz de yanımdan gidiniz, dedi. Sonra:

Bana Mekke’nin fethinden önce Medine’ye hicret etmiş olan ve burada bulunan Kureyş muhacirlerinin yaşlılarını çağır, dedi. Ben onları çağırdım; onlardan iki kişi bile ihtilaf etmedi ve:

Halkı geri döndürmeni ve bu vebânın üzerine onları götürmemeni uygun görüyoruz, dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer insanlara seslendi ve:

Ben sabahleyin hayvanın sırtındayım, siz de binin, dedi. Ebû Ubeyde İbni Cerrâh radıyallahu anh:

– Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun? dedi. Hz. Ömer:

Keşke bunu senden başkası söyleseydi ey Ebû Ubeyde! dedi. Ömer, Ebû Ubeyde’ye muhalefet etmek istemezdi. Sözüne şöyle devam etti:

Evet Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz. Ne dersin, senin develerin olsa da iki tarafı olan bir vadiye inseler, bir taraf verimli diğer taraf çorak olsa, verimli yerde otlatsan Allah’ın kaderiyle otlatmış; çorak yerde otlatsan yine Allah’ın kaderiyle otlatmış olmaz mıydın?

İbni Abbâs der ki:

– O sırada, birtakım ihtiyaçlarını karşılamak için ortalarda görünmeyen Abdurrahman İbni Avf radıyallahu anh geldi ve:

– Bu hususta bende bilgi var; Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i:

“Bir yerde vebâ olduğunu işittiğinizde oraya girmeyiniz. Bir yerde vebâ ortaya çıkar, siz de orada bulunursanız, hastalıktan kaçarak oradan dışarı çıkmayınız” buyururken işitmiştim, dedi.

Bunun üzerine Ömer radıyallahu anh Allah’a hamd etti ve oradan ayrılıp yola koyuldu. (Buhârî, Tıb 30; Müslim, Selâm 98)

RASÛLULLAH HASTALIKLARDAN ALLAH TEÂLÂ’YA SIĞINMIŞTIR

Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi:

“Allâhümme innî eûzü bike mine’l-barasi ve’l-cünûni ve’l-cüzâmi ve seyyii’l-eskâm: Allahım! Alaca hastalığından, akıl rahatsızlığından, cüzzâm illetinden ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Vitir 32. Ayrıca bk. Nesâî, İstiâze 36)

TEMİZLİK İLE İLGİLİ HADİSLER

Ebû Mâlik Hâris İbni Âsım el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Temizlik imanın yarısıdır. Elhamdülillah duası mizânı, sübhânellah ve elhamdülillah sözleri ise yer ile gökler arasını sevap ile doldurur. Namaz nurdur; sadaka burhandır; sabır ziyâdır. Kur’an senin ya lehinde ya da aleyhinde delildir. Herkes sabahtan (pazara çıkar) nefsini satar; kimi onu âzâd kimi de helâk eder.” (Müslim,Tahâret 1. Ayrıca bk.Tirmizî, Davât 86)

Koronavirüs vesilesiyle bütün ekranlarda temizlik ile ilgili açıklamalar yapılıyor. Normal! Daha fazlası yapılsın. Ancak günde beş kez abdest almanın bir temizlik olduğunu unutmamak gerekir. Yine Rasûlullah (s.a.v.)’in Cuma Namazı’na giderken gusül abdesti alınması emri de bizim mümkün mertebe haftada en az bir kez yıkanmamız gerektiğinin işaretidir.

Son peygamber Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in 15 asır önceden temiz olmanın gerektiğini emretmiştir.

TÂUN HASTALIĞINDAN ÖLENE ŞEHİD SEVABI VERİLİR

Âişe radıyallahu anhâ’dan rivâyet edildiğine göre, kendisi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e tâun hastalığını sormuş, o da şöyle buyurmuştur:

“Tâun hastalığı, Allah Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu mü’minler için rahmet kıldı. Bu sebeple tâuna yakalanmış bir kul, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek bulunduğu yerde ikâmete devam eder ve başına ancak Allah ne takdir etmişse onun geleceğini bilirse, kendisine şehit sevabı verilir.” (Buhârî, Tıb 31; Ayrıca bk. Buhârî, Enbiyâ 54; Kader 15; Müslim, Selâm 92-95)

Biz bunu diğer bulaşıcı hastalıklar ile kıyas yapabiliriz. Bu durumda eğer Allah’a imanı varsa, koronavirüs sebebiyle hayatını kaybedenler de, şehid sevabı alırlar.

KORONAVİRÜS FIRSATÇILARI

Bulaşıcı hastalıklara yakalanan kişilerin bu hastalığı başkalarına bulaştırmaya çalışma girişimleri katilliktir. Bir insanı herhangi bir şekilde öldürmekten farksızdır. Tabii bu bir Biyolojik Savaş Denemesi ise, katiller bulunup gereken yapılmalıdır.

Hastalık üzerinden bir panik havası estirmeleri, yalan haber yayanların, doğru olsa bile toplum barışını zedeleyecek, iç karışıklık çıkartacak yayınlarda bulunanların bu yaptıkları iman ve insanlıkla asla bağdaşmaz. Büyük ihanettir. Gereği yapılmalı.

Koronavirüste olduğu gibi salgın hastalıkta ve buna benzer diğer karışıklıklarda ekonomik stokçuluk, fiyatları yükseltme, piyasadan çekmek ihanettir. İmana sığmaz.

İster hastalığı yayma, ister toplum barışını bozma, isterse maddi menfaat sağlama adına bu gibi ihanetlere başvuranların Allah’tan korkmasam idam edilmelerini veya herhangi bir şekilde ortadan kaldırılmalarını isterdim. Çünkü bu gibi kötülükler toplum, ülke, devletler ve dünya için çok büyük sonuçlar doğuracaktır.

Muhammed Mücahid Okcu
www.muhammedmucahid.com

Koronavirüs ABD-ÇİN Üretimi Mi?