Kur’an’a Aykırı Hadisler İftirasına Cevaplar

İsmi ve cismi belli olmayan adamın biri 48 tane hadisi tahrif ettikten sonra yeniden hadis uydurmuş, altına da ayet numaraları yazarak “Kur’an’a aykırı hadisler” diye servis etmiş.  İddia, inkar ve küfür dolu sözlerinden bir tanesi dahi doğru olsa öpüp başıma koyacağım, ama yok.

Tahrifin, iftiranın, ihanetin, inkarın, karalamanın, alay etmenin bini bir para.

Ta başında söylemeliyim ki, bu adamların gayesi ne Müslümanca yaşamak, ne de Kur’an ve Sünnete hizmettir. Bunların vazifeleri sadece CIA’in emirlerini yerine getirmektir.

İşte CIA’in bizdeki Kur’an ve Sünnet İnkarcıları’na verdiği emirlerden iki tanesi:

“Köktendincilerle yüzleşin, onlara karşı gelin. Onların İslâmiyete yönelik yorumlarını reddedin ve hatalarını ortaya çıkarın.”(1)

“İslam’ı tanımlama, açıklama ve yorumlama konusunda köktendinci ve gelenekselci tekelin yıkılmasına yardımcı olun.”(2)

Bunu yine CIA “İslam’ı yeniden yapılandırma konusundaki çabalarımız,….” diye açıklıyor. Bizim okumuş, ama okuma yazma bilmeyenlerimiz kadar irfana sahip olamayanlar da aptal balık gibi yemi yutmuşlar.

Ele aldıkları 48 Hadis-i Şerifin etrafında bile:

  1. Kur’an ayetlerini inkar ve alay var.
  2. Hadisleri tahrif ve inkar var.
  3. Yeni hadis uydurma var.
  4. Hadisler üzerinden Fıkhî hükümleri inkar var.
  5. Hedef aldıkları hadisleri tahrif ettikten sonra altlarına rastgele ayet numaralarını ekleyerek Müslümanları aldatma var.
  6. En önemlisi de İSLAM DÜŞMANLIĞI var.

Sözünü ettiğim 48 hadis gerekli algı operasyonu yapıldıktan sonra 2008 yılında yayınlanmış. Nereden yayınladığı belli değil. Yazının altında ne ismi var, ne de bir resim.

CIA’in yukarıdaki sözünü ettiğimiz emirlerine uygun bir şekilde Kur’an ve Sünnet Düşmanlığı yapmışlar.

Bunun için:

  • Hadisleri değiştirerek yeni hadis(!) uydurmuşlar.
  • Uydurduklarının altına hiç ilgisi olmayan ayet numaraları dizmişler.
  • Algı operasyonu ile hem Kur’an ayetlerini hem de hadisleri inkar etmişler.
  • Allah’ın son peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.)’a karşı alaylı tavırları cümle ve kelimelerine kadar sirayet etmiş.

Kur’an-ı Kerime muhalif olan bir tek hadis bulabilselerdi, gam yemezdim. Çünkü onlar, CIA’in emellerini “Esasen, “hadis savaşları” yıpratma savaşlarıdır.ve “Nihayetinde, hadis birçok nedenden ötürü ikincil bir taktik araçtan daha fazla olamaz. (3) diye ilan etmesini haksız çıkarmak istercesine sağa sola saldırıyorlar.

KUR’AN’A AYKIRI HADİSLER DİYE YUTTURULMAYA ÇALIŞAN İNKAR, TAHRİF, YALAN VE İFTİRALAR

Kur’an ve Sünnet Düşmanları’nın zırvalarını tek tek açıklamaya başlayalım:

TAHRİF VE İDDİA 1

“Kadında, atta ve evde uğursuzluk vardır.” [1995-6617-İbn Mace-1995/1993 c.17 s.218 /6617], [Buhârî-Müslim-Ebû Davud-Tirmizî-Nesâî] Bk. Kur’an-27/47 7/131

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(6616)Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.”(4)

Hiçbir şeyde uğursuzluk olmadığını ifade edilen Hadis-i Şerif’e karşı işlenen cinayet ortada. Kütüb-i Sitte’de bu hadisin hemen altında zikredilen bir hadis daha var.

(6617)- Salim’in babası (Abdullah İbnu Ömer) radıyallahu anhuma anlatıyor: “Uğursuzluk üç şeydedir: At, kadın ve evdedir.”(5)

Zührî der ki: “Bana Ebu Ubeyde İbnu Abdillah İbni Zeme’a, büyük annesi Zeyneb’in Ümmü Seleme’den, onun bu üç şeyi sayıp bir de kılıncı ilave ettiğini rivayet etti.”

HZ. AİŞE’NİN 6617 NO’LU HADİSE İTİRAZI

“Bir rivayete göre, Ebu Hüreyre’nin böyle bir şey söylediğini işiten Hz. Aişe, Hz. Peygamber (asm)’in “Yahudilerin böyle düşündüklerini” söylediğini, Ebu Hüreyre’nin sonradan geldiği için bu konuşmanın ilk cümlelerini duymadığını belirtmiş ve bu bilginin yanlış olduğuna dikkat çekmiştir.”(6)

“Başka bir rivayette, Hz. Aişe: “Peygamberimizin: ‘cahiliye devrinde bu üç şeyde uğursuzluk olduğunu’ belirtmişti, Ebu Hureyre bunu duymadığı için yanlış anlamıştı.” demiştir.”(7)

Aslında “Uğursuzluk yoktur” diyen hadislere bu rivayetleri de eklediğiniz zaman Kur’an Ve Sünnet İnkarcıları’nın gerçek niyetleri ortaya çıkıyor.

İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Hastalığın kendiliğinden bulaşması yoktur. Uğursuzluk da yoktur. Eğer bir şeyde uğursuzluk olacak olsaydı evde, kadında ve atta olurdu.”(8)

“İyi bilin ki onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler.” (7 Araf 131)

Urve İbni Âmir radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‘in huzurunda uğursuzluktan söz edildi. Bunun üzerine:

En güzeli hayra yormadır. Uğursuzluk, hiçbir müslümanı teşebbüsünden vazgeçirmesin. Herhangi biriniz hoşlanmadığı bir şey gördüğü zaman; “Allahım! İyilikleri sadece sen verirsin; kötülükleri yalnız sen giderirsin. Günahtan kaçacak güç, ibâdet edecek kuvvet ancak senin yardımınla kazanılabilir diye dua etsin, buyurdular.”(9)

Enes radıyallahu anh‘den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Hastalığın kendiliğinden bulaşması yoktur. Uğursuzluk da yoktur. Ben hayra yormayı yeğlerim. Sahâbîler:

– “Hayra yorma (tefe’ül) nedir? dediler.

Güzel, olumlu sözdürbuyurdu.”(10)

Büreyde radıyallahu anh‘den rivayet edildiğine göre “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem uğursuzluğu kabul etmezdi.(11)

Kabîsa İbni’l-Muhârık radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi şöyle buyururken dinledim, demiştir:

Kuşları ürkütüp isimlerinden, seslerinden ve hareketlerinden mânalar çıkarmak, uğursuzluğa inanmak, kum üzerine çizgiler çizerek geleceğe yönelik hükümler çıkarmak bir çeşit sihir ve kehânettir.(12)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Onlar, “Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık” dediler. Salih, “Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah katında(yazılı)dır. Aslında siz imtihan edilmekte olan bir kavimsiniz” dedi.” (27 Neml 47)

“Fakat onlara iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)” derler. Eğer başlarına bir kötülük gelirse Mûsâ ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler.“ (7 Araf 131)

Bu ayetler hadise muhalif değil, bizzat dertekleyen ayetlerdir. Dedik ya! Algı operasyonu ne pis bir adettir.

TAHRİF VE İDDİA 2

“Namazın önünden kadın, eşek, siyah köpek, Yahudi veya domuz geçerse namaz bozulur.” [2732-Buhârî-Müslim-Muvatta-Ebû Dâvud-Tirmizî-Nesâî] [2743-[Müslim-Ebû Dâvud-Tirmizî-Nesâî-İbnu Mâce] [6237– Müslim-Ebu Davud-Tirmizi-Nesai-İbn Mace] Bkz. Kur’an-107/4-6

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(2732)- Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Biriniz sütresiz olarak namaz kılarsa (önünden geçtiği takdirde) şunlar namazını bozar: Eşek, domuz, Yahudi, Mecûsi, kadın… Namazın bozulmaması için onun önünden, bunların bir taş atımlık uzaktan geçmesi kifâyet eder.”

Bir diğer rivayette şöyle denmiştir:

“Namazı, (önden geçen) hayızlı kadın ve köpek bozar.”(13)

(2743)- Ebu Zerr (r.a.) rivayet ediyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:

“Kişi, önüne semer kaşı kadar bir şey bırakmadan namaz kılarsa; (önünden geçtiği takdirde) siyah köpek, kadın, eşek namazını bozar…”

Ebu Zerr’e dendi ki:

“ Siyahın, kırmızıdan, beyazdan farkı nedir?” Şöyle cevap verdi:

“Ey kardeşimin oğlu! Sen bana benim Rasûllah (Aleyhissalâti vesselam)‘a sorduğum şeyi sordun.” Efendimiz:

“Siyah köpek şeytandır.” buyurdular.”(14)

Ne olursanız olun, “Biriniz sütresiz olarak namaz kılarsa…” ibaresini asla unutmayın. Ha siz SÜTRE’nin ne olduğunu da bilmezsiniz. Çünkü “Namazda gözü olanın kulağı ezanda olur!”

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, Onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar.” (107 Maun 4-6)

Rasûlullah (s.a.v.) Sütresiz namaz kılmayı emretseydi, “Onlar namazlarını ciddiye almazlar.” ayetine ters düşmez miydi?

TAHRİF VE İDDİA 3

“Erkeğe karısını niçin dövdüğü sorulmaz.” [3299-Ebu Dâvud] Bkz. Kur’an-33/58

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

[3299] “Erkeğe karısını ne sebeple dövdüğü sorulmaz.” [3299, Ebu Dâvud, Nikah 43, (2147)]

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Mümin erkekleri ve mümin kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” (33 Ahzap 58)

Bu ayette bu hadisin aleyhine değildir. “Ya işledikleri şeyler yüzünden incitilebilinirler mi?” sorusunun cevabı ne olur?

HADİSİN SAHİH OLDUĞUNU TASDİK EDEN AYETLER

“Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür.“ (4 Nisa 34)

AÇIKLAMA

Kadınına her türlü onursuzluğu reva gören adama değil, Allah Teâlâ ve O’nun Rasûlü Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e imanı tam, amelleri sağlam olan adama hiçbir şey sorulmaz.

Şu serkeşlik ve söz dinlememenin aslını hiç araştırdınız mı? Sokakta adres soran bir adamı gördüğünde karısını öldürmek mi, haddi tam aşıp zinaya bulaşan kadını dövmek mi bu serkeşlik? Bunu bana açıklayabilirseniz, o zaman dövme konusunu kavramış olursunuz. Ancak siz bu dövme öncesi ne gibi vazifelerinizi ve nasihatlere kulak asmayan kadınları dövme konusunun sınırlarını öğrenseniz iyi olur.

TAHRİF VE İDDİA 4

“İnsanın insana secde etmesi uygun olsaydı, kadının kocasına secde etmesini emrederdim.” [3293-Tirmizî] Bk. Kur’an-27/24

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

[3293]- Hz. Hureyre (r.a.) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Şayet ben bir insanın başka bir insana secde etmesinı emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”(15)

“Irak taraflarına gidip gelen bir sahâbî orada insanların, saygı göstermek için üst yöneticilere secde ettiklerini görmüş, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in buna onlardan daha layık olduğunu düşünmüş, dönünce bu düşüncesini Peygamberimize (s.a.v.)’e açmıştı, şöyle buyurdular:

– Ben vefat ettikten sonra kabrimin yanından geçsen, ona secde eder misin?

– Hayır.

– Öyleyse (yaşarken de ölümlü olduğu bilinen insanlara) secde etmeyin. Eğer bir kimseye secde edilmesini emredecek olsaydım, Allah, kadınlara karşı erkeğe bir hak verdiği için ona secde etmelerini emrederdim.”(16)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Onun ve kavminin, Allah’ı bırakıp güneşe taptıklarını gördüm. Şeytan onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlar doğru yolu bulamıyorlar.” (27 Neml 24)

AÇIKLAMA

Bu ayette hadislerin aleyhine değil, lehinedir. “Öyleyse (yaşarken de ölümlü olduğu bilinen insanlara) secde etmeyin.” emrini gören aklı başında biri, insanlara secde etmenin haram olduğunu da bilir.

TAHRİF VE İDDİA 5

“Kadınların akılları kıt ve dindarlıkları eksiktir.” [3307-Ebu Dâvud-Müslim-Buharî-İbnu Mâce] Bkz. Kur’an-39/18 4/1 49/11

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

[3307]İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

“(Ey kadınlar topluluğu! Ben, akıl sahiplerine aklı ve dini nakıs olanlardan galebe çalan sizin kadarını hiç görmedim!” buyurdu. İçlerinden dirayetli bir kadın:

“Aklımızın ve dinimizin eksikliği nedir? diye sordu. Resûl-i Ekrem de:

“Aklınızın noksanlığı, şahidlikte iki kadının şehadetinin bir erkeğin şehadetine denk olmasıdır. Dindeki noksanlık ise,ay hali sebebiyle ramazanda oruç yemeniz ve bazı günler namaz kılmamanız” cevabını verdi.”(17)

“…….Bize Muhammed ibn Ca’fer haber verip şöyle dedi: Bana Zeyd -ki o, Eslem’in oğludur-, İyâd ibn Abdillah’tan; o da Ebû Saîd Hudrî’den haber verdi. O şöyle demiştir: Bir kurban yâhud ramazân bayramında Rasûlullah (S) yanımıza, namaz kılınacak musallaya çıktı. Kadınların yanına uğradı da:

“Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz. Çünkü sizler bana cehennem ahâlîsinin çoğu olarak gösterildiniz,” buyurdu.

Kadınlar: Yâ Rasûlullah, neden?” diye sordular.

Rasûlullah: Çünkü siz çokça la’net eder ve kocalarınıza karşı ni’mete nankörlük yaparsınız. (Ne acîbdir ki kendini zabt eden) tam akıllı ve ihtiyatlı kimsenin aklını, sizin kadar eksik akıllı, eksik dinli hiçbir kimsenin çelebileceğini görmedim,” buyurdu.

Kadınlar: Dînimizin ve aklımızın eksikliği nedir? Yâ Rasûlallah?” dediler.

“Kadının şahadeti, erkeğin şahadetinin yarısı değil midir? buyurdu.

Kadınlar: “Evet,” dediler.

“İşte bu aklının eksikliğindendir. Hayız olduğu zaman da namaz kılmaz, oruç tutmaz değil mi?” buyurdu.

Kadınlar: “Evet,” dediler.

“İşte bu da dîninin eksikliğindendir,” cevâbını verdi.”(18)

İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

“Ey kadınlar! Sadaka veriniz ve çok istiğfâr ediniz. Çünkü ben cehennemin çoğunu sizin doldurduğunuzu gördüm” buyurmuştu. Orada bulunan kadınlardan biri:

– Niçin cehennemin çoğunu biz dolduruyoruz? diye sordu. Resûl-i Ekrem de:

“Çünkü siz çok lânet eder ve kocanızın yaptığı iyilikleri unutursunuz. Aklı ve dini eksik olup da, aklı başında adamların aklını çelen sizin gibisini görmedim” buyurdu. O kadın:

– “Aklımızın ve dinimizin eksikliği nedir? diye sordu. Resûl-i Ekrem de:

“İki kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğine bedeldir. Kadının günlerce namaz kılmadığı olur.”(19)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.” (39 Zümer 18)

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir.“ (4 Nisa 1)

“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.“ (49 Hucurat 11)

AÇIKLAMA

Mesele yine algı operasyonu. Beyler bu ayetlerden size bir zırnık çıkmaz. Ben bu hadis için bütün sorularının cevabı içerisinde olan bir hadis diyorum.

TAHRİF VE İDDİA 6

“Cehennemdekilerin çoğu kadınlardır.” [5374-Buhârî-Müslim-Nesâî-Muvatta-İbn Mace] [2075-Buhârî-Müslim] Bkz. Kur’an-7/179 72/15 33/35

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(5374)- İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem (bir bayram namazı kadınlar tarafına geçerek):

“Ey kadınlar cemaati! ( Allah yolunda) sadakada bulunun,istiğfârı çok yapın. Zira ben siz kadınların cehennemde çoğunluğu teşkil ettiğini gördüm” buyurdular. Dinleyenlerden cesaretli bir kadın:

– Niye cehennemliklerin çoğunu kadınlar teşkil ediyor, neyimiz var?” diye sordu. Aleyhissalâtü vesselâm:

“Ağzınızdan kötü söz çok çıkıyor ve kocanıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı ve dini eksik olanlar arasında akıl sahibi erkeklere galabe çalan sizden başkasını görmedim” dedi.. O kadın tekrar:

– “Ey Allah’ın Rasûlü! Aklı ve dini eksik ne demek?” diye sorunca Aleyhissalâtü vesselâm açıkladı:

“İki kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğine bedeldir. Kadının günlerce namaz kılmadığı olur.”

“Aklı noksan tabiri, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasıdır. Dinlerinin eksik olması tabiri de onların (hayız dönemlerinde) günlerce namaz kılmamalarını, Ramazan ayında oruç tutmamalarını ifade eder.”(20)

İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

“Ey kadınlar! Sadaka veriniz ve çok istiğfâr ediniz. Çünkü ben cehennemin çoğunu sizin doldurduğunuzu gördüm” buyurmuştu. Orada bulunan kadınlardan biri:

– Niçin cehennemin çoğunu biz dolduruyoruz? diye sordu. Resûl-i Ekrem de:

“Çünkü siz çok lânet eder ve kocanızın yaptığı iyilikleri unutursunuz. Aklı ve dini eksik olup da, aklı başında adamların aklını çelen sizin gibisini görmedim” buyurdu. O kadın:

– “Aklımızın ve dinimizin eksikliği nedir?” diye sordu. Resûl-i Ekrem de:

“İki kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğine bedeldir. Kadının günlerce namaz kılmadığı olur.”(21)

Rasûlullah (sav)’ın bayram vaazı dışında, güneş tutulması gününde de cehennem halkından olan kadınlardan söz ettiği dikkat çeker. Bu rivayete göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

“Bana namaz esnasında cehennem gösterildi. Onun alev toplarını görünce geri çekildim. Cehennem halkının çoğunun, sırrı ifşa eden, kendilerinden bir şey istenince cimri davranan, kendileri bir şey isteyince ısrarcı olan, istedikleri verilince teşekkür etmeyen kadınlardan meydana geldiğini gördüm.”(22)

İbn Abbas rivayetinde ise bu sebepler şöyle zikredilmiştir:

“Kocalarına ve iyiliklere karşı nankörlük ediyorlardı. Eğer sen onlardan birine ömür boyu iyilik yapsan, sonra da senden azıcık bir hata görse, ‘senden hiç iyilik görmedim’ deyiverir.”(23)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.“ (7 Araf 179)

“Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.” (72 Cin 15)

”Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkar erkeklerle itaatkar kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.” (33 Cin 35)

AÇIKLAMA

Bu ayetler da aslında hadisi tasdik eden ayetlerdir diye yazsalardı benden alkış alırlardı. Bu ayet Kur’an ve Sünnet İnkarcılarını tarif ediyor desek yanlış mı olur? “Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.“ (7 Araf 179)

TAHRİF VE İDDİA 7

“Cennette en az kadınlar vardı.” [3309-Müslim] Bkz. Kur’an-7/179

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(3309)- Mutarrıf İbnu Abdillah’ın anlattığına göre, bu zatın iki hanımı vardı. Hanımlardan birinin yanından çıkmıştı. Geri dönünce hanımı: “Falan hanımın yanından geliyor olmalısın” dedi. Mutarrıf: “Hayır” dedi. “İmran İbnu Husayn’ın yanından geliyorum. O bana Rasûlullah’ın şu sözünü nakletti:

“Cennet sakinlerinin en azı kadınlardır.”(24)

İbni Abbâs ve İmrân İbni Husayn radıyallahu anhüm’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Cenneti yakından tanıdım; orada bulunanların çoğunluğunun fakirler olduğunu gördüm. Cehennemi de yakından tanıdım; orada bulunanların çoğunluğunun da kadınlar olduğunu gördüm.”(25)

Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki;

“(Ey Kadınlar!) sadakayı çoğaltın. Zira sizler, cehennemde en kalabalık olanlarsınız.”

Kadınlardan biri; “Niçin ey Allah’ın Rasûlü?” dedi.

Buyurdu ki; “Şüphesiz sizler nimete karşı insanların en nankörüsünüz. Aklınız ve dininiz noksandır. Allah’tan korkun! Allah’tan korkun! İşlerinde söz sahibi erkeklerin kalbini, sizler kadar çeviren yoktur.”

Bir adam; “Ya Rasûlullah! Onların eksikliği nedir?” diye sordu.

Buyurdu ki; “Hayız oldukları zaman namaz kılmazlar, iki kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğine denktir.”

Adam dedi ki; “Peki onların nimete karşı nankörlüğü nedir?”

Buyurdu ki; “Onlardan biri bir adamla evlenir, adam onu yedirmek ve giydirmek için, ona iyilikte bulunmak için hiçbir şeye sahip olmaz, şahsi mal edinmez, sonra da kadın ona der ki; “Ben senden hiçbir hayır görmedim!” Böylece cehennem odunu olur. Umulur ki, ondan bir çocuk doğurmuş olsun.”

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İLERİ SÜRÜLEN AYETLER

“Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.“ (7 Araf 179)

AÇIKLAMA

Yukarıdaki üç hadis ile bu ayetin arasındaki çatışma, terslik ve aykırılık nerede? Bütün soruların cevabı yine hadisin içinde. Tabii bir anlayana, bir de düşman olmayanlara hitap ediyor.

TAHRİF VE İDDİA 8

“Kadınlar sizin yanınızda esirler gibidirler.” [3303-Tirmizî] Bkz. Kur’an-4/1 49/11

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(3303)- Amr İbnu’I-Ahvas (radıyalİahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki:

“Kadınlara karşı hayırhah olun. Çünkü onlar sizin yanınızda esirler gibidirler. Onlara iyi davranmaktan başka bir hakkınız yok, yeter ki onlar açık bir çirkinlik işlemesinler. Eğer işlerlerse yatakta yalnız bırakın ve şiddetli olmayacak şekilde dövün. Size itaat ederlerse haklarında aşırı gitmeye bahane aramayın. Bilesiniz, kadınlarınız üzerinde hakkınız var, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakkı var. Onlar üzerindeki hakkınız, yatağınızı istemediklerinize çiğnetmemeleridir. İstemediklerinizi evlerinize almamalarıdır. Bilesiniz onların sizin üzerinizdeki hakları, onlara giyecek ve yiyeceklerinde iyi davranmanızdır.”(26)

Amr İbni Ahvas el-Cüşemî radıyallahu anh, Vedâ haccı’nda Peygamber aleyhisselâm’ı dinlediğini, Allah’a hamd ü senâ edip halka öğüt verdikten sonra Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu söylemektedir:

“Ashâbım! Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Vasiyyetimi tutunuz. Zira onlar sizin idarenize ve himâyenize verilmişlerdir.

Kesin olarak bildiğiniz bir ahlâksızlık yapmadıkları takdirde, onlar üzerinde zorbalık kurmaya hakkınız yoktur. Eğer ahlâk dışı bir hareket yaparlarsa, onları yataklarında yalnız bırakın. Bir yerlerini incitmeyecek şekilde dövün. Şayet size itaat ederlerse, artık onlara zarar verecek bir şey yapmayın.

Şunu bilin ki, sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır.

Sizin onlar üzerindeki haklarınız, yatağınızı yabancılardan korumaları, istemediğiniz kimseleri evinize almamalarıdır.

Onların sizin üzerinizdeki hakları ise, giyim kuşam ve yeme içme konularında kendilerine iyi imkânlar sağlamanızdır.”(27)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir.” (4 Nisa 1)

“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.” (49 Hucurat 11)

AÇIKLAMA

Söylenecek söz çok. Burad da doğrudan ayetlerin manalarını inkar etme var. Bir de ABD eski başkanlarından Harry S. Truman’ın “İnsanları ikna edemiyorsanız, kafalarını karıştırın.” sözünü gereğini yerine getiren insanlar var.

TAHRİF VE İDDİA 9

“Ey kadınlar, sizler cehennem odunusunuz.” [3039-Buhârî-Müslim-Ebû Dâvud-Nesâî] Bkz. Kur’an-72/15

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(3039)- Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte bayrama katıldım. Efendimiz hutbeden önce, ezansız ve ikâmetsiz namaz kılardı. Sonra Bilâl (radıyallâhu anh)’e dayanarak kalktı. Allah’tan korkmayı emretti ve O’na itâate teşvik etti. İnsanlara vaaz edip (ölümü, âhireti, cenneti, cehennemi) hatırlattı.

Sonra kadınlar bölümüne geçti. Onlara da aynı şekilde vaaz etti, hatırlatmalarda bulundu. Ve:

“Allah için tasadduk edin, zira sizin ekseriyetiniz cehennem odunusunuz!” buyurdu. Yanakları kararmış itibarlı kadınlardan biri kalkarak:

“Niçin ey Allah’ın Resûlü? dedi (niye cehennem odunlarıyız?)” Resûlullah açıkladı:

“Zira siz kadınlar çok şikâyette bulunuyor, kocalarınıza nankörlük ediyorsunuz.”

“Bunun üzerine kadınlar takılarından tasadduk etmeye başladılar. Hz. Bilâl’in eteğine atıyorlardı.”(28)

İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

“Ey kadınlar! Sadaka veriniz ve çok istiğfâr ediniz. Çünkü ben cehennemin çoğunu sizin doldurduğunuzu gördüm” buyurmuştu. Orada bulunan kadınlardan biri:

– “Niçin cehennemin çoğunu biz dolduruyoruz?” diye sordu. Resûl-i Ekrem de:

“Çünkü siz çok lânet eder ve kocanızın yaptığı iyilikleri unutursunuz. Aklı ve dini eksik olup da, aklı başında adamların aklını çelen sizin gibisini görmedim” buyurdu. O kadın:

-“Aklımızın ve dinimizin eksikliği nedir? diye sordu. Resûl-i Ekrem de:

“İki kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğine bedeldir. Kadının günlerce namaz kılmadığı olur.”(29)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.” (72 Cin 15)

HADİSİ TASDİK EDEN AYETLER

“Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.” (72 Cin 15)

“Eğer, yapamazsanız -ki hiçbir zaman yapamayacaksınız- o halde yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının. O ateş kafirler için hazırlanmıştır.” (2 Bakara 24)

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ehlinizi/ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (66 Tahrim, 6)

Ayette Allah yolundan sapanlara “odun” diyor, hadis de “odun” diyor. Öyleyse problem nerede? Yanlış nerede? Hadis ayet çatışması nerede?

TAHRİF VE İDDİA 10

“Erkek bebeğin sidiğini temizlemek için birkaç kez su serpin; kız bebeğin sidiğini temizlemek için çitileyin.” [3506-Buhârî-Müslim-Muvatta-Ebû Dâvud-Tirmizî-Nesâî] [3507-Ebû Dâvud] [527-6162-İbn Mace] Bkz. Kur’an-6/139 16/58 43/17

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(3506)- Ümmü Kays Bintu Mihsan (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Ben, henüz yemek yemeyen küçük bir oğlumla Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gitmiştim. Varınca, çocuğu kucağına oturttu. Derken çocuk elbisesine akıttı. Su getirtip elbisesini serpti, fakat yıkamadı.”

Bir rivayette: “…çiledi” denmiştir.”(30)

(3507)- Lübâbe Bintu’l-Hâris anlatıyor: “Hz. Ali’nin oğlu Hasan (radıyallâhu anhümâ), Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın kucağında idi, elbisesine akıttı. Ben atılıp:

“Ey Allah’ın Resûlü (yeni) bir elbise giy. İzârını da bana ver yıkayayım!” dedim. Cevaben:

“Kız çocuğun idrarı olsa yıkanırdı; ancak erkek çocuğun idrarı su çilemek suretiyle temizlenir!” buyurdular.”(31)

Alimlerimiz, bu konuda gelen hadisleri şöyle cevaplamıştır: Bu hadislerde geçen“su serpme” ya da “su dökme” ile kast edilen; idrarın değdiği yeri hafifçe yıkamadır; çünkü oğlan çocuğunun idrarı, elbiseye yapışma ve tutma bakımından kız çocuğunun idrarına oranla daha azdır. İşte bundan dolayıdır ki Resulullah (s.a.v), oğlan çocuğunun değil de, kız çocuğunun idrarının fazlaca yıkanmasını emretmiştir.

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Bir de dediler ki: “Şu hayvanların karınlarındaki yavrular (canlı olursa) sırf erkeklerimize aittir. Karılarımıza ise haramdır.” Eğer ölü olursa o vakit onda hepsi ortaktırlar. Allah onların bu tür nitelemelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.” (6 En’am 139)

“Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir!” (16 Nahl 58)

Onlardan biri, Rahmân’a örnek kıldığı (isnad ettiği kız çocuğu) ile müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir.” (43 Zuhruf 17)

AÇIKLAMA

Birinci ayeti rastgele kaydetmişler. Fakat İslam Düşmanları’nın kız çocuklarını istemiyor olmalarını ifade eden ayetleri de temizlik ile ilgili hadislere aykırı göstermişler. Bunun mantığı ne?

TAHRİF VE İDDİA 11

“Oğlan çocuğu için birbirine denk iki kurban, kız çocuğu için bir kurban gerekir.” [3970-Ebû Dâvud-Tirmizî-Nesâî] Bkz. Kur’an-6/139 16/58 43/17

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

[3970]- Ümmü Kürz (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Oğlan çocuğu için birbirine denk iki kurban, kız çocuğu için bir kurban kesmek gerekir. (Kurbanlığın) erkek veya dişi olması farketmez.”(32)

Hz. Aişe (r.a.)’den şöyle rivâyet edilmektedir.

“Resul-i Ekrem (s.a.s.} bize erkek çocuklar için iki, kız çocukları için bir koyun “akîka” olarak kurban etmemizi emretti.”(33)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Bir de dediler ki: “Şu hayvanların karınlarındaki yavrular (canlı olursa) sırf erkeklerimize aittir. Karılarımıza ise haramdır.” Eğer ölü olursa o vakit onda hepsi ortaktırlar. Allah onların bu tür nitelemelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.” (6 En’am 139)

“Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir!” (16 Nahl 58)

“Onlardan biri, Rahmân’a örnek kıldığı (isnad ettiği kız çocuğu) ile müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir.” (43 Zuhruf 17)

AÇIKLAMA

Bu ayetler, 10 maddede ele alınan “Erkek bebeğin sidiğini temizlemek için birkaç kez su serpin; kız bebeğin sidiğini temizlemek için çitileyin.” bölümünde de delil göstermişlerdi. İki ayrı konu, ama delil gösterilen ayetler aynı ve yine yanlış gösterilmiştir. Peygamber ne emrettiyse, o doğrudur. Çok sevdiğiniz Mehmed Said Hatipoğlu bile Kur’an dışı vahiyden söz ediyor. Unutmayın!

TAHRİF VE İDDİA 12

“Erkeklere kadınlardan daha zararlı fitne bırakmadım.” [3308-Buharî-Müslim-Tirmizî] Bkz. Kur’an-4/1 49/11

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(3308)- Üsâme İbni Zeyd radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu:

“Erkeklere kendimden sonra kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım.”(34)

Başka bir şekilde “fitne sebebi” diye tercüme edildiğini görüyoruz ki, bu da manayı daha bir pekiştiriyor.

“Benden sonra erkeklere kadınlardan daha zararlı bir fitne sebebi bırakmadım.”(35)

Her iki tercümede de kadının varoluşu ile fitne olmadığını, erkeğin kadın yüzünden fitneye düşebileceğini düşünmemiz yerinde olur.

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir” (Âl-i İmrân 14).

Dinî umûrun peşine düşmekten alıkoyarlar, dünya işlerinin peşine takarlar. İşte bu en büyük fitne ve fesaddır.” Müslim’in bir rivâyetinde Aleyhissalatu vesselam: “Kadınlardan Kaçının; zira İsrailoğullarına ilk fitne kadın yüzünden düştü.”

Hadislerde kadın fitnesi derken, sadece yabancı kadınlara karşı düşülecek zaaf kastedilmiyor. Bilakis kişinin hanımı, kızı, kızkardeşi hepsi dahildir. Kendi hanımından düşeceği fitnenin daha beter olabileceği söylenmiştir.” (36)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir.“ (4 Nisa 1)

“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.“ (49 Hucurat 11)

AÇIKLAMA

Konu ile hiç alakası olmayan ayetlerdir bu ayetler. Ancak, kadınlar, evlatlar ve mallar yüzünden fitneye düşmeyen bir adam gösterin bana! İnsaf!

TAHRİF VE İDDİA 13

“Kadın bir günlük yola mahremi olmadan seyahat edemez.” [2194-Buhârî-Müslim-Muvatta-Ebû Dâvud-Tirmizî-] Bkz. Kur’an-33/35

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(2194)- Ebu Hureyre (radıyallahu anh) rivayet ediyor: Rasûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: “Allah’a ve âhiret gününe inanan kadına, bir gece ve gündüz devam edecek bir mesafeye, yanında bir mahremi olmadıkça gitmesi helal değildir.”(37)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkar erkeklerle itaatkar kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.” (33 Ahzab 35)

AÇIKLAMA

Kadınların seyehati ile bu ayetin ilgisi ne? Bu algı operasyonı bir dinsizlik değil mi? Yalnız yolculuk yapan kadınların başına gelenleri “Duymadım, görmedim, bilmiyorum” diyecekseniz, size üç maymunları oynamaya devam edin derim.

TAHRİF VE İDDİA 14

“Kadın avrettir, dışarı çıktı mı şeytan muttali olur.” [3443-Tirmizî]

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(3443)- İbnu Mes’ud radıyallahu anh rivayet ediyor: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kadın avrettir, dışarı çıktı mı şeytan ona muttali olur.”(38)

Alimler bu hadisten: “Kadın çıkınca, şeytan başkasıyla onu şaşırtmak, onunla da başkasını şaşırtmak, böylece her ikisini veya ikisinden birini fitneye atmak için dikkatini onun üzerinde toplar” manasını çıkarmışlardır.

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

Bu hadise karşı kullanacakları bir kaydedememişler sanırım.

AÇIKLAMA

“Kadın avrettir, dışarı çıktı mı şeytan muttali olur.” cümlesine dikkat edelim. Şeytan neye muttali olur? Cevap yok. Hadisi bir kelime dahi olsun tahrif etmek size ne kazandırıyor? Bugün toplumumuzda yanında mahremi olmadan sokaklarda dolaşan kadınları  başlarına ne geliyor? Kaçırma, tecavüz, öldürme olaylarına kadınlar neden kurban gidiyor. Şeytanın vesvesesi ile bazı erkekler basit veya gerçek sebeplerle kadınlarını neden acımasızca katlediyor? İsimsiz muhatabımız bunları düşünebilseydi, bu hadise kafa atmaya yeltenmezdi.

TAHRİF VE İDDİA 15

“Altın ve ipek, erkeklere haramdır.” [3597-7071-Ebu Dâvud- Nesâi-İbn Mace] Bkz. Kur’an-7/31-32 22/23

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(7071) Abdullah İbnu Amr radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (Bir gün) yanımıza geldiler.Bir elinde ipek bie elbise, diğer elinde de altın vardı: “İşte bu iki şey ümmetimin erkeklerine haramdrı, kadınlara helaldir” buyurdular.”(39)

Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“İpek giymek ve altın kullanmak ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına ise helâl kılındı.”(40)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Ey Ademoğulları! Her mescidde ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü o, israf edenleri sevmez.” (7 Araf 31)

“De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.” (7 Araf 32)

“Şüphesiz, Allah iman edip salih ameller işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise ipektir.” (22 Hac 23)

AÇIKLAMA

Birinci ayet inkarı kuvvetlendirmek için rastgele kaydedilmiştir. İkinci ayette de altın ve ipeğin mü’minlere bu dünyada helal olduğunu göremiyoruz. Üçüncü ayette ise, bu dünyada helal olmayan altının ve ipek giysilerin Ahirette helal olacağını gösteriyor. Öyleyse bu düşmanlık niye? Sinir uçlarımızı törpüleme var. Dikkat etseler iyi olur.

TAHRİF VE İDDİA 16

“Altın ve ipek iman eden herkese yasaktır.” [143-Buhârî-Müslim-Ebu Dâvud-Nesâî-Buhârî-Müslim-Tirmizî-Ebu Dâvud-Nesâî-İbnu Mâce] [2159-Buhârî-Müslim-Tirmizî-Nesâî] Bkz. Kur’an-7/31-32 22/23

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(2159)- Ebû Ümâre Berâ İbni Âzib radıyallahu anhümâ  şöyle dedi:

Resûlullah bize yedi şeyi yasakladı: Altın yüzükler, altın ve gümüş kaplar, ipekli eyer yaygıları, ipekli kassî kumaşlar, istibrak denen kalın ipekli kumaşlar, ibrişim kumaşlar ve ipek kumaşlar.”(41)

Ebû Ümâre Berâ İbni Âzib radıyallahu anhümâ  şöyle dedi:

“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize yedi şeyi emretti, yedi şeyi de yasakladı. Bize şunları emretti: Hastayı ziyaret etmek, cenazeye katılmak, aksırana “yerhamükellah” demek, yeminini bozmayıp yemin üzere devam etmek, zulme uğrayana yardım etmek, dâvet edenin dâvetine katılmak, selâmı yaygınlaştırmak. Resûlullah bize şunları da yasakladı: Altın yüzükler veya yüzük takmak, gümüş kaptan su içmek, ipek minder kullanmak, ipekten yapılmış elbise giymek, ince ipek giymek, kalın ipek giymek, hâlis ipek kumaştan elbise giymek.”(42)

Müslim’in bir rivâyetinde: Yitiği ilân etmek, ilk yedi şey arasında sayılmıştır.

Huzeyfe radıyallahu anh şöyle dedi:

“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem altın ve gümüş kaplardan içmemizi ve onların içinde yemek yememizi, ipek ve atlas giymemizi ve üzerinde oturmamızı bize yasakladı.”(43)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Ey Ademoğulları! Her mescitde ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü o, israf edenleri sevmez.” (7 Araf 31)

“De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.” (7 Araf 32)

“Şüphesiz, Allah iman edip salih ameller işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise ipektir.“ (22 Hac 23)

AÇIKLAMA

Allah’tan korkmadan hadisi “Altın ve ipek iman eden herkese yasaktır.” diye tahrif edip sonra aykırı olduğuna dair ayetler sıralamışlar. Şeytana pabucunu ters giydiren adam mı demeli, yoksa insanlardan olan şeytan mı demeli? Buna da sizler karar veriniz lütfen.

TAHRİF VE İDDİA 17

“Ey kadınlar süs eşyanız altın ve ipek değil, gümüş olmalıdır.” [2104-Nesâî] [2106-Ebû Dâvud-Nesâî] Bkz. Kur’an-7/31-32 22/23

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(2106)- Huzeyfe’nin kız kardeşi (radıyallahu anhâ) anlatıyor:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Ey kadınlar cemaati! Süs eşyanız gümüşten olmalıdır.Sizden hangi kadın altınla süslenir ve onu izhar eder (yabancıya gösterirse) mutlaka onunla azaba maruz kalır.”(44)

[2104]- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) rivayet ediyor. “Bir kadın Rasulullah’a gelerek sordu:

“İki altın bilezik hakkında ne dersiniz, (takayım mı?)”

“Ateşten iki bileziktir, (takmayın!)” deyip cevap verdi. Kadın devamla:

“Pekâlâ altın gerdanlığa (ne dersiniz?)” diye sordu. Resulullah’tan yine:

“Ateşten bir gerdanlık!” cevabını aldı. O, yine sordu:

“Bir çift altın küpeye ne dersiniz?”

“Ateşten bir çift küpe!”

Kadında bir çift altın bilezik vardı. Onları çıkarıp attı ve:

“(Ey Allah’ın Resulü), kadın kocası için süslenmezse onun yanında kıymeti düşer” dedi. Resulullah:

Sizden birine, gümüş küpeler takınmasından, bunları za’feran veya abir ile sarartmasından kimse engel olmaz!” cevabını verdi.”(45)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Ey Ademoğulları! Her mescitde ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü o, israf edenleri sevmez.” (7 Araf 31)

“De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.” (7 Araf 32)

“Şüphesiz, Allah iman edip salih ameller işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise ipektir.” (22 Hac 23)

AÇIKLAMA

Üçüncü kez aynı ayetler hadisin Kur’an’a aykırı olduğunu iddia için kullanılmıştır. Ne alaka şimdi? Sadece insanların imanlarını çalma, başaramazlarsa, kafalarını karıştırma var.

TAHRİF VE İDDİA 18

“Ayakta su içmeyin. Biriniz ayakta su içerse, hemen kussun.” [2246-Müslim] Bkz. Kur’an-7/31

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(2246)- Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:

“Sizden kimse sakın ayakta içmesin. Kim unutarak içerse hemen kussun.”(46)

“Eğer ayakta su içen kimse midesine verdiği zararı bilseydi içtiği suyu şüphesiz ki geri kusardı”(47)

“Sizden biriniz ayakta su içmesin. Her kim unutur da içerse kusmaya çalışsın” buyurmuştur.”(48)

Resûli Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem “Ayakta su içmeyi yasaklamıştır” ifadesi, Müslimin bir başka rivayetinde “Ayakta su içmekten men etmiştir” şeklinde geçmektedir.” (49)

Ebû Hüreyre radıyallahu anhdan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hiçbiriniz ayakta su içmesin. Unutarak içen de kussun!”(50)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Ey Ademoğulları! Her mescitde ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü o, israf edenleri sevmez.” (7 Araf 31)

AÇIKLAMA

El insaf! Allah aşkına el insaf! Yahu su içme hadisleriyle bu ayetin menfi alakası ne? İsraf ile ilgili ayeti al sebebi sağlık olan su içme adabını öğreten hadisi inkar ettir. Aynı zamanda ayet de inkar edilmiş oluyor.

TIP UZMANLARINA GÖRE AYAKTA SU İÇMENİN ZARARLARI

Suyu içerken imkânlar ölçüsünde kıbleye yönelip, oturarak besmele çekip su bardağı sağ ele alınarak içmelidir.

“Ayakta su içmenin insanlara tıbben zarar verebileceğini belirten uzmanlar, “İnsanların mideleri pozisyonlarına göre farklılık gösterir. Yani ayakta ve oturur vaziyetteki midenin pozisyonu farklıdır. Ayakta duran bir insanlar eğer sıvı gıda içerse doğrudan doğruya onikiparmak bağırsağına geçer. Bu da midenin küçük eğriliğine uyan kısmında Waldeyerin mide caddesi denen oluk bulunur. Sıvı gıdalar bu yolu takip ederek devamlı küçük bir açıklığı olan mide çıkışını geçerek onikiparmak bağırsağına geçer. Yani şöyle diyecek olursak insanların ayakta su içmeleri sonucunda suyu içerler ve hiçbir yere etkisi olmadan direk onikiparmak bağırsağına geçer. Su insanlar için önemlidir. Bu sıvıyı ayakta içtiklerinde vücuttaki su midede birikmez ve vücuda hiçbir faydası olmaz. Eğer insanlar sıvıyı oturarak içerse bunlar önce midede birikir, asitle karışarak mikropları ölür ve sonra onikiparmak bağırsağına geçer. Bu durumda oturarak su içme usulüne uymakla insan kolera dahil, bir çok insan hastalıklarından korunmuş olur. İnsanlar rastgele yerde sıvıları alıp ayakta içerseler bazı hastalıklara ve tehlikeye daha fazla maruz kalırlar.” dedi.”(51)

TAHRİF VE İDDİA 19

“Eti bıçakla kesmeyin.” [3188-Ebu Davud]

Hadis tahrif ettikleri gibi, numarasını da yanlış vermişler.

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(3778)- Âişe (r.anhâ)’dan rivayet olunduğuna göre; Rasûlullah (s.a):

“Eti bıçakla kesmeyiniz. Çünkü bu ecnebilerin işidir. Onu siz dişlerinizle kopararak yeyiniz. Çünkü böylesi daha lezzetli ve hazmı daha kolaydır” buyurmuştur.” (Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadis sahih değildir.”(52)

AÇIKLAMA

İbnü’l-Cevzî bu hadisi Mevzuat isimli eserinde uydurma hadisler arasında zikretmiştir. Ahmed b. Hanbel; bu hadisin sahih olmadığını, bu hadisi Ebû Ma’şer el-Medinî’den başka rivayet eden bir ravi daha bulunmadığını söylemiş ve kendisinin, Ümeyye ed-Dâmrî’den Rasûlullah (s.a)’ın boğazlanmış bir koyunun omuz kısmından bıçakla kestiğine dair bir hadis rivayet ettiğini (53) ifade ettikten sonra şöyle demiştir: “Eğer Ebû Ma’şer’in rivayet ettiği hadisin sahih olduğu kabul edilirse o hadisin pişmiş et hakkında söylenmiş olması gerekir. Hz. Peygamber’in bir koyunun omuz kısmından bir bıçakla.kesip aldığım ifade eden Ümeyye hadisinin de pişmemiş etler hakkında söylenmiş olması ihtimali vardır.”(54)

(3779)- ….Safvân b. Ümeyye’den, şöyle dediği rivayet olunmuştur:

Peygamber (s.a) ile birlikte (et) yiyiyordum. Eti kemikten elimle (sıyırıp) alıyordum. Bunun üzerine;

“Kemiği ağzına yaklaştır, (etini dişlerinle) kopararak ye. Çünkü böylesi daha tatlı ve daha yarayışlıdır” buyurdu.

Ebû Dâvûd dedi ki: (Bu hadisin ravilerinden) Osman (b. Ebî Süleyman) Safvân ‘dan (hadis) işitmemiştir; (binaenaleyh) bu hadis mürseldir.”(55)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

Allah’tan ki, burada da kendi inkarlarına mihenk taşı yapabilecekleri bir ayet numarası bulamamışlar. Halbuki bu hadisin üzerinde durmaları gerekirdi.

TAHRİF VE İDDİA 20

“Biriniz kötü bir rüya görürse, uyanınca sol tarafına üç kez tükürsün.” [3910-7169-İbn Mace]

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

7169 Hz Ebu Hureyre (radıyalİahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Biriniz hoşuna gitmeyen bir rüya görünce, uzandığı zaman diğer yanına dönsün, üç sefer soluna tükürsün. Allah’tan o rüyanın hayrını talep edip, şerrinden Allah’a sığınsın.”(56)

Câbir radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Sizden biriniz hoşlanmadığı bir rüya görünce, sol tarafına üç defa tükürsün; şeytanın şerrinden de üç defa Allah’a sığınsın; yattığı tarafından da öbür yanına dönsün.”(57)

Ebû Katâde radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Sâlih rüya –bir rivayete göre güzel rüya– Allah’tandır. Fena rüya da şeytandandır. Kim hoşuna gitmeyen bir rüya görürse, sol tarafına üç defa üflesin ve şeytandan Allah’a sığınsın. O takdirde o rüya kendisine zarar vermez.”(58)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

Bu hadisi inkar ettirecek ayeti ya bulamamışlar, ya da ayet numarası kaydetmeyi unutmuşlar.

AÇIKLAMA

Önce hadise ahlaksızca bir operasyon yap, sonra Kur’an’a aykırı hadis çamurunu at. Daha sonra da uydurma diyerek hadis düşmanlığı yap.

TAHRİF VE İDDİA 21

“Ateşte pişeni yiyince abdest alın.” [481-6147-İbn Mace] Bkz. Kur’an-5/6 4/43

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(6147)- “… Yezîd bin Ebî Mâlik radiyallâhu anh’den rivayet edildiğine göre: “Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh) ellerini kulaklarının üzerine koyarak: Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın “Ateşte pişen şeyi (yeyince abdest alın.” dediğini işitmemişsem kulaklarım sağır olsun” derdi.”(59)

ATEŞTE PİŞENİN YENMESİ

Bu iki çeşittir: Abdest gerektiren; abdest gerektirmeyen.

BİRİNCİ ÇEŞİT: ABDEST GEREKTİREN

(3681)- Ebû Hüreyre (radıyallahu anh)’den nakledildiğine göre, Ebû Hüreyre mescidde abdest alırken yanına Abdullah İbnu Kârız gelir. Ona, Ebû Hüreyre şu açıklamayı yapar: “Bir keş (kurumuş çökelek) parçası yedim, bu sebeple abdest alıyorum. Çünkü ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın “Ateşte pişen şeyler yiyince abdest alın” dediğini işittim.”(60)

Bu, Müslim’in lafzıdır. Müslim’de Hz. Âişe’den de buna benzer bir rivayet mevcuttur.”(61)

Ebû Dâvud ve Nesâî’nin rivayetinde: “Resûlullah’ın son iki icraatından biri, ateşin değiştirdiğinden abdest almayı terketmekti” denmiştir.”

İKİNCİ ÇEŞİT: ABDESTİ GEREKTİRMEYEN

(3682)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) koyun budu yedi ve namaz kıldı, abdest almadı.”(62)

Buhârî’nin bir başka rivayetinde: “Tencereden eliyle etli kemik aldı” denmiştir.

Müslim’in bir rivayetinde: “Budu kemirdi, sonra namaz kıldı, abdest tazelemedi” denmiştir.”(63)

(3683)- Amr İbnu Ümeyye ed-Damrî (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı gördüm, elindeki koyun budundan parça kesiyordu, ezan okundu. Hemen et dildiği bıçağı bırakıp namaza koştu, abdest almadı.”(64)

(3684)- Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) çıktı, beraberinde ben de vardım. Ensârdan bir kadına uğradı. Kadın ona bir koyun kesti. Bir tabak tâze hurma getirdi, ondan yeyip sonra öğle için abdest aldı ve namaz kıldı. Sonra (namazdan) ayrıldı. Kadın ona koyundan arta kalan birşeyler getirdi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) onu da yiyip ikindiyi kıldı, bu sırada abdest almadı.”(65)

Ebû Dâvud ve Nesâî’nin rivayetinde: “Resûlullah’ın son iki icraatından biri, ateşin değiştirdiğinden abdest almayı terketmekti” denmiştir.”(66)

(3687)- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) süt içti. Ne mazmaza yaptı ne abdest aldı; namazını kıldı.”(67)

(Bakınız Kütüb-i Sitte Hadis No: 3685, 3686, 3688)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat o sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.“ (5 Maide 6)

“Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız, veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.“ (4 Nisa 43)

SAHABENİN ÇÖZDÜĞÜ MESELEYİ NEDEN YENİDEN ATEŞE SÜRDÜLER?

Ebû Dâvud ve Nesâî’nin rivayetinde: “Resûlullah’ın son iki icraatından biri, ateşin değiştirdiğinden abdest almayı terketmekti” denmiştir. Sahabe meseleyi çözmüş, bize gereken malzemeyi bırakmıştır. Kur’an Ve Sünnet Düşmanları, bunu da görmezden gelmişler.

TAHRİF VE İDDİA 22

“İçinizin irinle dolması şiirle dolmasından iyidir.” [Buhari-Müslim-Ebu Davud-Tirmizi- İbn Mace-Darimi] Bkz.Kur’an-26/224-227

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(2305) – Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: “Sizden birinin içine onu bozacak irin dolması, şiir dolmasından hayırlıdır.”(68)

el-Hudri den Müslim’in kaydettiği bir diğer rivayette şöyle denmiştir: “Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) yürümekte iken karşısına şiir inşad eden bir şâir çıktı. Efendimiz: “Şeytanı tutun” veya “Şeytanı yakalayın” diye emretti.

AÇIKLAMA

Bu hadis şiir ezberlemeyi zemmetmektedir. Bunu karına irin dolmasıyla kıyaslamak suretiyle ifade etmektedir. Müslim’in bir rivayetinde bu hadisin vürud sebebi de zikredilir: “Rasûlullah ile Arc karyesinde yürürken şiir inşâd eden bir şair karşımıza çıkmıştı. Aleyhissalâtu vesselâm: Şu şeytanı yakalayın -veya şu şeytanı tutun- kişinin karnına irin dolması kendisi için şiir dolmasından hayırlıdır.” Buyurdu.

Bu hadisin yanında Kütüb-i Sitte, 8. cilt, 179 ile 205. sayfalar arasındaki açıklamaları ve Umumi Açıklama başlığının altında yer alan “Mü’minleri hicvedip müşrikleri tahrik eden şiirler yazan ve okuyan Ka’bu’l-Eşref, Ukbe İbnu Ebî Mu’ayt, Nadr İbnu’l-Haris, Amr İbnu Abdillah İbni Umayr, Hâris İbnu Süveyd, Esma Bintu Mervân ve diğerlerinin öldürülme sebeplerini okumanız konuyu anlamanız açısından önemlidir.

SIRAYA GÖRE DİĞER HADİSLER

(2303)- Übey İbnu Ka’b (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Şiirde hikmet vardır”(69)

(2304)– Ebü Dâvud’da İbnu Abbâs (radıyalâhu anhümâ)’dan yapılan bir rivayet şöyledir: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a bir bedevî geldi. (Dikkat çekici bir üslubla) konuşmaya başladı. Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm):

“Şurası muhakkak ki beyanda sihir vardır, şurası da muhakkak ki şiirde de hikmetler vardır” buyurdu.”(70)

(2311)– Heysem İbnu Ebî Sinan’ın anlattığına göre, bu zât, Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh)’yı Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı zikrettiği kıssalarında dinlemiştir. (Bu kıssaların birinde) Ebü Hüreyre, Efendimizin şu sözünü nakletmiştir:

“0 sizin bir kardeşinizdir, uygunsuz bir söz söylemez.” (Râvilerden Zührî der ki), “Resülullah, burada İbnu Ravâha’yı kastetmiştir.” (Abdullah İbnu Ravâha, Efendimiz hakkında şu medhiyede bulunmuştur:

“Tan yeri ağarıp fecr-i sâdık yükseldiği sırada Resülullah, bize Kitabını okuyarak geldi.

0 bize körlükten (dalaletten) sonra hidayeti gösterdi. Kalblerimiz onun söylediklerinin hak olduğuna inanmıştır. Kafirlere yatakları ağırlık verirken, Resülümüz geceyi uyanık geçirir.”(71)

(2312)– Hz. Berâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm), Kureyza günü, (şâiri) Hassân İbnu Sâbit’e:

“Müşrikleri hicvet, zîra Cebrâil seninle beraberdir!” dedi.”(72)

KÖTÜ ŞİİR

7082 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “İftira yönüyle insanların en büyüğü, bir adamı hicveden ve tümüyle bir kabileyi hicveden kimsedir. Keza, babasını inkâr edip annesini zina ile itham eden kimsedir.”

Bakınız, Kütüb-i Sitte Hadis No: 2306, 2307, 2308, 2309, 2311, 2313, 2314, 2315, 2316, 2317.

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar. Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.” (26 Şuara 224-226)

Yukarıda tahrif edilerek verilen hadise bu ayetin ayetlere aykırı olduğunu söyleyen adama söyleyecek söz bulamıyorum. İnsanların çoğunun okumadan hüküm vereceğini düşünerek bol keseden atmış. Bu ayetler HADİSİ TASDİK ediyor. Asla ve asla reddetmiyor.

HADİSİ TASDİK EDEN AYETLER

Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar. Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler. Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.” (26 Şuara 224-227)

Esas reddememiz gereken şairler ve şiirler de küfrü öven şair ve şiirlerdir.

TAHRİF VE İDDİA 23

“Yönetici, Kureyş ‘ten olmalıdır.” [4544-Tirmizî] [Buhari-Müslim-Tirmizi] Bkz.Kur’an -4/58

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(4544)- Hz. Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Mülk (saltanat, idare) Kureyş’tedir. Kaza (davaları hükme bağlama) Ensar’dadır. Ezan Habeşlilerdedir, emanet (güven) Ezd’dedir, yani Yemen’dedir.”(73)

Yukarıda tahrif ederek verdikleri hadisin aslı budur. Birçok hadis gibi bu hadisi de ya düşmanlık adına inkar etmek için tahrif etmişleridr, ya da yanlış anlamışlardır.

Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)’in de şu sözü rivâyet edilmiştir:

“Kureyş Allah’a itaat edip, emri üzere doğru yolda oldukça, bu iş onlar üzerindedir.” Hadisi sizi bu ayetin tasdik ettiğine inadıramıyor mu? O zaman söylenecek bir söz kalmıyor demektir.

Hilafetin o dönem Kureyş’te olmasına dil üzetiyor ve hadisin devamındaki Kaza, Ezan ve Emanet’in ait olduğu kabileler konusunda hiçbir sözünüz yok mu? Tercüme hatalarınız, 1500 senelik anlayış ve kavrayış farkı ile meseleyi anlamadığınızı saklamasanız iyi olur.

Kimse hoplamasın, bugün bizim başkanımız Kureyş’ten oldun diyen bir kimse yok!

Ahmed İbnu Hanbel ve Ebû Ya’la’da gelen şu hadiste olduğu gibi:

“Ey Kureyşliler! Sizler bir kısım bid’atlere düşmedikçe bu “iş”in sahiplerisiniz. Şâyet bid’atlere düşerek (dinin getirdiklerini) değiştirecek olursanız Allah size öylelerini musallat eder ki, onlar ağacın dalını soydukları gibi sizleri soyarlar (derilerinizi yüzerler)…” Kezâ bu rivâyetlerde de -her ne kadar bir iş’ar (bir ihsas, bir imâ) varsa da- “iş”in Kureyşliler’in elinden çıkacağına sarih bir ifade yoktur.

Aleyhlerine kıyâma, onlarla savaşmaya izin veren ve “iş”in onların elinden çıkacağını ihbâr eden rivâyetler… Tayâlisî ve Taberânî’de gelen Sevbân hadisi gibi:

“Kureyş sizin için istikametli oldukça siz de onlar için istikametli olun. Onlar istikamette olmazlarsa kılınçlarınızı omuzlarınıza koyup çoğunu helâk edin. Bunu yapmazsanız (çok çalışıp az kazanan) bedbaht çiftçiler olun.” (İbnu Hacer her üç şıktaki hadîslerin tek başına alındıkta “zayıf” sayılacaklarını belirtir, ancak şâhidlerini zikrederek takviyeden sonra hükme girer.)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (4 Nisa 58)

AÇIKLAMA

Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)’in de şu sözü rivâyet edilmiştir:

“Kureyş Allah’a itaat edip, emri üzere doğru yolda oldukça, bu iş onlar üzerindedir.” Hadisi sizi bu ayetin tasdik ettiğine inadıramıyor mu? O zaman söylenecek bir söz kalmıyor demektir.

Yok eğer size bir şeyler hatırlatıyorsa, o zaman da yaptıklarınızı düzeltin lütfen.

Bunar sünneti inkar için her yola başvururlar. Bunlar da, Mutezilik, Haricilik, Şiilik, hatta Yahudi ve hıristiyanlık bile var. O yüzden Hâricîler ve Mu’tezile’den bir tâifenin: “İmamın Kureyş dışında olması câizdir. İmamete, Kitap ve Sünnet’i ikâme eden herkes lâyıktır, Arap olmuş, acem olmuş farketmez” demesi, bu hadisi saf dışı bırakmaları için en büyük delildir.

“Mülk (saltanat, idare) Kureyş’tedir.” hadisine kafayı taktınız.  “Kaza (davaları hükme bağlama) Ensar’dadır.” sonra “Ezan Habeşlilerdedir” ve  “Emanet (güven) Ezd’dedir, yani Yemen’dedir.” sözlerine niye ses çıkarmıyorsunuz. İfşa oacağınızı düşümüyorsunuzdur sanırım.

TAHRİF VE İDDİA 24

“İki yöneticiye birden onay verildi mi, birini öldürün.” [1710-Müslim] [1711-Müslim] Bkz.Kur’an-5/32

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(1710)- Ebû Saîd (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İki halifeye birden biat edildi mi, onlardan ikincisini öldürüverin.”(74)

(1711)- Arface İbnu Şureyh (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Siz bir kişinin etrafında birlik halinde iken, bir başkası gelip, kuvvetinizi kırmak veya cemaatinizi bölmek isterse, onu öldürün.” (75)

AÇIKLAMA:

1- İslâm vahdaniyet dinidir. Bu, sadece Allah, Peygamber ve şeriatın birliğini ifade etmez. Devletin ve itaat edilecek halifenin de bir olmasını gerektir. İslâm ümmeti tek bir cemaattir, devletinin de bir olması gerekir. Bunu te’yîd eden hadisler çoktur. Meselâ bir başka hadisde: “Kim bir imama biat ederek antlaşma musâfahasını yaparsa, gücü yettiğince ona itaat etsin. Bir ikincisi çıkıp da evvelkisi ile nizâya kalkışacak olursa onun boynunu vurun” buyurulmuştur. Keza bir başka hadis: “Birinci biatınızda sâdık kalın, gereğini îfa edin… Birincilere olan borcunuzu ödeyin. Kim olursa olsun ikinciyi öldürün” diye emreder.

2- İslâm âlimleri, bu mevzu üzerinde gelen nassların sarahatini nazar-ı dikkate alarak, aynı asırda imamın birden fazla olamayacağı husûsunda icma ederler. İslâm beldesinin dar veya geniş olması bu hükme te’sir etmez. Cüveynî, el-İrşâd adlı eserinde, İslâm beldeleri bir imamın hâkimiyet kuramayacağı kadar geniş olursa, iki ayrı imamın meşruiyeti husûsunda içtihad yapılabileceğini söylemiş, sonraki âlimler onun bu görüşünü, ona nisbet ederek tekrarlamışlardır.

3- Şâyet, aynı asırda, iki ayrı imama biat edilecek olsa, bunların hangisi efdal olduğuna bakılmaksızın birincisi meşru addedilecek, ikincisi âsî ve bâğî ilan edilip, iddiasından vazgeçinceye kadar kendisiyle harb edilecektir.

Âlimler: “Böyle bir durumda, savaşı kazandığı taktirde ikinciye biat etmek gerekir” demişlerdir.

4- Ehl-i kıble addedilen sapık fırkalardan sâdece Kerrâmiyye, Sahâbe’nin ve ümmetin icmâlarına muhalif olarak iki ve daha fazla kimsenin imametinin caiz olabileceğini söylemiştir.

İmamın bir olmasındaki bu ısrar “fitneye düşüp, nizamın bozulması” korkusundan ileri gelmektedir.”(76)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitapta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.” (5 Maide 32)

Bu ileri sürdüğünüz ayet size ülkeyi iki idarecinin yönetmesi gerektiğine hangi işareti verdi? Tersinden bir soru sorarsam, küçük dilinizi yutarsınız siz.

HADİSİ TASDİK EDEN AYETLER

“Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.” (5 Maide 33)

TAHRİF VE İDDİA 25

“Toplum içinde casusvari gizli bir şey söyleyeni öldürün.” [1118-Buhârî-Müslim-Ebu Dâvud-İbnu Mâce] Bkz. Kur’an-5/32

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

1118, Seleme ibni Ekva (r.a.)anlatıyor: “Rasûlullah (s.a.v.) bir seferde idi, müşriklerden bir casus gelip, sahabelerin yanında bir müddet oturup konuştu. Sonra da kalkıp gitti. Rasûlullah (s.a.v.):“O bir casustur, arayıp bulun ve öldürün” diye emretti. Ben (erken) bulup öldürdüm. Rasûlullah (s.a.v.) sebebini bana bağışladı.”(77)

“Birlik içerisinde yaşamakta iken, bu ümmete ayrılık sokmak isteyen kimseyi -ne olursa olsun- öldürün.”(78)

“Bir tek kişinin çevresinde toplanıp birlik içerisinde olduğunu halde, bir kimse birliğinizi bozmak ve cemaatinizi  bölmek için size gelirse (bu fitne için aranıza sokulursa) onu öldürün.”(79)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitapta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.” (5 Maide 32)

CASUS VE FİTNECİLERİN KATLİNE CEVAZ VEREN AYETLER

“Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.” (5 Maide 33)

“Ancak onları ele geçirmenizden önce tövbe edenler bunun dışındadırlar. Artık Allah’ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin.” (5 Maide 34)

AÇIKLAMA

Adama bakın ki, numarasını verdiği hadisin orasını burasını yontup “Toplum içinde casusvari gizli bir şey söyleyeni öldürün.” diye bir zırva üretmiş ona da işte uydurma hadis demiş.

Buna ne söyleseniz, hangi galiz küfürleri sallasanız azdır, ama yapmayın.

Hadis’teki; “Rasûlullah (s.a.v.) bir seferde idi, müşriklerden bir casus gelip, sahabelerin yanında bir müddet oturup konuştu. Sonra da kalkıp gitti.” cümlesini bu adam nasıl yedi merak ediyorum. Bu hadisenin bir savaş sırasında olduğunu nasıl gözlerden kaçırdı, o da malum değil.

Hadisin aykırı olduğunu iddia ettiği ayetle bir ilgisi yok. Fakat düşmanlık için insanların dinlerini çalma gayreti var.

TAHRİF VE İDDİA 26

“Çoktanrıcıların yaşlılarını öldürün.” [1048-Ebu Dâvud-Tirmizî] Bkz. Kur’an-2/256 10/99

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(1048)- Semure İbnu Cündeb (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Müşriklerin yaşlılarını öldürün, fakat tıfıllarına (şerh) yani henüz tüyü çıkmayanlara dokunmayın.”(80)

(1049)- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın katıldığı gazvelerden birinde öldürülmüş bir kadın bulundu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bunun üzerine kadınları ve çocukları öldürmeyi yasakladı.”(81)

BENU KURAYZA YAHUDİLERİ NİÇİN ÖLDÜRÜLDÜLER?

İslâm’ın doğuşunda Medine’de yaşayan üç yahudi kabilesinden biridir. Diğer ikisi gibi (Benî Kaynukā‘, Benî Nadîr) Benî Kurayza da İbrânîce yazıyor, Arapça konuşuyor ve çocuklarına kendi isimlerinin yanında Arap isimleri de veriyordu. Şehrin güneydoğusundaki ovalık bölgede oturan kabile mensupları “utum” denilen çok katlı müstahkem evlerde yaşıyor ve geçimlerini tarım ve ticaretle sağlıyorlardı.

Hz. Peygamber’in hicretten sonra Medine’deki Arap ve yahudi kabileleriyle yaptığı Medine Sözleşmesi denilen antlaşmaya Benî Kurayza yahudileri Evs kabilesinin müttefiki olarak katılmışlardı. Bu antlaşmada yahudilerin can, mal ve din hürriyetleri garanti altına alınmakta, öte yandan Medine’ye herhangi bir saldırı söz konusu olduğunda onların şehrin savunmasına katılmaları, Kureyş ile ve müslümanların diğer düşmanlarıyla ittifaka girmemeleri öngörülmekteydi. Antlaşmalarına sadık kalmadıkları ve Resûl-i Ekrem’e ihanet ettikleri için Zilkade 2’de (Mayıs 624) Benî Kaynukā‘, Rebîülevvel 4’te de (Ağustos 625) Benî Nadîr’in sürgün edilmesinin ardından Medine’de yalnız Benî Kurayza kalmıştı. Sürgünden sonra Hayber’e yerleşen Benî Nadîr, Hz. Peygamber’den intikam almak amacıyla Hendek Gazvesi öncesinde Kureyş ve yandaşlarıyla ittifak yaparken Benî Kurayza’yı da yanına çekmek istedi. Başlangıçta bu ittifaka yanaşmayan Benî Kurayza nihayet onlara katıldı. Bu gelişmeyle en tehlikeli zamanda ihanete uğrayan Hz. Peygamber, Benî Kurayza’ya karşı bir askerî birliği görevlendirmek zorunda kaldı. Bu kritik günlerde Gatafân kabilesi ileri gelenlerinden Nuaym b. Mes‘ûd’un müslüman olup Resûl-i Ekrem’in isteği doğrultusunda Benî Kurayza ile müttefiklerinin arasını açması ve Hendek Gazvesi’nin sona ermesiyle bu büyük tehlike atlatılmış oldu.

Resûlullah, Hendek Gazvesi’nden evine döndüğü gün öğle vakti Bilâl-i Habeşî’yi çağırarak ikindi namazının Benî Kurayza topraklarında kılınmasını emretti; ardından zırhını giyip silâhlarını kuşanarak atına bindi (23 Zilkade 5 / 15 Nisan 627). Kendisi ana birliklerin, sancağı verdiği Hz. Ali de öncü birliklerin başında bulunuyordu (gazveye katılan süvarilerin isimleri için bk. Vâkıdî, II, 498). Ahzâb sûresinin 26-27. âyetleriyle Benî Kurayza Gazvesi’ne işaret olunduğu kabul edilmektedir. Resûl-i Ekrem kalenin önüne vardığında yahudi ileri gelenlerine teker teker seslenerek onları İslâm’a davet etti. Olumsuz cevap vermeleri üzerine kalelerinden inmelerini ve teslim olmalarını istedi; bu teklifin de reddedilmesiyle çatışma başladı. Benî Kurayza, karşılıklı ok ve taş atışlarıyla on beş veya yirmi beş gün boyunca kuşatma altında tutuldu. Müslümanlar 3000 piyade ve otuz altı süvariden oluşurken Benî Kurayza savaşçıları 600-700 civarında idi (sayılarının 400, 800 veya 900 olduğu da rivayet edilmektedir). Bu arada münafıklar Benî Kurayza’ya giderek onları müslümanlara teslim olmamaya çağırıyor, direnmeye devam etmeleri halinde kendilerine yardımda bulunacaklarını söylüyorlardı. Kuşatma dolayısıyla çaresiz kalan ve münafıklardan vaad edilen yardımın gelmediğini gören yahudiler Benî Nadîr’in şartlarıyla, yani mal ve silâhlarını bırakıp birer deve yükü eşya ile Medine’den ayrılmayı önerdilerse de Hz. Peygamber bunu kabul etmedi ve sadece kayıtsız şartsız teslim olabileceklerini söyledi. Bir süre daha devam eden kuşatmanın sonunda Benî Kurayza teslim oldu. Bu arada daha önce Hazrecliler’in, müttefikleri Benî Kaynukā‘ yahudileri için aracı olup onları ölüm cezasından kurtardıklarını dikkate alarak Evsliler de Resûl-i Ekrem’e gelip ondan müttefikleri Benî Kurayza’ya iyi davranılmasını istediler. Bunun üzerine yahudiler hakkında hüküm vermesi için Evs’ten Sa‘d b. Muâz hakem tayin edildi. Sa‘d, kendisinin vereceği hükme razı olacaklarına dair hem Evsliler’le Benî Kurayza’dan hem de Hz. Peygamber’den söz aldıktan sonra kararını açıkladı. Savaşabilecek yaşta bulunan erkekler öldürülecek, kadın ve çocuklara esir muamelesi yapılacak, mallar müslümanlar arasında paylaştırılacaktı. Resûl-i Ekrem’in de onayladığı bu kararın Tevrat’a uygun olduğu (Tesniye, XX/10-15), Kur’an’da da Allah ve Rasûlü’ne savaş açan ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlara verilecek cezalar arasında böyle bir hükmün bulunduğu (el-Mâide 5/33-34) görülmektedir.

Hz. Peygamber’in emri üzerine, ölüm cezasına çarptırılan bütün savaşçılara infazdan önce yiyecek ve içecek verilmiş, Tevrat okumalarına müsaade edilmiştir. Kuşatma sırasında İslâm’ı seçen dört savaşçı ise idamdan kurtulmuştur. Sayılarının 1000 civarında olduğu sanılan kadın ve çocuklardan bir kısmı serbest bırakılmış, sahâbîlere dağıtılanların dışında kalan humus satılarak cihad için at ve silâh temin edilmiştir. Bu arada Resûl-i Ekrem, henüz bulûğ çağına ermemiş çocukların annelerinden ayrılmamasını ve öksüzlerin sadece müslümanlara satılmasını istemiş, kendisi de esirler arasında bulunan Reyhâne bint Zeyd’i safî olarak seçmiştir.(82)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İLERİ SÜRÜLEN AYETLER

“Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.“ (2 Bakara 256)

Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekün iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?“ (10 Yunus 99)

ADAMIN YEDİĞİ NANEYE BAKIN!

Ulan senin kaş yapayım derken göz çıkardığından haberin var mı? Hendek Savaşı sonrası anlaşmalı Benu Kurayza Yahudileri’nin Müslümanları sırtında hançerleme hareketinin sonunda yapılan savaş neticesinde verilen kararı ta nerelere çektin sen? Kaç kişinin imanını çaldın?

HADİSİ TASDİK EDEN AYETLER

“Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.” (5 Maide 33)

“Ancak onları ele geçirmenizden önce tövbe edenler bunun dışındadırlar. Artık Allah’ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin.” (5 Maide 34)

BURAYI İYİ OKU UKALA!

“Çoktanrıcıların yaşlılarını öldürün.” diye tahrif ederek yeniden uydurduğun hadisin aslı olan “Müşriklerin yaşlılarını öldürün, fakat tıfıllarına (şerh) yani henüz tüyü çıkmayanlara dokunmayın.” hadisinin anlatığı olayın üzerine inen bu ayetlerdir.

Benu Kurayza Yahudileri için hakem tayin edilen Sa‘d b. Muâz kim biliyor musun?

Sa‘d b. Muâz, anlaşmayı bozan Yahudilerin sırtından vurdukları Müslümanlar arasında iflah olmaz yarayı alan bir mücahid. Sedye içinde hakemlik yapacağı yere getirilmiştir. Ondan sonra da şehid olmuştur.

TAHRİF VE İDDİA 27

“Hırsızlıkta ısrar edenleri öldürün.” [1631-Ebû Dâvud-Nesâî] Bkz.Kur’an-5/38

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(1631)- Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm)’a bir hırsız getirilmişti.

“-Öldürün onu!” diye emretti. Kendisine:

“-Ey Allah’ın Resûlü, bu adam sadece çaldı” denildi. Bunun üzerine

“-Öyleyse (elini) kesin!” dedi ve derhal eli kesildi. Sonra aynı adam ikinci sefer getirildi. Yine:

“-Öldürün onu!” diye emretti. Kendisine:

“-Ey Allah’ın Resûlü, bu adam hırsızlık yaptı” dendi. Bunun üzerine

“-Öyleyse kesin!” dedi ve derhal (sol ayağı) kesildi. Sonra üçüncü sefer getirildi ve hırsızlık yaptığı söylendi. Hz. Peygamber:

“-Öldürün onu!” diye emretti. Kendisine:

“Ey Allah’ın Resûlü, bu adam hırsızlık yaptı” denildi. Bunun üzerine:

“-(Sol elini) kesin!” diye emretti. Sonra aynı adamı dördüncü kere getirdiler.

“-Öldürün onu!” buyurdu. Kendisine:

“-Ey Allah’ın Resûlü, bu adam hırsızlık yaptı” dediler. Bunun üzerine

“-(Sağ ayağını da) kesin!” diye emir buyurdu. Aynı adam beşinci sefer getiririldi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):

“Öldürün onu” diye emretti. Hz. Câbir (radıyallâhu anh) der ki: “Adamı götürüp öldürdük. Sonra sürüyerek götürüp bir kuyuya attık. Üzerini de taşla doldurduk.”(83)

Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor:

“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm)’a bir hırsız getirilmişti.

“Öldürün onu!” diye emretti. Kendisine:

“Ey Allah’ın Resûlü, bu adam sadece çaldı.” denildi. Bunun üzerine

“Öyleyse (elini) kesin!” dedi derhal eli kesildi. Sonra aynı adam ikinci sefer getirildi. Yine:

“Öldürün onu!” diye emretti. Kendisine:

“Ey Allah’ın Resûlü, bu adam hırsızlık yaptı.” dendi. Bunun üzerine

“Öyleyse kesin!” dedi ve derhal (sol ayağı) kesildi. Sonra üçüncü sefer getirildi ve hırsızlık yaptığı söylendi. Hz. Peygamber:

“Öldürün onu!” diye emretti. Kendisine:

“Ey Allah’ın Resûlü, bu adam hırsızlık yaptı.” denildi. Bunun üzerine:

“(Sol elini) kesin!” diye emretti. Sonra aynı adamı dördüncü kere getirdiler.

“Öldürün onu!” buyurdu. Kendisine:

“Ey Allah’ın Resûlü, bu adam hırsızlık yaptı.” dediler. Bunun üzerine
“(Sağ ayağını da) kesin!” diye emir buyurdu. Aynı adam beşinci sefer getirildi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):

“Öldürün onu.” diye emretti. Hz. Câbir (radıyallâhu anh) der ki:

“Adamı götürüp öldürdük. Sonra sürüyerek götürüp bir kuyuya attık. Üzerini de taşla doldurduk.”(84)

“Bu her iki kaynakta da aynı rivayet zinciri vardır. Senetteki raviler aynıdır.

Bu konuda titizliği ve cerh-tadil konusundaki uzmanlığıyla bilinen Nesai, konuyu aktardıktan sonra, bu hadis rivayeti için “Ravilerden Musab b. Sabit zayıftır, hadis ise münkerdir.” demiştir.”(85)

Hadis rivayetinde geçen kişinin hırsızlık suçundan dolayı değil, mürted olduğu ortaya çıktığı için öldürüldüğünü söyleyen alimler vardır. Gerekçe olarak da rivayette yer alan “Biz onu öldürdük ve sürükleyerek götürüp bir yere attık.” ifadesini gösteriyorlar. Çünkü mü’min ne kadar büyük günah işlerse işlesin, muhteremdir, tahkir edilmez, namazı kılınır ve saygıyla götürülüp defnedilir. (86)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İLERİ SÜRÜLEN AYETLER

“Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (5 Maide 38)

Yukarıda dile getirilen sözleri tekrar okuyunuz lütfen:

“Hadis rivayetinde geçen kişinin hırsızlık suçundan dolayı değil, mürted olduğu ortaya çıktığı için öldürüldüğünü söyleyen alimler vardır. Gerekçe olarak da rivayette yer alan “Biz onu öldürdük ve sürükleyerek götürüp bir yere attık.” ifadesini gösteriyorlar. Çünkü mü’min ne kadar büyük günah işlerse işlesin, muhteremdir, tahkir edilmez, namazı kılınır ve saygıyla götürülüp defnedilir. (87)

TAHRİF VE İDDİA 28

“İçki içmede beşinci kez ısrar edenleri öldürün.” [1643-Ebû Dâvud-Tirmizî] Bkz.Kur’an-2/219 4/43 5/90

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(1643)- İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim (ısrarla) içki içerse dördüncü sefere kadar kamçılayın, sonra (devam ederse) öldürün.”(88)

“Ebû Dâvud’un, Kabîsa İbnu Züeyb (radıyallâhu anh)’den yaptığı bir rivâyette şöyle denmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a şarap içmiş bir adam getirildi. Hemen celde yapıldı, sonra tekrar getirildi, yine celde yapıldı, sonra tekrar getirildi, yine celde yapıldı, sonra tekrar getirildi yine celde yapıldı ve öldürme kaldırıldı. Artık, ölüm cezası bir ruhsat olarak kaldırılmıştı.” (89)

(1644)- İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hamr hususunda kesin bir hadd takdir etmedi. Bir adam içmiş, sarhoş olmuştu. Caddede yalpa yaparken kendisine rastladı. Adamı hemen tutup Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a getirmek için harekete geçtiler. Adam, Abbâs (radıyallâhu anh)’ın evinin hizasına gelince boşanıp kaçtı ve Abbâs’ın evine girerek ona iltica etti. Durum Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a anlatılmıştı, güldü ve: “Yani o, bunları (kaçma, girme ve iltica) yaptı mı?” dedi. Hakkında herhangi bir emir vermedi.” (90)

(1645)- Umeyr İbnu Said en-Nehaî (rahimehullah) anlatıyor: “Hz. Ali (radıyallâhu anh)’yı dinledim, şunu söylemişti: “Ben hadd vurduğum kimselerden biri ölecek olsa,  içimde üzüntü duymam, ancak içki sebebiyle hadd vurduğum ölürse onun üzüntüsünü hissederim. Çünkü o ölecek olsa (yakınlarına) diyet öderim. Zîra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) içkinin haddi ile ilgili (kesin bir miktarı) sünnet kılmadı. İçki haddiyle ilgili miktarı biz takdir ettik.”(91)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahiri) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.” (2 Bakara 219)

“Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız, veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.“ (4 Nisa 43)

“Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.“ (5 Maide 90)

Adamlar yine yanlış ayet numaraları kaydetmişler.

İÇKİ DÖRT AYET İLE TASAKLANDI

Bu üç ayetin içkinin cezası ile ilgili değil, yasaklanışı ile ilgilidir. Ve şu şekilde 4 ayet ile yasaklanmıştır.

Birinci Ayet:

“Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahiri) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.” (2 Bakara 219)

İkinci Ayet:

“Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız, veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.“ (4 Nisa 43)

Üçüncü Ayet:

“Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.“ (5 Maide 90)

Dördüncü Ayet:

“Şeytan içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah`ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz değil mi?” (5 Maide 91)

İÇKİ İÇENLERDEN ÖLÜM CEZASI KALDIRILDI

Ebû Dâvud’un, Kabîsa İbnu Züeyb (radıyallâhu anh)’den yaptığı bir rivâyette şöyle denmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a şarap içmiş bir adam getirildi. Hemen celde yapıldı, sonra tekrar getirildi, yine celde yapıldı, sonra tekrar getirildi, yine celde yapıldı, sonra tekrar getirildi yine celde yapıldı ve öldürme kaldırıldı. Artık, ölüm cezası bir ruhsat olarak kaldırılmıştı.” (92)

DÜŞMANLIK İÇİN ANA VE BABALARINI BİLE İNKARA HAZIRLAR

Derdin ilimse, ilmi iyice öğren ve öyle çık meydana. Yok işin İslam Düşmanlığı ise, mumun çabuk söner unutma! “İçki içmede beşinci kez ısrar edenleri öldürün.” diye hadis uydurdun, -pardon hadisin sağını solunu fare açık gözlülüğü ile kemirdin, bari neticede durum ne idi onu da öğrenseydin. Meselenin açıklığa kavuşmaması için diğer hadisleri gizleme çabası da ne oluyor?

TAHRİF VE İDDİA 29

“Kur’an okudukları halde traş olanları öldürün.” [4816-Buhâri-Müslim-Muvatta-Nesâî-Ebu Dâvud] Bkz. Kur’an-4/93 5/32

KÜFRÜ AŞİKAR OLAN İSİMSİZ MELUN!

“Kur’an okudukları halde traş olanları öldürün.” diye bir hadis yok. Ancak dinsizliğin ta dibine oturmuş olan bir zihniyetin var. Zahmet olmazsa, esas hadisleri bir kez oku. Ondan sonrada vereceğim iki ayeti okuma zahmetine katlanırsın inşaallah!

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(4816)- Ebu Said ve Enes radıyallahu anhümâ anlatıyorlar: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Ümmetimde ihtilâf ve ayrılıklar meydana gelecek. (Onlardan) bir grup lafıyla güzel, ameliyle kötü olacak. Bunlar Kur’ân’ı okuyacaklar, ancak köprücük kemiklerinden aşağı geçmeyecek. Bunlar, dinden tıpkı okun avı delip geçmesi gibi çıkarlar. Onlar, ok, kirişine dönmedikçe bir daha dine geri gelmezler. Bunlar mahlukatın en şeriridir. Onları öldürene ve onlar tarafından öldürülene ne mutlu! Onlar insanları Kitabullah’a çağırırlar, fakat Kitap’tan zerre kadar nasipleri yoktur.”

Yanında bulunan Ashab: “Ey Allah’ın Resûlü onların alâmeti nedir?” diye sordular da:

“Tıraş olmak!” buyurdular.”(93)

“Benzer bir rivayeti Ebu Saîdi’l-Hudrî’den Sahiheyn kaydetmiştir.”(94)

(4815)- Süveyd İbnu Gafle (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ali (radıyallahu anh) dedi ki: “Ben size Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ dan bir hadis söyleyince, Allah’a yemin olsun  Aleyhisselâtu vesselâm’ın söylemediği bir şeyi söylemektense gökten atılmayı tercih ederim. Ancak benimle sizin aranızda cereyan eden şeyler hakkında konuşunca, bilesiniz harp hiledir. Zîra ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın şöyle söylediğini işittim:

“Ahirzamanda yaşça küçük, akılca kıt birtakım gençler çıkacak. Yaratılmışın en hayırlısının sözünü söylerler, Kur’ân’ı okurlar. İmanları gırtlaklarından öteye geçmez. Okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkarlar. Onlara nerede rastlarsanız onları gebertin. Zîra, onları öldürene, kıyamet günü, Allah’ın vereceği ücret var.”(95)

(4817)- Hz. Enes’ten gelen bir rivayette (Resûlullah şöyle) buyurmuştur: “Onların alâmeti tıraş ve saçın yolunmasıdır. Onları gördüğünüz zaman öldürün.”(96)

Böyle bir hadis yok. Sadece ihanet, iftira, tahrifat ve düşmanlık var. İkinci hadisteki o öldürülmesi emredilen güruh için Onların alâmeti (başlarını) kazımak suretiyle tıraş olmalarıdır.” cümlesini alıp “Kur’an okudukları halde traş olanları öldürün.” diye hadis uydurmak en basitinden dinsizlik değil mi? Bu adamlara inanıp bana bunları delil diye postalayanlara daha fazla düşmanım ben.

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (4 Nisa 93)

“Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitapta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.” (5 Maide 32)

HADİSİN KUR’AN’A AYKIRI OLDUĞU İDDİALARINI ÇÜRÜTEN AYETLER

“Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.” (5 Maide 33)

ŞEREF YOKSUNU İDDİALARIN ARTIK MİDE BULANDIRAN EN KORKUNCU

Onların alâmeti (başlarını) kazımak suretiyle tıraş olmalarıdır.” cümlesini alıp “Kur’an okudukları halde traş olanları öldürün.” diye hadis uydurmak en basitinden dinsizlik değil mi?

TAHRİF VE İDDİA 30

“Zina edenleri öldürün.” [1623-Tirmizî] [1601] Bkz.Kur’an-24/1-3 4/93 5/32

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

Burada anlatılmak istenen ile verilen hadis numaraları ayrı konulardır. Bunun için bu konuyu ikiye ayırmak gerekir.

  1. Mahremleriyle zina edenler
  2. Nikah düşen insanlarla edenler

1 MAHREMLERİYLE ZİNA EDENLER

(1623)- İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir insan diğer bir insana: “Ey Yahudi” diye hitab edecek olursa  ona yirmi sopa vurun. “Ey muhannes (kadınlaşmış)” diyecek olursa yine o kadar ceza verin. Nikâhı haram olan birine, bunu bilerek muvakaa (aşk-ı memnû) yaparsa öldürün.”(97)

AÇIKLAMA:

Nikâhı haram olan birisine bilerek cinsî temasta bulunmak da ölümü gerektiren bir cürümdür. Bu hadiste emir mutlaktır. Yani “Bu muvâkaayı bilerek yapan, muhsan mı, değil mi bakılmaz, öldürülür” mânası esastır.

Ahmed İbnu Hanbel bu hadisin zâhirine göre hükmetmiştir. Başkaları, bu ifadeyi zecre hamledip böyle bir teması, diğer zinâ hâdiseleri gibi değerlendirip fail muhsansa recme, gayr-ı muhsansa celdeye mahkum etmek gerektiğini söylemişlerdir.”(98)

(1601)- Hz. İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle emretti: “Kim, nikâhı haram olan bir akrabasına cinsî temasta bulunursa -veya şöyle demişti; kim haram yakını ile evlenirse- onu öldürün.”(99)

  1. NİKAH DÜŞEN KADIN VE ERKEKLERİN ZİNASI

(1603)- Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek ismini de verdiği bir kadınla zinâ yaptığını itiraf etti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kadına adam göndererek meseleyi sordurdu. Kadın, zinâ ettiğini inkâr etti. Bunun üzerine, adama hadd celdesi tatbik etti, kadına dokunmadı.”(100)

AÇIKLAMA:

Zinâ itirafında bulunan kimseye Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in celde uygulaması, o kimsenin muhsan olmadığını, yani henüz bekâr olduğunu göstermektedir; değilse böyle bir durumda hüküm celde olacak demek değildir. Kadının terkedilmiş olması, itiraf etmemesi sebebiyledir. Adamın iddiasını tevsik edecek bir başka beyyine de bulunmadığına göre, ona ceza vermek usul açısından mümkün değildir.”(101)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Bu, bizim indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık âyetler indirdik.” (24 Nur 1)

“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.” (24 Nur 2)

“Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu mü’minlere haram kılınmıştır.” (24 Nur 3)

TAHRİF VE İDDİA 31

“Evliyken zina edenleri taşlayarak (recmederek) öldürün.” [1111-Buhârî] [1606-Buhari-Müslim-Tirmizi-Ebu Davud-Nesai-İbn Mace] Bazı nedenlerden dolayı vazgeçildi. [1609-Muvatta] [1597-Ebu Davud] [1598-Tirmizî-Ebu Dâvud-Nesâî-İbnu Mâce] Bkz.Kur’an-24/1-3 4/93 5/32

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(1606)- Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zinâ yapmış olan bir kimse için celde ile hadd tatbik edilmesini emretti. Sonra, onun muhsan olduğu bildirildi. Bu sefer recmedilmesini emretti ve recmedildi.”(102)

(1609)- İmam Mâlik diyor ki: “Bana ulaştığına göre, Hz. Osman (radıyallâhu anh)’a evliliğinin altıncı ayında doğum yapan bir kadın getirildi. Derhal recmedilmesini emretti. Ancak Hz. Ali (radıyallâhu anh):

“- Cenab-ı Hakk, Kur’an-ı Kerim’de “(İnsanın anne karnında) taşınma ve sütten kesilmesi (müddeti) otuz aydır…” (Ahkâf 15) buyuruyor. Keza bir başka âyette de:

“Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. (Bu hüküm) emmeyi tamam yaptırmak isteyenler içindir…” (Bakara 233) buyurmaktadır. Bu durumda hamilelik müddeti altı  aydır.” Bu açıklama üzerine Hz.Osman (radıyallahu anh) kadının geri gönderilmesini emretmişti, ancak kadın recmedilmiş bulundu.”(103)

AÇIKLAMA:

Hz.Osman (radıyallâhu anh)’ı, evliliğinin altıncı ayında doğum yapan kadın hakkında zinâ hükmünü vermeye sevkeden husus, doğumların normalde dokuz ayda olmasıdır. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın “İlim şehrinin kapısı” olarak tavsif ve takdir buyurduğu Hz. Ali (radıyallahu anh), Kur’ân-ı Kerim âyetlerine olan nafiz ve derin vukufuna dayanarak -pek nadir bile olsa- altı ayda doğum olabileceğini açıklamış ve Hz. Osman (radıyallâhu anh)’ı da bu hususta ikna etmiştir. Ancak bu esnada hüküm kadına infaz edilmiştir.

İbnu Ebî Hatim’in rivâyetinin sonunda, Hz. Ali’nin açıklamasını beğenen Hz. Osman (radıyallâhu anhümâ)’ın: “Vallahi ben bunu kavrayamamıştım” dediği belirtilir.

Abdurrezzak’ın bir rivâyeti, Hz. Osman’dan önce benzer bir hâdisenin Hz. Ömer’e intikal ettiğini ve Hz. Ömer’in meseleyi Ashab’la istişare ettiğini, meseleyi, kaydettiğimiz şekilde Hz. Ali’nin çözdüğünü belirtir.

Bu durum, Hz. Osman’ın önceki yani Hz. Ömer zamanında cereyan etmiş olan vak’ayı hiç işitmediğini gösterir.

Her hâl u kârda bu hâdiseler, Hz. Ali (radıyallâhu anh)’nin Kur’ân-ı Kerim’in inceliklerini kavramada Hz. Ömer ve Hz. Osman gibi Ashab-ı Güzin’in diğer büyükleri arasında nasıl imtiyazlı ve üstün bir yer tuttuğunu göstermesi bakımından da ayrı bir ehemmiyet taşır.”(104)

(1597)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Hz. Ömer’e, zinâ yapmış olan deli bir kadın getirildi. (Recm edilip edilemeyeceği hususunda) halkla istişare ederek recmedilmesine hükmetti. Kadına Hz. Ali (radıyallahu anh) uğradı. (Hazırlığı görünce):

“- Bunun hâli nedir?” diye sordu. Kendisine: “Falanca kabileden deli bir kadındır, zinâ yapmıştır. Hz. Ömer (radıyallahu anh), recmedilmesine hükmetmiştir” dediler. Hz. Ali (radıyallahu anh):

“- Kadını geri götürün!” dedi, sonra Hz. Ömer’e uğrayıp:

“- Ey mü’minlerin emîri! Bilirsin ki, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

“Kalem üç kişiden kaldırılmıştır (artık onlar yaptıklarından sorumlu değildirler): Büluğa erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan, şifa buluncaya kadar bunamıştan.” Bu bîçare kadın falanca kabilenin bunağıdır. Ona tecavüz eden, muhakkak ki aklî noksanlığı sırasında tecâvüz etmiştir” dedi.”(105)

 (1598)- Habib İbnu Sâlim (rahimehullah) anlatıyor: “Abdurrahman İbnu Huneyn denen bir adam karısının câriyesine temasta bulundu. Hâdise, Kûfe emîri Nu’man İbnu Beşir (radıyallahu anh)’e götürüldü.

“- Ben, dedi, hakkınızda, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın hükmüyle hükmedeceğim: Eğer zevcen, câriyeyi sana helâl ederse, yüz deynek yiyeceksin, helâl etmezse recmedileceksin..”

Sonra (tahkik etti) karısının câriyeyi adama helâl ettiğini görünce, emîr yüz deynek vurdu.” (106)

(1610)- Ebû İshâk eş-Şeybânî (rahimehullah) anlatıyor: “İbnu Ebî Evfâ (radıyallâhu anh)’ya:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hiç recm tatbik etti mi?” diye sordum. Bana: “Evet!” cevabını verdi. Ben tekrar:

“Nûr sûresinin nüzûlünden önce mi, sonra mı?” diye sordum. “Bilmiyorum!” dedi.”(107)

AÇIKLAMA:

1- Recm tatbikatının Nur sûresinin nüzûlünden önce olması halinde, bu sûrede, zâniye celde hükmü gelmiş olmakla recmin bununla neshedildiği söylenebilecektir. Recm, Nur sûresinin nüzûlünden sonra tatbik edilmiş olma durumunda, celdenin muhsan hakkında neshedilmiş olduğuna delil çıkarılabilecektir. Böyle bir değerlendirmeye: “Bunda, Kitab’ın sünnetle neshedilme durumu mevzu bahistir, bu ise ihtilaflı bir mevzudur” diye itiraz edilebilir ise de şöyle cevap verilmiştir: “Ulemânın kabul etmediği husus, Kitab’ın haber-i vahidle neshidir, haber-i meşhur ile neshine itiraz edilmemiştir. İbnu Hacer burada nesh  değil tahsisin mevzubahis olduğunu, âyetteki celde hükmünün muhsan olmayanlara tahsis edildiğini belirtir.

2- İbnu Ebî Evfâ, recm hâdisesinin Nur sûresinden önce mi, sonra mı vukua geldiğini bilmediğini söylemektedir. Ancak Nur sûresinden sonra olduğuna dair delil mevcuttur. Zîra sûrenin nüzûlü ifk hâdisesi sırasında vukua gelmiştir. Gerçi bu hâdise dördüncü hicri yılda mı, beşinci veya altıncı hicrî yılda mı meydana geldi, ihtilaflıdır. Ama recm hâdisesinde Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) de hazır bulunduğuna göre, yedinci yıldan sonra cereyan etmiş olmalıdır, zîra o, yedinci hicrî yılda İslâm’la müşerref olmuştur.

3- İbnu Ebî Evfâ’nın “bilmiyorum” demesi, faziletli, büyük  kimselerin “bilmiyorum” diye cevap vermekle faziletlerinden bir şey kaybetmeyeceğine, böyle dediği için ayıplanamayacağına delildir.  Bilakis  bu cevap onun  araştırıcı olduğuna, söyledikleri şeylerde  titiz davrandığına delildir, övülmesini gerektiren bir cevaptır.”(108)

(1611)- Şa’bî (rahimehullah) anlatıyor: “Hz. Ali (radıyallâhu anh), kadını recmettiği zaman onu perşembe günü dövdü, cuma günü de recmetti. Ve şunu söyledi: “Ona Kitabullah(ın hükmü) ile celde, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın sünneti ile de recm tatbik ettim.”(109)

AÇIKLAMA:

1- Burada zikri geçen kadın Şürâhetü’l-Hemdaniyye’dir. Zinâ suçuyla Hz. Ali’ye getirilmiştir. Hz. Ali (radıyallâhu anh) çocuğunu doğurması için geri çevirmiş, sonra ona kadın akrabalarından en yakın olanını getirtip çocuğu teslim etmiş ve kadını recmetmiştir.

2- Bazı rivâyetlerde Hz.Ali’nin, bu durumu tavzih için bir kısım sualler sorduğunu görmekteyiz:

“- Belki de erkek seni zinâya zorlamıştır?”
“- Hayır!”
“- Sen uyurken, (rızan olmadan) sana gelmiştir?”
“- Hayır!”
“- Kocan düşmanlarımızdan biridir?”
“- Hayır!”

Bu cevaplardan sonra Hz. Ali (radıyallâhu anh) kadının hapsedilmesini emretti. Doğum yapınca bir perşembe günü çıkarttı, yüz deynek vurdurdu. Sonra tekrar hapse gönderdi. Cuma günü bir çukur kazdırıp taşlattı.”

3- Burada Hz. Ali (radıyallâhu anh)’nin kadına önce celde, sonra recm tatbik ettiği görülmektedir. Übey İbnu Ka’b (radıyallâhu anh)’ın da bu görüşte olduğu rivâyet edilmiştir. Hazimî’nin kaydına göre, Ahmed, İshâk, Dâvud-ı Zâhirî ve İbnu’l-Münzir muhsan olan zâniye, önce celde sonra recm tatbik edileceğine hükmetmişlerdir. Cumhur ise iki haddin birleştirilmeyeceğine hükmetmiştir. Bu görüş Ahmed İbnu Hanbel’den de rivayet edilmiştir. Cumhur bu görüşe Mâizle ilgili hadisi  delil yapar ve bunun, hem celde hem de recm ifade eden Ubâde hadisini neshettiğini söyler. Ubâde  hadisi şöyledir:

“Dul dulla zinâ yaparsa yüz sopa ve recm, bekâr bekârla zinâ yaparsa yüz sopa ve sürgün cezası uygulanır.” (Bu hadis Müslim’de gelmiştir.)(110)

Bakınız: Kütüb-i Sitte, 1605, 1607, 1608, 1612, 1599

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

Bu, bizim indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık âyetler indirdik.” (24 Nur 1)

“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.” (24 Nur 2)

“Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu mü’minlere haram kılınmıştır.” (24 Nur 3)

“Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (4 Nisa 93)

Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitapta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir. (5 Maide 32)

KUR’AN’A İFTİRA EDENLER

Bu ayetlerden hiçbiri zani ve zaniyeleri temizlemez. Fakat algı operasyonu için seçilmiş kurban gibi okumadan karar veren insanları kandırmak için numaları sıralamışlar. Bu ayetlere karşı cinayet suçu işlemedir. Kur’an’a iftiradır.

Ben onlara bu recm hadisesi Nur Suresi’nin inmesinden önce mi, yoksa sonra mı vukû bulmuştur diye sorsam hem bocalar hem de inkarcılık foyaları ortaya çıkmasın diye kem küm ederler.

Recm onra vukû bulmuştur denirse, o zaman da Rasûllah (s.a.v.)’in hükmüdür der ve kabul ederiz. Çünkü vahyin tatbik edicisi Rasûlullah’tır.

TAHRİF VE İDDİA 32

“Namazı terkedenler öldürülebilir.” [2117-Ebû Dâvud] Bkz.Kur’an-19/59 4/93 5/32

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(2117)- Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a el ve ayaklarına kına yakmış bir muhannes getirdiler.

“Bunu niye getirdiniz, nesi var?” diye sordu. Kendisine:

“Kendisini kadınlara benzetmiştir!” dediler. Bunun üzerine Efendimiz emretti ve Nakî’ nâm mevkiye sürgün edildi.

“Ey Allah’ın Resûlü, onu öldürmeyelim mi?” diye soranlar olmuştu ki:

“Hayır! dedi, ben namaz kılanları öldürmekten men edildim.”(111)

AÇIKLAMA:

1- Muhannes, kendini kadınlara benzeten erkeğe denir. Dinimiz bunu şiddetle yasaklamış ve haklarında sürgün cezası getirmiştir.

2- Nâkî, Medîne’ye iki gece mesâfede Müzeyne yurdunda bir yerin adıdır. Hz. Ömer orayı devlet himâsı (koruluğu) ilan etmiştir.

3- Namaz kılanları öldürmekten men edildim cümlesi, mü’minleri öldürmekten… demektir. Mü’minin en mümtaz vasfı namaz olması haysiyetiyle, namaz kılan (musallî) kelimesiyle zikri uygun görülmüştür. Hz. Peygamber irtidad, kısas, yol kesme ve isyan durumu gibi hudud’a giren belli haller dışında mü’mine ölüm cezası vermeyi reddeder.”(112)

KIYAFET VE KIYAFETTE CİNSLERİN AYRIMI

Son rivâyet, kıyafet hususunda kadınla erkeğin ayrılması meselesine temas etmekte, kendisini kıyafetiyle kadınlara benzeten kimsenin Medîne’den sürgün edildiğini belirtmektedir. Bunun başka örnekleri de var.”(113)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.“ (19 Meryem 59)

Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.“ (4 Nisa 59)

“Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitapta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.“ (5 Maide 32)

AÇIKLAMA

Hadisleri tahrif edip, değiştirdikten sonra altına da bir iki ayet numarası yazan bu herifin katli vaciptir. Çünkü bu adam Rasûlullah adına yalan söylüyor, yetmiyor Allah adına yalan söylüyor. Ayetleri inkar ediyor.

TAHRİF VE İDDİA 33

“Dinden dönenleri öldürün.” [1585-Muvatta] [1558-Ebu Dâvud-Nesâî] [676-Nesâî] [1586-Ebu Dâvud-Nesâî] Bkz.Kur’an-5/54 2/256 5/32 10/99

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(1585)- Zeyd İbnu Eslem (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Dinini değiştirenin boynunu vurun.”

İmam Mâlik, bu hadisi Muvatta’da [Akdiye 15, (2, 736)] kaydeder ve hadis hakkında şu açıklamayı sunar: “Bu hadisin mânası şudur: “Her kim İslâm’dan çıkarak zındıklık ve benzeri bir dine girecek olursa, kendisine galebe çalındığı takdirde öldürülür. Öyle birine tevbe teklif edilmez. Zîra gerçekten tevbe edip etmediği bilinemez. Çünkü bunlar (galebeden önce) küfürlerini gizleyip, Müslüman olduklarını ilan ediyorlardı. Ben, böylelerinin küfrü, delille sübut bulduğu takdirde tevbe etmeye çağırılmalarını uygun bulmam, (tevbe etse de kabul edilmemeli).” Devamla der ki: “Bizim nezdimizde, esas olan şudur: “Bir kimse irtidad ederse tevbeye çağırılır, (kendisine galebe çalınmazdan önce) tevbe ederse (hayatı bağışlanır), aksi takdirde öldürülür.”

İmam Mâlik devamla der ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın: “Dinini terkedeni öldürün” hadisinin mânası: “Kim İslâm’dan çıkıp bir başka dine geçerse” demektir. “İslâm’dan başka bir dinden çıkarak bir diğer dine geçerse…” demek değildir. Sözgelimi Yahudiliği terkederek Hıristiyanlığa veya Mecusiliğe geçen kastedilmemiştir. Binaenaleyh ehl-i zimmeden herhangi biri böyle bir din değiştirmesi yapacak olsa ne tevbeye çağırılır, ne de öldürülür.”(114)

AÇIKLAMA:

Dinden çıkma hâdisesine irtidad veya ridde denir. İslâm dininden çıkana mürted denir. İrtidâd, büyük günahlardandır. Kişinin bütün hayır amellerinin sevabını yok eder. Hadisi açıklayan İmam Mâlik, esas itibariyle zındık oldukları halde Müslüman görünen kimselerin irtidâd etmeleri  halinde, yakalanınca tevbesine güvenilmeyeceği kanaatindedir. Bu sebeple Mâlik’e göre onlara tevbe teklif edilmez, tevbekâr olup, İslâm’a geldiklerini beyan etseler bile bu tevbe onlardan kabul edilmez. İmam Şafiî tevbelerinin makbul olduğuna hükmeder. Ebu Hanife’nin onlar hakkında iki ayrı görüşü olmuştur.

Zındık, Kâmus’da: “Ahirete veya Rububiyete inanmayan veya küfrünü gizleyerek iman izhar eden kimse” diye açıklanır.

İmam Şâfiî (rahimehullah), hadisin âmm olan ifadesini biraz kayıtlayarak, zor karşısında dinini değiştiren kimseyi istisna tutar. Bu hükme giderken şu âyeti delil getirmiştir: “Kalbi iman üzere (sabit ve bununla) mutmain (ve müsterih) olduğu halde (cebr ü) ikrâhe uğratılanlar müstesna olmak üzere kim imanından sonra Allah’ı tanımaz, fakat küfre sine(-i kabul) açarsa işte Allah’ın gazabı o gibilerinin başınadır. Onların hakkı en büyük bir azabtır” (Nahl 106).

Hadisin  hükmü bütün erkeklere şâmildir, bunda ulema icma eder. Kadına da şumûlünde Ahmed İbnu Hanbel, Şâfî, İmam Mâlik ve Cumhur ittifak ederse de İmam Âzam, öldürme hükmünü kadına teşmil etmez. Hanefîler, kadınların öldürülmesiyle ilgili nehye dayanarak: “Burada betahsis erkek zikredilmiştir, kadın hariçtir” demişlerdir. Keza: “Aslî küfürden tevbe kabul edilmediği gibi ârizî küfürden de kabul edilmez” derler.

Ancak İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)’ın: “Kadın mürted de öldürülür” sözü delil getirilerek Hanefîlerin hükmüne itiraz edilmiş ve ilaveten: “Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh)’in hilafeti sırasında irtidad etmiş olan bir kadını, henüz pek çok sahabe hayatta iken öldürttüğü, kimsenin buna itiraz etmediği” gösterilmiştir.

Hz. Muâz (radıyallahu anh), Yemen’e giderken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine, bu mevzu ile alâkalı olarak şunu söylemiştir: “İslâm’dan, herhangi biri vazgeçecek olursa, onu tekrar davet et, dönerse ne âlâ, dönmezse boynunu vur. Herhangi bir kadın İslâm’dan irtidad edecek olursa, onu da geri çağır, dönerse ne âlâ, dönmezse boynunu vur.”

Zürkânî: “Kaydedilen bu Muâz hadisi, sadedinde olduğumuz ihtilâfta nassdır, hükmüne uyulması gerekir” der.

Buhârî ve başka bir kısım kaynaklarda rivayet edilen bir kıssa da konumuza ışık tutar: İkrime’nin rivayetine göre: “Hz. Ali’ye bir kısım zındık getirilmişti. O bunları yaktırdı. Haber İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)’a ulaşınca: “Onun yerinde ben olsaydım yaktırmazdım. Çünkü Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in yasağı var:

“Allah’ın azabı ile azab vermeyin.” Fakat öldürtürdüm, zîra Efendimiz “Kim dinini değiştirirse öldürün” diye emrediyor.”

Bu rivayetin, Ahmed İbnu Hanbel, Ebû Dâvud ve Nesâî’de kaydedilen vechinde şu ziyade mevcuttur: “İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ)’ın bu sözü Hz. Ali’ye ulaşınca: “İbnu Abbâs’ın anası ağladı” der. Bu söz, bazılarına göre, İbnu Abbâs’ın kendisine itiraz etmiş olmasına Hz. Ali’nin memnun kalmadığını; Hz. Ali’nin hadiste gelen yasaklamayı tahrimî değil, tenzihî bir yasaklama anlamış olabileceğine delildir. Çünkü Hz.Ali (radıyallahu anh), yakmanın caiz olduğuna inanıyordu. Halid İbnu Velid ve diğer bazı Ashâb da bu görüşte idiler. Onlar bu davranışla, küffâra karşı şiddetli olmak, gözlerini yıldırmada mübâlağaya kaçmak gayesini güdüyorlardı.

Zürkânî der ki: Bu rivayet, Hz. Ali’ye nisbet edilen şu sözlere de muhalif değildir: “İbnu Abbâs’ın sözü Ali’ye ulaşınca, Ali: “İbnu Abbâs doğru söyledi” dedi.” Çünkü bu rivayetteki tasdiki, nehyin tenzihî bir yasak olmasından ileri gelir.

Fakat İbnu Abdilberr der ki: “Hadis bir çok vecihte, Hz. Ali’nin onları  öldürttükten sonra yaktırdığını belirtmektedir.”

Şu halde, Hz. Ali, zındıkları diri diri yaktırmış değildir.

Son olarak Ukeylî’nin bir rivayetini kaydedelim: “Şia’dan bir grup Hz. Ali (radıyallahu anh)’ye gelerek:

“- Ey mü’minlerin emîri! Sen O’sun!” dediler. Hz. Ali:

“- (Anlayamadım) ben kim mişim?” diye sordu. Onlar  yine:

“- Sen O’sun!” dediler. Hz. Ali tekrar:

“- Size yuh olsun, ben kim mişim?” dedi. Bu ısrar üzerine ağızlarından baklayı çıkarıp:

“- Sen Rabbimizsin!” dediler Hz. Ali (radıyallahu anh) onlara çıkışıp:

“- Yazık size, hemen bu düşünceyi terkedip tevbe edin!” dedi. Ancak onlar tevbeye gelmekten imtina ettiler. O da başlarını vurdurdu, sonra da:

“- Ey Kanber! Bana odun yığını hazırla!” diye emretti. Yerde onlar için hendekler kazdırdı ve cesetlerini oralarda yaktırdı.”(115)

(1586)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Abdullah İbnu Sa’d İbni Ebi’s-Sarh Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e kâtiplik yapıyordu. Şeytan ayağını kaydırdı; adam irtidâd ederek kâfirlere sığındı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Fetih günü, onun öldürülmesini emretti. Ancak, Hz. Osman (radıyallahu anh) onu himayesi altına aldı. Resûlullah da bu himayeyi tanıdı.”(116)

Bu hadis Tefsir bölümünde, Nahl sûresinin tefsiri sırasında Nesâî rivayeti olarak daha uzun bir hadiste geçmiştir.](117)

 “Müslüman bir kimsenin kanının dökülmesi ancak şu üç şeyle helal olur: Evli olup zina eden, haksız yere bir kimseyi öldüren ve dinini terk edip cemaatten (İslam camiasından) ayrılan kimse.”(118)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İLERİ SÜRÜLEN AYETLER

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki; Allah (onların yerine) öyle bir kavim getirir ki; kendisi onları sever, onlar da O’nu severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Bunlar, Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi hakkıyla bilendir.” (5 Maide 54)

“Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (2 Bakara 256)

“Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitapta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir. (5 Maide 32)

”Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekün iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?” (10 Yunus 99)

TAHRİF VE İDDİA 34

“Eşcinsellik yapanları öldürün.” [1614-Tirmizî-Ebû Dâvud] Bkz. Kur’an-27/55-56

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(1614)- İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: “Kimin Lût kavminin sapık işini yaptığını görürseniz, fâili de mef’ûlü de öldürün.”(119)

Tirmizî, Ebû Hüreyre’nin de böyle bir rivâyette bulunduğunu belirtir. Ebû Dâvud’da İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ)’tan yapılan bir rivâyette: “Livata yaparken yakalanan bekâr (yani muhsan olmayan kişi) de recmedilir” denmiştir.”(120)

LİVATA (Homoseksüalite) VE HAYVANA TEMASIN HADDİ

Livata, Lût kavminin içine düştüğü cinsî sapıklıktır; homoseksualite de denir. Bu, erkeğin erkekle, kadının kadınla cinsî temasta bulunmasıdır. Dinimizin bu işi zinâdan da çirkin bir ahlaksızlık kabul etmiş, şiddetle yasaklamıştır.

Hadis, sadece faili, yani, erkeğe temas eden erkeği değil, mef’ûlü de yani kendisine cinsî temas yaptırtan erkeği de mahkum etmekte, ikisinin de öldürülmesini emretmektedir.

Kur’ân-ı Kerim Lût kavminin helâk oluşunun sebebini bu ahlaksızlığa bağlar. Şu halde, bu küçümsenecek bir içtimâî bozukluk değil, insanlığın ciddi bir meselesidir. Kur’ân her asra hitab ettiğine göre, onda yer eden meseleler asıl itibarıyla geçmişi anlatsa bile, hal ve istikbâle de parmak basmaktan uzak değildir. Öyle ise livata her zaman için insanlığın karşılaşabileceği bir ahlakî çöküş, içtimâî bir musibet kaynağıdır. Günümüzde ortaya çıkan ve tıbbî yollarla tedavisi ve önlenmesi henüz imkân dahiline girmemiş bulunan AİDS afetinin  de livatanın yaygın olduğu çevrelerde çıkmış olması ve yayılma sebebinin de esas itibariyle livata ve zinâ olması , üzerinde durulması gereken bir husustur. Dinimizin cinsî hayatın disipline edilmesi hususunda gösterdiği hassasiyetin hikmeti şimdi daha iyi anlaşılmış olmalıdır. Haram yollardan cinsî tatmin arayanlara karşı İslâm’ın koyduğu müeyyideleri fazla sert ve hatta gayr-i medenî bulanlar, AİDS vak’asının, cinsî sapıklar yüzünden bütün insanlığı ve medeniyeti tehdit eder bir hal alışı karşısında insafa gelmeli, hakkı teslim etmeli değil midir!”(121)

(1614)- İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: “Kimin Lût kavminin sapık işini yaptığını görürseniz, fâili de mef’ûlü de öldürün.”(122)

Tirmizî, Ebû Hüreyre’nin de böyle bir rivâyette bulunduğunu belirtir. Ebû Dâvud’da İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ)’tan yapılan bir rivâyette: “Livata yaparken yakalanan bekâr (yani muhsan olmayan kişi) de recmedilir” denmiştir.” (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 6/253.)

LİVATA YAPANLARIN CEZASI

“Livata yapanlara tatbik edilecek hadd hususunda âlimler farklı görüşler ileri sürmüştür:

Şâfiî’nin iki görüşünden daha zâhir olanına göre -ki Ebû Yusuf ve İmam  Muhammed de bu görüştedir- failin haddi, zinâ haddidir. Yani muhsan ise recmedilir, muhsan değilse yüz sopa vurulur. Mef’ûle ise Şâfiî’ye göre, muhsan da olsa gayr-ı muhsan da olsa, kadın da olsa, erkek de olsa yüz sopa ve bir yıl sürgün cezası verilir.

İmam Mâlik ve Ahmed İbnu Hanbel başta, diğer bir kısım âlimlere göre, livata yapanın cezası recmedilmektir, muhsan da olsa gayr-ı muhsan da olsa farketmez.

İmam Şâfiî’nin ikinci bir görüşü, sadedinde olduğumuz hadisin zâhirine uygun olarak fâilin de mef’ûlün de öldürülmesidir.

Öldürülüş tarzı hususunda: “O pis işi yaptıkları ev tepelerine yıkılır” diyenler olmuştur. “Uçurumdan atılarak öldürülür” diyenler de olmuştur.

Ebû Hanife: “Bunlar azarlanır, levmedilir fakat hadd uygulanmaz” demiştir.

Münzirî’nin et-Tergib ve’t-Terhib’de yazdığına göre, halifelerden dört tanesi livata yapanı yakmıştır: Hz. Ebû Bekir, Hz.Ali, Abdullah İbnu’z-Zübeyr ve Hişâm İbnu Abdilmelik.

İbnu Ebî’d-Dünya ve Beyhakî’nin rivâyetlerine göre, Halid İbnu’l-Velîd, Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anhümâ)’e yazar ki, bir Arap karyesinde kadın gibi nikâhlanan bir erkeğe rastlamıştır. Hz. Ebû Bekir, bu haber üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın ashabını toplayıp ne yapmak gerektiği hususunda fikirlerini alır. Hz. Ali (radıyallâhu anh): “Bu günahı tarihte tek bir ümmet işlemiştir. Bildiğiniz gibi Allah da o kavmi helâk etmiştir, ben bu adamın yakılmasını uygun görüyorum” der. Bunun üzerine bütün Ashab’ın re’yi onun yakılması hususunda icma etti. Hz. Ebû Bekir de (Halid İbnu Velid’e yazarak) adamın yakılmasını emretti.”(123)

(1615)- “Yine İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ)’ın rivâyetine göre, Hz. Ali, livata yapan çifti yaktırmıştır. Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) üzerlerine bir duvarı yıktırmıştır.” [Rezîn ilavesidir.”(124)

(1616)- Hz.Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Lût kavminin iğrenç fiilini işleyen kimse mel’ûndur.” [Rezin ilavesidir. (Münzir’de kaydedilen uzunca bir hadisin parçasıdır).”(125)

(1617)- Hz.Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Ümmetim için en ziyade korktuğum şey Lût kavminin amelidir” buyurdular.”(126)

(1618)- Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Kadına dübüründen temas eden mel’undur” buyurdular.”(127)

AÇIKLAMA:

Bu hadis, kadınlara arka uzvundan temas etmenin haram olduğuna delâlet eder. Esâsen Kur’ân-ı Kerim, “Kadınlarınız tarlalarınızdır, tarlalarınıza (ön tarafa) nasıl isterseniz öyle varın!” (Bakara 223) meâlindeki âyeti ile ekine elverişli cinsî uzva teması irşad etmiştir. Birçok hadiste Resûlullah  sarih bir ifade ile arka uzuvdan teması şiddetle yasaklamıştır. Müteakip hadis bu rivâyetlerden biridir. Burada kaydedilmeyen bir Tirmizî hadisi de şöyledir: “Hayızlı kadına arka uzvundan temas eden, kahine giden, Muhammed’e ineni inkâr etmiştir.”(128)

(1619)- İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allahu Teâla hazretleri, erkeğe temas eden veya kadınlara arka uzvundan temas eden erkeğe (kıyamet günü rahmet nazarıyla) bakmaz.”(129)

Adamın cehaletine bakın ki, hadis uydurmuş, ama söylediği de ifade etmek istediği de yanlış.

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İLERİ SÜRÜLEN AYETLER

“Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz? Doğrusu siz ne yaptığını bilmez bir toplumsunuz.” (27 Neml 55)

“Bunun üzerine kavminin cevabı ancak şöyle demek oldu: “Lût’un ailesini memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış(!)” (27 Neml 56)

AÇIKLAMA

Yahu bu ayetlerin neresinde Lutîlik öğülüyor ve onları serbest bırakın pisliklerini -hâşâ- her tarafa yaysınlar deniyor? Bir ayet numarası vermekle iş bitiyor mu? Tabii insanların imanlarını çalmak için yetiyor değil mi?

Livatanın, İslam şeriatındaki cezası tercih olan görüşe göre kılıçla öldürmedir. Bu livatayı yapanın cezasıdır. Kendisine livata yapılan ise isteyerek ve kendisi seçerek bu olaya alet olmuşsa aynı şekilde cezalandırılır.

KONUNUN ASLINI BİLMEYEN SAHTE ALLAME

Hadis inkarcıları burada da insan olduklarını unutuyorlar.

Birincisi Eşcinsel ile Lutî aynı değil. İslam Hukuku doğuştan kadınlık ve erkeklik organını bedeninde var olarak doğan insanlara “Hünsa” ismini vermiştir. Fakat insanlık düşmanları dübürünü kullandıran erkeklere de aynı isim olarak “Eşcinsel” adını vererek homoseksüelliği (Lûtîliği) yumaşatmaya çalışıyorlar.

Allah Teâlâ’nın yasakladığı Livatayı yapan ve kendisine yaptıranların öldürülmesini emreden hadisler nasıl oluyor da Kur’an-ı Kerim’e aykırı düşüyor acaba? Allah bu yüzden Lut Kavmi’ni yerle bir etmedi mi?

TAHRİF VE İDDİA 35

“Birliği bozanı, tefrika çıkaranı öldürün.” [1711-Müslim] [4775-Müslim-Ebu Davud-Nesâî] Bkz.Kur’an-3/103-105 30/32 6/159

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(1711)- Arface İbnu Şureyh (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Siz bir kişinin etrafında birlik halinde iken, bir başkası gelip, kuvvetinizi kırmak veya cemaatinizi bölmek isterse, onu öldürün.”(130)

(4775)- Arfece (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Şerler ve fesadlar olacak. Kim, birlik içinde olan bu ümmetin işinde tefrika çıkarmak isterse, kim olursa olsun kılıçla boynunu uçurun.” -Bir rivayette: “…onu öldürün!” denmiştir-“(131)

(1710)- Ebû Saîd (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İki halifeye birden biat edildi mi, onlardan ikincisini öldürüverin.”(132)

AÇIKLAMA:

1- İslâm, vahdaniyet dinidir. Bu, sadece Allah, Peygamber ve şeriatın birliğini ifade etmez. Devletin ve  itaat edilecek halifenin de bir olmasını gerektir. İslâm ümmeti tek bir cemaattir, devletinin de bir olması gerekir. Bunu te’yîd eden hadisler çoktur. Meselâ bir başka hadisde: “Kim bir imama biat ederek antlaşma musâfahasını yaparsa, gücü yettiğince ona itaat etsin. Bir ikincisi çıkıp da evvelkisi ile nizâya kalkışacak olursa onun boynunu vurun” buyurulmuştur. Keza bir başka hadis: “Birinci biatınızda sâdık kalın, gereğini îfa edin… Birincilere olan borcunuzu ödeyin. Kim olursa olsun ikinciyi öldürün” diye emreder.

2- İslâm âlimleri, bu mevzu üzerinde gelen nassların sarahatini nazar-ı dikkate alarak, aynı asırda imamın birden fazla olamayacağı husûsunda icma ederler. İslâm beldesinin dar veya geniş olması bu hükme te’sir etmez. Cüveynî, el-İrşâd adlı eserinde, İslâm beldeleri bir imamın hâkimiyet kuramayacağı kadar geniş olursa, iki ayrı imamın meşruiyeti husûsunda içtihad yapılabileceğini söylemiş, sonraki âlimler onun bu görüşünü, ona nisbet ederek tekrarlamışlardır.

3- Şâyet, aynı asırda, iki ayrı imama biat edilecek olsa, bunların hangisi efdal olduğuna bakılmaksızın birincisi meşru addedilecek, ikincisi âsî ve bâğî ilan edilip, iddiasından vazgeçinceye kadar kendisiyle harb edilecektir.

Âlimler: “Böyle bir durumda, savaşı kazandığı taktirde ikinciye biat etmek gerekir” demişlerdir.

4- Ehl-i kıble addedilen sapık fırkalardan sâdece Kerrâmiyye, Sahâbe’nin ve ümmetin icmâlarına muhalif olarak iki ve daha fazla kimsenin imametinin caiz olabileceğini söylemiştir.

İmamın bir olmasındaki bu ısrar “fitneye düşüp, nizamın bozulması” korkusundan ileri gelmektedir.”(133)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (3 Âl-i İmran 103)

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (3 Âl-i İmran 104)

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (3 Âl-i İmran 105)

”Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.” (30 Rum 31-32)

“Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.” (6 En’am 159)

BİRLİĞİ BOZAN VE TEFRİKA ÇIKARANLARIN CEZASI

“Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.” (5 Maide 33)

AÇIKLAMA

Bu ayetlerden “bozgunculuk, tefrika ve fitne çıkaranları mükafatlandırın” manasını nasıl çıkardınız? İyi okuyun beyler.

TAHRİF VE İDDİA 36

“Müslüman cinlere üç gün süre verin. Yine de görünürlerse, onları öldürün.” [4941-Müslim-Muvatta-Ebu Davud] Bkz.Kur’an-72/1-19

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(4942)- Ebu Ôl-Müseyyeb anlatıyor: “(Bir gün) Ebu Said (radıyallahu anh)’in yanına girmiştim, namaz kılıyor buldum. Onu beklemek üzere oturdum. Derken evin bir köşesinde tavanı örten hurma dalları arasında bir kıpırtı gördüm. Oraya bakınca bir yılan olduğunu gördüm. Öldürmek üzere atıldım. Ebu Said oturmam için işaret etti. Tekrar yerime oturdum. Namazdan çıkınca bana evde bir oda gösterdi ve: “Bu odayı görüyor musun?” diye sordu. Ben: “Evet!” deyince devam etti:

“Onda, bizden yeni evli bir genç vardı. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte Hendek (harbin)e gittik. Genç, gün ortasında, ehline uğramak için Aleyhissalâtu vesselâm’dan izin istiyordu. Bir gün ondan yine izin istedi. Aleyhissalâtu vesselâm ona: “Silahını beraberinde al, ben Kureyza’dan sana bir zarar gelir diye korkuyorum!” buyurdular. Adam silahını aldı. Ailesine geldi. Hanımı iki kapı arasında ayakta duruyordu. Elindeki mızrağı ile, dürtmek üzere kadına eğildi. Adama kıskançlık gelmişti. Kadın ona:

“Mızrağını geri çek! Hele eve gir, beni dışarı çıkaran şeyi bir gör!” dedi. Adam içeri daldı. Bir de ne görsün: Yatağın üzerine çöreklenmiş iri bir yılan! Mızrağıyla ona yöneldi ve yılana sapladı. Sonra çıkıp, süngüyü avluya dikti. Derken yılan üzerine atıldı. Bilemiyoruz, hangisi evvel öldü; yılan mı, genç mi? Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelip, bu durumu anlattık ve: “Dua edin, Allah ona tekrar hayat versin!” dedik. Aleyhissalâtu vesselâm:

“Arkadaşınız için istiğfar ediverin!” buyurdular. Sonra şu açıklamada bulundular:

“Medine’de Müslüman olan cinler var. Onlardan birini görürseniz, kendisine üç gün ihtarda bulunun. Eğer bundan sonra yine de görünürse onu öldürün. Çünkü o bir şeytandır.”(134)

AÇIKLAMA:

Bazı şarihler, bu ve benzeri rivayetlere dayanarak Medine’deki yılanların hemen öldürülme cihetine gidilmemesi, önce ihtar edip, kaçmasına imkan hazırlanması gerektiğini, ihtara rağmen kaçmazlarsa öldürüleceğini  söylemiştir.

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

(Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: “Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.” (72 Cin 1,2)

“Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir; ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk.” (72 Cin 3)

“Demek bizim beyinsiz olanımız Allah hakkında doğruluktan uzak sözler söylüyormuş.” (72 Cin 4)

“Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk.” (72 Cin 5)

“Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı.” (72 Cin 6)

“Gerçekten onlar da, sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi öldükten sonra tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı.” (72 Cin 7)

“Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk.” (72 Cin 8)

“Halbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur.” (72 Cin 9)

“Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?” (72 Cin 10)

“Doğrusu içimizde salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz.” (72 Cin 11)

“Muhakkak ki biz Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı, kaçarak da onu aciz bırakamayacağımızı anladık.” (72 Cin 12)

“Gerçekten biz hidayet rehberini (Kur’an’ı) işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık ne hakkının eksik verilmesinden, ne de haksızlığa uğramaktan korkar.” (72 Cin 13)

“Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kim müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır.” (72 Cin 14)

“Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.” (72 Cin 15)

Yine de ki: “Bana şöyle de vahyedildi: Eğer yolda dosdoğru olurlarsa mutlaka onlara bol yağmur yağdırırız ki bununla onları imtihan edelim. Kim Rabbinin zikrinden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.” (72 Cin 16-17)

“Şüphesiz mescitler, Allah’ındır. O halde, Allah ile birlikte hiç kimseye kulluk etmeyin. (72 Cin 18)

“Allah’ın kulu (Muhammed), O’na ibadet etmek için kalktığında cinler nerede ise (Kur’an’ı dinlemek için kalabalıktan) onun etrafında birbirlerine geçiyorlardı.” (72 Cin 19)

AÇIKLAMA

Onlardan herhangi birilerini görecek olursanız üç gün süreyle ona izin veriniz (uyarınız). Eğer bundan sonra bir daha size görünürse onu öldürünüz. Şüphesiz ki o, bir şeytandır.” Emri ile bu ayetlerin ne alakası var? Biri bana gerçekten bir olduğunu ispat edebilir mi?

Allah’ın Rasûlü, “Şüphesiz ki o, bir şeytandır.” diyerek tehlikeyi bize haber vermesinin neresi Kur’an’a aykırı?

TAHRİF VE İDDİA 37

“Namazı terkeden kafir olur.” [2356-Tirmizî-Nesâî-İbnu Mâce] [2357-Tirmizî] [2355-Tirmizî-Ebû Dâvud-İbnu Mâce] Bkz.Kur’an-19/59

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(2356)- Hz. Büreyde (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Benimle onlar (münafıklar) arasındaki ahid (antlaşma) namazdır. Kim onu terkederse küfre düşer.”(135)

(2357)- Abdullah İbnu Şakik merhum anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın Ashâb’ı ameller içerisinde sadece namazın terkinde küfür görürledi.”(136)

(2355)- Tirmizî ve Ebû Dâvud’un bir diğer rivayetinde: “Kulla küfür arasında namazın terki vardır.”(137)

(2354)- Hz. Câbir (radıyallâhu anh)’in anlattığına göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’in şöyle söylediğini işitmiştir “Kişiyle şirk arasında namazın terki vardır.”(138)

Tirmizî’nin metni şöyledir: “Küfürle îman arasında namazın terki vardır.”

(2358)- İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İkindi namazını kaçıran bir insanın (uğradığı zarar yönünden durumu), malını ve ehlini kaybeden kimsenin durumu gibidir.”(139)

Nevevî: “Kulla, küfür arasında namazın terki vardır” hadisini âlimlerin dört şekilde te’vil ettiklerini belirtir:

1- Kişi namazı terketmekle, kâfirin cezasını hakeder, o da ölümdür.
2- Hadis namazın terkini helâl addedenler hakkındadır.
3- Namazın terki kişiyi küfre götürür.
4- Namazı terk fiili, kâfirlerin fiilidir.”(140)

(2359)- Ebû’l-Melih (rahimehümullah) anlatıyor: “Biz bulutlu bir günde Büreyde (radıyallâhu anh) ile bir gazvede beraberdik. Dedi ki: “İkindi namazını erken kılın, zîra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Kim ikindi namazını terkederse ameli boşa gider” buyurdu.”(141)

“Kâfirlerle aramızı ayıran fark, kılmayı taahhüt ettiğimiz namazdır. Kim namazı terk ederse, kâfir olur.”(142)

Câbir radıyallahu anh şöyle dedi:

– Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i:

“Gerçekten kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terketmek vardır” buyururken işittim.”(143)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.” (19 Meryem 59)

Bu ayet hadisin aleyhine değil lehinedir.

HADİSİ TASDİK EDEN AYETLER

Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir. ( Rum 32)

TAHRİF VE İDDİA 38

“Namazı terkeden müşrik(Allah ‘a ortak eden) olur.” [2354-Müslim-Ebû Dâvud-Tirmizî] [1080-6307] Bkz.Kur’an-19/59

HADİS’İN GERÇEK VE TAM METNİ

(2354)- Hz. Câbir (radıyallâhu anh)’in anlattığına göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’in şöyle söylediğini işitmiştir “Kişiyle şirk arasında namazın terki vardır.”(144)

Tirmizî’nin metni şöyledir: “Küfürle îman arasında namazın terki vardır.”

(6307)- Enes İbnü Malik (radıyallâhu anh)’in anlattığına göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuşlardır: “Kul ile şirk arasında sadece namazın terki vardır. Onu terketti mi şirke düşmüş demektir.” (145)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.” (19 Meryem 59)

Bu ayet mezkür hadisin Kur’an’a aykırı olduğuna delil değil. Ancak Rum Suresi’nin 32. Ayetine ne diyeceksiniz? Algı operasyonunuz ayaklarınıza mı, yoksa boynunuza mı dolaştı?

HADİSİ TASDİK EDEN AYETLER

Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir. ( Rum 32)

TAHRİF VE İDDİA 39

“10 yaşında namazı terkeden çocuklarınızı dövün.” [2336-Ebû Dâvud-Tirmizî] Bkz.Kur’an-2/256

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(2336)- Sebretü’ bnu Ma’bed (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Yedi yaşına geldi mi çocuğa namazı emredin, on yaşına geldi mi kılmadığı takdirde dövün.”(146)

Tirmizî’nin rivayetinde “Çocuğa namazı yedi yaşında öğretin, kılmadığı takdirde on yaşında dövün” şeklindedir.

(2337)- Amr İbnu’l-Âs (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Çocuklarınıza, onlar yedi yaşında iken namazı emredin. On yaşında olunca namaz (daki ihmalleri) sebebiyle onları dövün, yataklarını da ayırın.”(147)

(2338)- Onun bir diğer rivayetinde şöyle denir: “Resûlullah’a bundan (namazın çocuğa ne zaman emredileceğinden) sorulmuştu:

“Çocuk sağını solundan ayırmasını bildi mi ona namazı emredin” buyurdu.”(148)

AÇIKLAMA:

1- Çocuk terbiyesi ile ilgili olarak Resûlullah’ın verdiği mühim talimatlardan biri, çocuğa namazın emredilmesiyle ilgilidir. Yukarıda kaydedilen üç hadis bu mesele üzerine ciddi prensipler vaz’etmektedir. Doğar doğmaz kulaklarına ezan ve kamet okuyup isim koymakla fiilen başlatılan çocuk terbiyesinin, sünnette gelen beyanlara göre muhtelif safhaları var. Kısaca özetleyelim:

* Ta’lime (öğretmeye) başlama yaşı: Konuşmaktır. Hz. peygamber’den gelen rivayetler, Abdulmuttaliboğullarından bir çocuk, konuşmaya başlar başlamaz, o çocuğa şu âyeti yedi sefer okutarak ezberletirdi: “Hamd O Allah’a olsun ki, O ne bir çocuk edinmiştir, ne de mülkünde bir ortağa sahiptir” (Nahl 78).

Görüldüğü üzere ilk öğretilen şey Kur’an’dan bazı âyetlerdir ve itikadla ilgilidir.

* Namaza başlama yaşı: Temyiz yaşıdır. Yukarıda, ilk iki hadiste yedi rakamı geçmekte ise de üçüncü hadiste sağını solundan ayırma tabiri geçmektedir. bu meseleye temas eden başka hadislerde “20’ye kadar sayma” “namazı anlama”, “süt dişlerini atma (dişeme)” gibi başka kıstaslar zikredilmiştir. Âlimler bütün rivayetleri değerlendirerek namazı emretme yaşının “temyiz yaşı” olduğunu, bunu rakamla tesbitin zor olduğunu, zîra her çocukta bunun değişebileceğini, bazılarının 4-5 yaşlarında bile “temyiz”e ulaşabilirken diğer bir kısmının 7-8 yaşlarında bile “temyiz”e ulaşamayacağını belirtirler.Temyizi tarifte hadisciler umumiyetle muhatap olabilmeyi, yani “çocuğun söylenenleri eksiksiz anlayıp tam olarak cevap verebilir hale gelmesi”ni esas alırlar.Âlimler derler ki: “Namaz temyiz yaşında emredildiğine göre daha önceden çocuk namazla ilgili farz, vacib, sünnet her çeşit bilgileri öğrenmelidir.” Buna göre konuşmaya başladığı andan itibaren en azından namazda okuyacağı sûreler, duâlar, namazın rükünleri, vacibleri vs. ile ilgili bilgiler öğretilmiş olmalıdır.

* Namazı zorla kıldırma yaşı: On yaşıdır. Hadiste: “Yedi yaşında namazı emredin, on yaşında namaz için dövün” buyrulmuştur. Bu emir yedi yaşlarında yavaş yavaş, fazla zorlanmadan tatlılıkla alıştırılmasını irşad eder, bu yaşta dayağı tavsiye etmez. Ama on yaşına gelince namaz henüz tam benimsetilememişse icabında dövülmesi tavsiye edilmektedir. Zîra o yaşlarda dinin en mühim emri olan namaza alıştırılamazsa ondan sonra büyük zorluklar çıkabilecek, alıştırılamayabilecek demektir.

Dal küçükken eğilir ve: Müslüman evladının evleviyetle eğilmesi, alıştırılması gereken şey namazdır.

Âile reisini pek çok âyetiyle [Tahrîm 6, Zümer 15-16, Şuarâ 45] terbiyeden sorumlu tutan Kur’ân-ı Kerîm, âile ferdlerine bilhassa namazın emredilmesi üzerinde durur: “Ehline namazı emret. Kendin de ona sebat ile devam eyle. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız” (Tâhâ 132).

İslâm âlimleri, çocuğa dînini öğretmeden meslek öğretilmesini câiz bulmazlar. “Zîra derler, çocuğun bilahare kalbinden sökülüp atılması zor olan bozuk bir mezhep üzere yetişme ihtimali vardır.”

On yaş yataklarını ayırma yaşıdır da. Münâvî, emir mutlak olması haysiyetiyle hepsi kız veya hepsi erkek de olsa o yaşta çocukların “uyudukları yatakların” ayrılması gerektiğini belirtir. Bu nebevî irşad on yaşına basan çocukların cinsî terbiyelerinin ciddî ve sistemli şekilde ele alınmasını tazammun eder. On yaşlarına mürâhık yaşı da denir. Çocukta yavaş yavaş büluğ emareleri başlar. Bu yaşa terettüp eden başka ahkâm da vardır.

2- İslâm âlimleri on yaşında dayağa izin verilmiş olmasını, çocuğun bu yaşta dayağa tahammül edebileceği ve böylece dayağın terbiyevî olabileceği gerekçesiyle îzah ederler. Aliyyü’l-Kârî, altı yaştan önce dayağın haram olduğunu belirtir. Beyhakî hazretleri “farzı ilgilendirmeyen meseleler dışında dayağın helâl olmadığı” kanaatini ifade eder. Bu bâbta gelen âyet ve hadisleri esas alan âlimler meşru olan dayağın “yaralayıcı olmayacak”, “üç darbeyi geçmeyecek” ve “başa vurulmayacak” şekilde olması gerektiğinde ittifak ederler.”(149)

Amr İbni Şuayb babası Şuayb’dan, o da dedesi Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anh’den Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:

“Çocuklarınıza yedi yaşındayken namaz kılmalarını söyleyiniz. On yaşına bastıkları hâlde kılmazlarsa kendilerini cezalandırınız yataklarını da ayırınız.”(150)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (2 Bakara 256)

AÇIKLAMA

Dinsizlerin Müslüman olmaları için zorlanamayacağını anlatan ayeti al, çocuk terbiyesini anlatan hadisleri inkar ettir. Sonra da ben Müslümanım de. Kim inanır ki?

TAHRİF VE İDDİA 40

“Yüz sene sonra yeryüzünde kimse kalmayacak.” [5029-Müslim-Tirmizî-Buhari-Ebu Davud] Bkz. Kur’an-31/34 46/9

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(5029)- Ebu’z-Zübeyr, Hz. Cabir (radıyallahu anh)’den naklediyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Bugün doğmuş (canlı olan) hiçbir nefis yoktur ki, yüz sene  sonra ölmemiş olsun.” (Ravi der ki): “Bununla ömrün kısalması kastedilmiştir.”(151)

AÇIKLAMA:

“İçinde bulunduğunuz bu gece var ya; işte bundan tam yüz yıl sonra şu anda yeryüzünde mevcut olanlardan tek canlı kalmayacaktır.”(152)

Hz. Peygamber (s.a.v.) bu hususa vurgu yaparak ümmetinden olan fertlerin ömrünün çok kısa olduğuna dikkat çekmiş, dolayısıyla zamanı israf etmeden ahirete hazırlık yapmalarının gereğine işaret etmiştir.

Hadisten “bundan sonra doğan hiç kimsenin yüzyıl yaşayamayacağı” manası çıkarılmamalıdır. Bilakis, hadis-i şerifin ifadesi, “o geceden önce doğmuş olanlar -o anda kaç yaşında olursa olsunlar- o geceden itibaren yüzyıl geçtikten sonra hayatta kalmayacakları” şeklinde değerlendirilmelidir.(bk. İbn Hacer, ilgili hadisin şerhi).

Ebû’t Tufeyl isimli sahabinin, “Rasûlü Ekrem’e yetişenlerden benim dışımda kimse kalmadı” dediği rivayet edilir.”(153)

Beyhakî Delâil’de (6/501) derki: Ebu’t Tufeyl Uhut harbi yılı doğdu. Hicretten yüz yıl sonra öldü. (Bunun Efendimiz’in vefatından yüz sene sonra olduğu da söylenir) Böylece Onun ölümü Efendimiz (sav)’in haber verdiği tarihten itibaren 100 yıl geçtikten sonra olmuş oluyor. Yine Beyhakî’nin İmam Ahmed b. Hanbel’den nakline göre bizzat Ebu’t Tufeyl Velîd b. Abdillah b. Cümey’a kendinin Uhut yılı doğup Rasûlüllah (asv)’ın sekiz yıllık hayatına yetiştiğini anlatır.

Ebu’t Tufeyl, Zehebî’nin Siyer-i Alamün Nübelâsında 3/467 bildirdiğine göre asıl adı Âmir b. Vasile el-Leysîdir. En son ölen sahabe budur. Dört kadar hadisi bize ulaşmıştır.”

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (herşeyden) hakkıyla haberdar olandır.” (31 Lokman 34)

“De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sâdece bana vahyedilene uyarım. Ben sâdece apaçık bir uyarıcıyım.” (46 Ahkaf 9)

AÇIKLAMA

Bu iki ayetin bu hadis ile bir ilgisi yok. Son peygamberin ümmetinin ömrünün kısa olacağını bildiren bir hadisi 100 yıl sonra kıyamet kopacak diye anlamak, bu hadisin hem Kur’an-ı Kerim’e muhalif olduğunu, hem de uydurma olduğunu iddia etmek kadar büyük bir ihanet tanımıyorum.

Bu kadar akıl yoksunu insanların bu saçmalıklarına iman edip Kur’an ve Sünnet düşmanlığı yapanların insan bile olamayacağını ifade ediyorum.

TAHRİF VE İDDİA 41

“Güvercin şeytandır.” [5331-Ebu Davud-İbnu Mace]

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(5331)- Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir güvercinin peşine düşüp onunla eğlenen bir adam görmüştü. “Bir şeytan bir şeytaneyi takip ediyor!” buyurdular.”(154)

AÇIKLAMA:

Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), büyük adamın güvercinle eğlenmesini, boş, faidesiz ve malayani bulduğu için şeytana nisbet etmiştir; kendisine şeytan demiştir. Çünkü faidesiz bir meşguliyetle vakit geçirmektedir. Güvercine de şeytan demiştir. Zira adamı malayani bir meşguliyete çekmiştir, zikrullah, faydalı tefekkür ve müsmir bir iş gibi her çeşit faydalı amelden alıkoymuştur.

Nevevî der ki: “Yavru ve yumurta elde etmek veya yalnızlığa karşı ünsiyet bulmak veya mektup taşıtmak gibi maksadlarla güvercin beslemek caizdir. Hiçbir keraheti yoktur. Fakat uğur çıkarmak maksadıyla onunla meşguliyet ise, sahih görüşe göre mekruhtur. Buna bir de kumar ve benzeri haramlar inzimam ederse, o kimsenin şahidliği reddedilir.”

İbnu Hacer gibi birkısım alimler, Enes’in küçük kardeşi Ebu Umayr’ ın kuşla oynamış olmasına dair rivayetleri esas alarak, çocukların kuşla oynamasının caiz olduğuna hükmetmişlerdir; yeter ki eziyet etmesinler ve atış talimlerinde hedef olarak kullanmasınlar.”(155)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Kur’an’a aykırı hadisler” başlığının altında zikredilmesine rağmen hem hadisi inkar ettirecekleri, hem de inkar edecekleri bir ayet bulamamışlar.

AÇIKLAMA

Bu takım cinleri inkar ettikleri için ben şimdi onlara Cinler Alemi’ni nasıl anlatabilirim ki? Cinlerin ne olduklarını, hangi hayvanların suretlerine girebildiklerini ve kafir ve Müslüman cinlerin ne yaptıklarını nasıl izah edebilirim?

TAHRİF VE İDDİA 42

“Av, koyun ve çoban köpekleri dışındaki köpekleri öldürün.” [4949-Buhârî-Müslim-Muvatta-Tirmizî-Nesâî] Bkz.Kur’an-18/18

HADİSİN TAHRİF EDİLMİŞ HALİ

(4949)- İbnu Ömer  (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) av veya koyun veya çoban köpeği hariç diğer bütün köpeklerin öldürülmesini emretti.”

İbnu Ömer (radıyallahu anhüma)’e: “Ebu Hüreyre, “Veya ekin köpeğini de diyor!” denilmişti, bunun üzerine: “Onun ekini var da ondan!” cevabını verdi ve ilave etti:

“Biz Medine ve civarına gider, tek köpek bırakmaz, hepsini öldürürdük. Hatta biz, çölden gelmiş kadına refakat eden arkadaş köpeği bile öldürdük.”(156)

(4950)- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Köpek besleyen bir aile yoktur ki, her gün rızıklarından iki kırât eksilmemiş olsun. Bundan av veya bekçi veya koyun köpeği hariç (bunları besleyenlerin rızkında eksilme olmaz).” [Bunu Rezin tahriç etti.”(157)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış (yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.” /18 Kehf 18)

TAHRİF VE İDDİA 43

“Peygamber hainlerin yakılmalarını emretti, sonra caydı.” [1060-Buhârî-Ebu Dâvud-Tirmizî] Bkz.Kur’an-4/107

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(1060)- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bizi (bir tecziye vazifesi ile Mekke’ye) gönderdi ve (Kureyş’ten iki kişinin ismini vererek) : “Falanca ve falancayı yakalayabilirseniz onları ateşte yakın” dedi. (Hazırlıkları bitirip) tam Medine’den ayrılacağımız sırada (bizi çağırtarak): “Ben size falan ve falanı yakmanızı emretmiştim. (Sonra düşündüm ki) ateşle yakma cezasını vermek Allah’a aittir. Onları yakalarsanız öldürün.”(158)

HADİS’İN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günâhkarı sevmez.” (4 Nisa 107)

RASÛLULLAH (S.A.V.)’E KARŞI TERBİYESİZ BİR İFADE!

“Peygamber hainlerin yakılmalarını emretti, sonra caydı.” diyor isimsiz melun. Yani o, “…sonra caydı.” ifadesi ile “Peygamber sözünü tutmadı” demek istiyor.Uzatırsanız bu ifade ta nerelere kadar gider.

İkinci ihaneti daha büyük bir ihanet. Rasûlulah (s.a.v.)’in “Ben size falan ve falanı yakmanızı emretmiştim. (Sonra düşündüm ki) ateşle yakma cezasını vermek Allah’a aittir. Onları yakalarsanız öldürün.” diye emretmesine, Nisa Suresi’nin 107. Ayetini muhalif göstermesi yetmiyormuş gibi bir de Rasûlullah’ı hainleri savunuyor gibi gösterme iması var. İnşaallah yanlış görüyorumdur.

Kur’an ve Sünnet İnkarcıları’nın her zamanki halleri bu. Bundan daha galiz ifaderini duymanız mümkün.

TAHRİF VE İDDİA 44

“Peygamber teröristlerin gözlerinin oyulmasını emretti ve deve sidiğini içmeyi uygun gördü.” [1587-Buhârî-Müslim-Tirmizî-Ebû Dâvud-Nesâî-İbnu Mâce] [1588-Ebu Dâvud-Nesâî] Bkz.Kur’an-2/190 9/10

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(1587)- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ukl ve Ureyne kabilelerinden bir grup insan Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına gelip:

“- Ey Allah’ın Resûlü! Biz hayvancılıkla uğraşıp sütle beslenen (çöl) insanlarıyız, (çiftçubukla uğraşan) köylüler değiliz” dediler. Bu sözleriyle, Medine’nin havasının kendilerine iyi gelmediğini ifade ettiler. Resûlullah, onlara (hazineye ait) develerin ve çobanın (bulunduğu yeri) tavsiye etti. Kendilerine oraya gitmelerini, develerin sütlerinden ve bevillerinden içmelerini söyledi. Gittiler, Harra bölgesine varınca, İslâm’dan irtidâd ettiler. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’ın çobanını da öldürüp develeri sürdüler. Haber, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e ulaştı.

Resûlullah, derhal arkadaşlarından takipçi çıkardı (yakalanıp getirildiler). Gözlerinin oyulmasını, ellerinin kesilmesini ve Harra’nın bir kenarına atılmalarını ve o şekilde ölüme terkedilmelerini emretti.”(159)

(1588)- Ebu’z-Zinad (merhum) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) develerini çalanların (el ve ayaklarını) kestiği, gözlerini de ateşle oyduğu zaman, Allah zülcelal hazretleri, Hz. Peygamber’i itab etti ve mesele üzerine şu âyeti inzal buyurdu: “Allah ve Resûlü’ne harp açanların cezası…”(160)

İşte hadiste geçen ayet:

“Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.” (5 Maide 33)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.” (2 Bakara 190)

“Bir mü’min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.” (9 Tevbe 10)

Bu iki ayeti mezkur hadisi inkar etmek için kullanmışlar, ama bu hadisenin neticesinde inen Maide Suresi’nin 33. Ayetini unutmuşlar.

Sonra Bakara suresinin 190. Ayetini inkarlarına delil göstermişler, ama aynı surenin 191-193 ayetlerini de gizleyerek inkar etmişler.

HADİSİ TASDİK EDEN AYETLER

“Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.” (2 Bakara 191)

“Eğer onlar (savaştan ve küfürden) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (2 Bakara 192)

“Fitneden eser (hiçbir zulüm ve baskı) kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.” (2 Bakara 193)

İDRAR TEDAVİSİ ÜZERİNE DÜNYADA YAPILANLAR

Kur’an ve Sünnet Düşmanları bu hadisi inkar edebilmek için kıçlarını yırtmaya başlamadan yıllar önce bütün dünya bu hadisin gereğini yerine getirmek için her yolu denemiştir. Muhammedî Sünnetten yeteri kadar istifade etmek için çalışmışlardır.

Bütün dünyada idrar ile tedavi üzerine yapılanlar:

  1. PATENT ALINDI

Doktor John Bettens idrar tedavisi yöntemi ile kanser hücrelerini yok ettiğini iddia etmiş ve bunun için ABD’de patent almıştır.

Aşağıda kanser tedavisinde kullanılmak üzere Deve idrarından üretilen kapsül şeklindeki ilaç için Amerika Patent Ofisi’nden Patent alındığını gösteren belgeyi göreceksiniz.

  1. NASA’NIN İDRAR TEDAVİSİ HAKKINDA ARAŞTIRMA RAPOR HAZIRLADI

Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi “NASA” uzayda astronotların hayatta kalma alternatifi olarak idrarın kullanımı ile ilgili araştırma yapmıştır. Laboratuvar verilerine dayanan NASA’nın raporunda, idrarda faydalı maddelerin bulunduğu ortaya konmuştur.

Adı geçen 112 sayfalık NASA Raporunu aşağıdaki linkten görebilirsiniz.

  1. ULUSLARARASI KONFERANSLAR DÜZENLENDİ

Bazı insanlar Ayet ve Hadisleri inkar için renkten renge giredursun, Tıp Dünyası “DÜNYA İDRAR KONFERANSLARI” düzenliyor.

Dünya Idrar Terapi Konferansı Mayıs 1999’da Almanya’da yapıldı.

  1. KİTAPLAR YAZILDI

Harald W. Tietze. Kitabın adı “Urine The Holy Water” yani “Kutsal Su Idrar”

Dr. Johann Abele. Kitabın adı Die Eigenharnbehandlung

Dr. Bhagwat Dayal Sharma. Kitabın adı Holistic Health Healing & Astrosciences

Carmen Thomas Kitabın adı Ein ganz Besonderer Saft–Urin

Dr Peschek-Böhmer Flora. Kitabın adı Urin Therapie–Ein Tabu wird gebrochen

Gennadi Malachow. Kitabın adı Urin-Therapie

  1. W. Armstrong. Kitabın adı The Water of Life

Angela Mertens. Kitabın adı Heilsaft Urin

Coen Van Der Kroon. Kitabın adı The Golden Fountain

Heidelore Kluge. Kitabın adı Urin Therapie

  1. İDRAR TEDAVİSİNİ ANLATAN GAZETE VE DERGİLER

Süddeutsche Zeitung’da Colin Goldner’in Harn-Trank, İdrar-İksir başlığı ile yayınladığı haberin girişinde: “Aslında, vücudumuzun atıklarını bertaraf etmek için idrarı kullanıyoruz. Bununla birlikte, alternatif iyileştirme yöntemlerinin bazı takipçileri için, vitaminler, mineraller ve eser elementlerle dolu bir mucizevi tedavidir.” diye yazıyor.

  1. İNTERNET SAYFALARI AÇILDI

Almanya’da faaliyet gösteren “Sağlık Merkezi” isimli kuruluşun internet sitesi

Almanya’da faaliyet gösteren “Sağlık Merkezi” isimli kuruluşun internet sitesinde, idrar terapisinin bağışıklık sistemini aktive ettiği ve özellikle de alerji, astım, gut, romatizma, kronik ürogenital enfeksiyon ve cilt hastalıklarının tedavisinde çok iyi neticeler verdiği belirtilmektedir.

  1. İDRARDAN İLAÇ ÜRETİLDİ

Sığır idrarından Kanada’da üretilen ve internet üzerinden satışa sunulan bir ilaç var.

Kur’an ve Sünnet İnkarcıları bunları asla görmüyorlar. Tamam kimseye deve sidiği için demiyoruz. Ancak her türlü b… yiyen bu adamların Hadis Düşmanlığı yapmak için pislik yapmalarını istemiyoruz.

TAHRİF VE İDDİA 45

“Yılanı öldürmeyen bizden değildir”. [4944-Ebu Davud] Bkz.Kur’an-2/29

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(4944)- İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Kim, yılanı (intikam) arar diye (öldürmez) bırakırsa bizden değildir. Biz onlarla harbettiğimiz günden beri onlarla sulh yapmadık.”(161)

AÇIKLAMA:

Aliyyu’l-Kârî, cahiliye devrinde: “Yılanları öldürmeyin, eğer öldürecek olursanız, onun eşi gelir, intikam almak için sizi sokar” dendiğini; Aleyhissalâtu vesselâm’ın bu cahiliye inancını nehyettiğini belirtir.

Önceki hadiste, ev yılanlarına dokunulmaması, onları inzar ettikten sonra öldürülmesi emredilmiştir. Oradaki açıklamalar görülmelidir.

“Bizden değil” sözüyle Resulullah tekfiri kastetmemiştir. “Bizim sünnetimizi almamıştır, yolumuzdan gitmemektedir” demiş olmalıdır.”(162)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök halinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.” (2 Bakara 29)

AÇIKLAMA

Bu ayetin bu hadis ile alakası ne? Sırf insanların beyin ve kalplerini iğfal etme çabası taşıyor bu yapılanlar.

Aliyyu’l-Kârî, cahiliye devrinde: “Yılanları öldürmeyin, eğer öldürecek olursanız, onun eşi gelir, intikam almak için sizi sokar” dendiğini ifade etmiştir. Bunu tekrar tekrar okuyunuz.

TAHRİF VE İDDİA 46

“Yılanları ve kertenkeleyi öldürün.” [4948-Müslim-Ebu Davud-Tirmizî] [4943-Ebu Davud-Nesâî] Bkz.Kur’an-2/29

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(4948)- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Kim keleri ilk darbede öldürürse ona yüz sevap yazılır. İkinci vuruşta öldürürse daha az kazanır. Üçüncü vuruşta ise bundan da az sevap kazanır.” [Müslim, Selam 147 (2240); Metin Müslim’den alınmadır.”(163)

(4943)- İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Yılanların hepsini öldürün. Kim yılan(ın intikam alacağın)dan korkarsa, benden değildir.”

Bir rivayette şöyle buyrulmuştur: “Gümüş çubuk gibi olan uzun yılan hariç, bütün yılanları öldürün.”(164)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök halinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.“ (2 Bakara 29)

YILANA “HADİ GİT!” DEYİNCE GİDİYORSA!..

Bu ayetin zararı dokunan hayvanları öldürmeyin dediğini size kim söyledi? Siz de mi “Benim görüşüm bu” mu diyeceksiniz? Kur’an ve Sünnet hakkında, “Benim görüşüm bu” diyenlere ben ta otuz sene önce “Hadi oradan!…” demiştim.

Allah’a iman eden hiçbir kulun görüşü yoktur. Görüş , sadece Allah’a ve O’nun Rasûlü (s.a.v.)’e aittir. Benim görüşüm diyenlerin hepisi Allah’a ve Peygamber’e iman etmeyenlerdir.

Bunu iddia edenlerden kaç tanesi zararlı hayvan öldürmedi? Kendileri hayvanlar aleminden uzakta yaşadı iseler, babaları ve dedelerinden yırtıcı hayvan öldürmeyen var mı? Bu insanımsı adamlar, benimle bir ormanda bir gece kamp yapma cesaretleri var mı?

Babam, kafasını kaldırıp saldırmak üzere olan yılan gördüğü zaman “Hadi git! Hadi git!” diye bağırırdı. Yılan da çekip giderdi.

Bir keresinde ırmağın kıyısına gelmiş, irmağı geçecek iken iki metre ileride kafasını yarım metre kadar havaya kaldırmış ses çıkararak saldıracak şekilde bize bakıyordu. Babam yine “Hadi git! Hadi git!” diye bağırırdı. Yılan sessizce kayıp suyun içerisinde kayboldu. Biz de diz kapaklarımıza kadar gelen sudan geçip köye geldik.

En can alıcı soruyu sorayım; Kur’an’da yırtıcı ve zehirli hayvanları öldürmeyin diye bir emir var mı?. Rasûlullah (s.a.v.) Yılanın öldürdüğü kişinin şehid sayıldığını haber vermesi, o dönemde de zehirli yılanların olduğunun ifadesi değil mi?

Bu hadisi inkar etmek için hem hadislere hem de ayetleri inkar cinayeti işleyen adam veya adamlara bir teklifim var:

Bir adaya bir kobra yılanı ile bir veya bir kaç inkarcıyı koyalım. 24 saat orada beraber yaşamaya hazırlar mı? Bakalım o zaman bu hadisleri inkara ve Kur’an’a aykırı demeye cesaretleri olacak mı?

Var mı bir babayiğit?

TAHRİF VE İDDİA 47

“Kocanın vücudu irin olsa, kadın da onu yalasa yine de hakkını ödeyemez.” Müsned, V, 239

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

Ensardan bir ev halkının, üzerinde su çektikleri bir develeri vardı. Bu deve onlara zorluk çıkardı ve sırtına hiç kimseyi bindirmedi! Bunun üzerine Ensar Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelerek:

Bizim üzerinde su çektiğimiz bir devemiz vardı. Bize zorluk çıkardı ve bizi sırtına bindirmedi. Hurmalar ve ekinler susuzluktan yandı dediler.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabına şöyle buyurdu:

−“Kalkın gidelim.”

Kalkıp gittiler ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bostana girdi. Deve bostanın bir kenarında duruyordu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) deveye doğru yürüdü.

Ensar şöyle dedi:

−Ya Rasulallah! O köpek gibi oldu! Sana saldırmasından korkuyoruz!

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Ondan bana bir zarar gelmez.”

Deve, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i görünce ona doğru yöneldi ve önünde secdeye kapandı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), onun alnından tutarak ona boyun eğdirdi ve onu işe koştu. Bunun üzerine sahabeler şöyle dediler:

Ya Rasulallah bu akılsız bir hayvan olduğu halde sana secde ediyor. Biz ise akıllıyız dolayısıyla sana secde etmeye daha layıkız.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“İnsanın insana secde etmesi doğru değildir! Eğer insanın insana secde etmesi doğru olsaydı, üzerindeki hakkının büyüklüğünden dolayı kadının kocasına secde etmesini emrederdim! Eğer koca tepeden tırnağa kada irin saçan bir yara ile kaplı olsa da kadın kocasına yönelerek onu yalasa yine de hakkını eda etmiş sayılmaz!”(165)

Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

Bir adam kızını Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e getirerek şöyle dedi:

−Kuşkusuz ki benim bu kızım evlenmek istemiyor! dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıza hitaben şöyle buyurdu:

−“Babana itaat et!”

Kız da Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e şöyle dedi:

−Seni hak olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, bana kocanın karısı üzerindeki haklarının ne olduğunu bildirmediğin sürece evlenmem!

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Kocanın karısı üzerindeki hakkı şudur, eğer kocasında kanayan bir yara olsa onu yalasa veya burnundan kan yahut irin aksa yine de kocasının hakkını yerine getirmiş sayılmaz!”

Kız şöyle dedi:

−Seni hak olarak gönderen Allah’a emin ederim ki, ebdiyyen evlenmeyeceğim!

Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“İzni olmadıkça onu evlendirmeyin!”(166)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

Kur’an’a aykırı hadisler başlığı atılmış, ama yine alay edecekleri ayet, yine hadisleri inkar ettirecekleri ayet bulamamışlar.

AÇIKLAMA

Birinci hadis, muhatabın sağını solunu yontup yeniden ürettiği nesnenin tam metni

Orasını burasını adeta kemirerek kurutan ve ondan sonra da, alın size bir hadis diyen bir adamın hem aklından hem de imanından şüphe etmemek elde değil.

Bu adam hayatında ya hiç misal vermemiş ya anlaması ve kavraması kıt ya da en şedid bir İslam Düşmanı ile karşı karşıyayız.

Bu sadece bir misal. Benzetme, konunun önemini belitmek için yapılır.

TAHRİF VE İDDİA 48

“Yakın akrabasıyla birlikte olanı öldürün.” -1601- 1623

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ:

(1601)- Hz. İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle emretti: “Kim, nikâhı haram olan bir akrabasına cinsî temasta bulunursa -veya şöyle demişti; kim haram yakını ile evlenirse- onu öldürün.”(167)

(1623)- İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir insan diğer bir insana: “Ey Yahudi” diye hitab edecek olursa ona yirmi sopa vurun. “Ey muhannes (kadınlaşmış)” diyecek olursa yine o kadar ceza verin. Nikâhı haram olan birine, bunu bilerek muvakaa (aşk-ı memnû) yaparsa öldürün.”(168)

AÇIKLAMA:

1- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), bir Müslümanın diğer bir Müslüman kardeşine onu rencide edecek hitapta bulunmamasını emretmiştir. Hatta bu meseleye âyet-i kerimenin de yer verdiğini görürüz: “Ey iman edenler, bir kavm diğer bir kavm ile alay etmesin… Birbirlerinizi kötü  lakablarla çağırmayın” (Hucurât11).

2- Nikâhı haram olan birisine bilerek cinsî temasta bulunmak da ölümü gerektiren bir cürümdür. Bu hadiste emir mutlaktır. Yani “Bu muvâkaayı bilerek yapan, muhsan mı, değil mi bakılmaz, öldürülür”  mânası esastır.

Ahmed İbnu Hanbel bu hadisin zâhirine göre hükmetmiştir. Başkaları, bu ifadeyi zecre hamledip böyle bir teması, diğer zinâ hâdiseleri gibi değerlendirip fail muhsansa recme, gayr-ı muhsansa celdeye mahkum etmek gerektiğini söylemişlerdir.”(169)

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

Mahremi ile zina etmeyi zemmeden ve cezalandırılmasına karşı olan ve Kur’an’a sahte sevgi besleyen bu isimsiz adam, hadisi uydurma sayıyor, ama inkar ettireceği bir ayet bulamamış olmalı.

KUR’AN İLE HADİS ARASINDA HİÇBİR ÇATIŞMA YOK

Aslına bakılırsa, hiçbir konuda yanlış, hata ve ikilik yoktur. Olan sadece hükümlerin Allah Teâla tarafından değiştirilmesidir, demiştik.

Burada yeniden basit bir sıralama yapalım isterseniz:

  1. Allah Teâlâ’nın hükümleri değiştirmesidir. Nasih mensuh konusu.
  2. Hadislerde nasih mensuh konusu.
  3. Ravilerin hadisleri eksik duymalarıdır.
  4. Gerçekten İslam düşmanlarının uydurmalarıdır ki, onlar temizlenmiş ve kaydedilmişlerdir.

KUR’AN VE SÜNNET İNKARCILIĞI’NIN ARKA PLANINDAN HABERİMİZ VAR

İnkarcıların bir bize gösterdikleri yüzleri var, bir de sakladıkları ikinci bir yüzleri var. Bizler onların gözüken yüzlerine bakarken, bazılarımız aldanıyor ve yolunu şaşırıyor, benim gibi bazılarımız da çirkin yüzlerini görüyoruz. Bu yüzden de onların insan olduklarına bile inanmayız. Çünkü inkar ettikleri bizim şahsi alacağımız değil, İslam Dini.

Onların tarihi kaynaklarını biliyoruz.

Onların emir aldıkları mihrakları biliyoruz.

Onların nemalandıkları yerleri biliyoruz.

Kur’an Ve Sünnet İnkarcıları’nın tevbe etmeleri gerektiğini söylemekten başka bir yol var mı bilmiyorum.

KAYNAKLAR

(1) CIA Raporu, ‘Civil Demokratic İslam’, s. XII, 64

(2) CIA Raporu, ‘Civil Demokratic İslam’, s. 48

(3) CIA Raporu, ‘Civil Demokratic İslam’, s. 49-50.

(4) Buhârî, Cihad 47, Nikah 17; Müslim, Selam 119; Muvattâ, İsti’zân 21

(5) Kütüb-i Sitte, (6617) 630, 1995

(6) bk. İbn Hacer, 6/61

(7) İbn Hanbel, 6/150, 240; Tahavi, Müşkilu’l-asar, 1/341

(8) Buhârî, Cihâd 47, Nikâh 17, Tıb 43. 54; Müslim, Selâm 115-120. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tıb 24; Tirmizî, Edeb 58; Nesâî, Hayl 2; İbni Mâce, Nikâh 55

(9) Ebû Dâvûd, Tıb 24. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II. 387, III, 349

(10) Buhârî, Tıb 19, 43-45; Müslim, Selâm 102, 107, 110, 114, 116. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tıb 24; İbni Mâce, Mukaddime 10, Tıb 43

(11) Ebû Dâvûd, Tıb 24. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I, 257, 304, 319, V, 347

(12) Ebû Dâvûd, Tıb 23. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, III,477, V, 60

(13) Buhari, Salat 90, İlm 18, Ezan 161, Cezau’s-Sayd 25; Müslim, Salat 254, (504); Ebu Davud, Salat 110, 113 (703, 704, 715, 716, 717); Tirmizi, Salat 252, (337); Nesai, Kıble 7, (2, 64, 65)

(14) (2743), Müslim, Salat 265, (510); Ebu Davud, Salat 110, (702); Tirmizi, Salat 253, (338); Nesai, Kıble 7, (2, 63); İbn Mace, İkametu’s-Salat 38, (952)

(15) Tirmizî, Radâ 10, (1159)]

(16) Ebû Dâvûd, Nikah, 40; Şerhi Avnu’l-Ma’bûd, 6/177; Tirmizî, Radâ’, 10)

(17) [3307] Ebu Dâvud Sünnet 16, (4679), Bu, Sahiheyn’de geçen uzunca bir hadisten bir parçadır. Müslim, Îmân 132, (79); Buhârî, Hayz 6, İbni Mâce, Fiten 19, (4003)

(18) Hadis için bk. Buhârî, Hayz 6, Zekat 44, İman 21, Küsûf 9, Nikah 88; Müslim, Küsûf 17, (907), İman 132, (79); Nesâî, Küsuf 17, (3, 147); Muvatta, Küsuf 2, (1, 187)

(19) Buhârî, Hayz 6, Küsûf 9, Zekât 44, Savm 41, Şehâdât 12; Müslim, Îmân 132. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 15; Tirmizî, Îmân 6; İbni Mâce, Fiten 19)

(20) (5374), Buhârî, Hayz 6, Zekât 44, İman 21, Küsûf 9, Nikah 88; Müslim, Küsûf 17, (907), Îmân 132 (79); Nesâî, Küsûf 17, (3, 147); Muvatta, Küsûf 2, (1, 187)

(21) (Buhârî, Hayz 6, Küsûf 9, Zekât 44, Savm 41, Şehâdât 12; Müslim, Îmân 132. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 15; Tirmizî, Îmân 6; İbni Mâce, Fiten 19?

(22) (Ahmed, Müsned, (thk. Şuayb el-Arnavut), c. 23, s. 109)

(23) (Buhari, Küsuf 16)

(24) [3309-Müslim, Zikir, 95, (2738).]

(25) (Buhârî, Nikâh 88, Rikak l6, 5l, Bed’ü’l-halk 8; Müslim, Zikr 94. Ayrıca bk. Tirmizî, Cehennem 11)

(26) (3303, Tirmizi, Tefsir Tevbe, (3087).

(27) (Tirmizî, Radâ` 11. Ayrıca bk. İbni Mâce, Nikâh 3)

(28)Buhârî, Iydeyn: 7; Müslim, Iydeyn: 4, (885); Ebû Dâvud, Salât: 248, (1141); Nesâî, Iydeyn: 19, (3, 186, 187); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 9/346.

(29) (Buhârî, Hayz 6, Küsûf 9, Zekât 44, Savm 41, Şehâdât 12; Müslim, Îmân 132. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 15; Tirmizî, Îmân 6; İbni Mâce, Fiten 19)

(30) (Buhârî, Vüdû: 59; Müslim,Tahâret: 103, (287); Muvatta, Tahâret: 110, (1, 64); Ebû Dâvud, Tahâret: 139, (374); Tirmizî, Tahâret: 54, (71);

(31) (Ebû Dâvud, Tahâret: 137, (375); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/336.)

(32) (Ebû Davud, Edâhî 21, (2834, 2835,2836); Tirmizî, Edahî: 17, (1516) Nesâî, Akîka 3, (7, 165)

(33) (İbn Mâce hadis no: 3163, Zebâih, no: 1515).

(34) [3308]- (Buhârî, Nikâh 17; Müslim, Zikir 97, 98. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 31; İbni Mâce, Fiten 31)

(35) (Buhârî, Nikâh 17; Müslim, Zikir 97, 98. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 31; İbni Mâce, Fiten 31)

(36) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/97-98)

(37) (2194, Buhari, Taksîru’s-Salât 4; Müslüm, Hacc 419, 422, (1339); Muvatta, İsti’zan, 37, (2, 979); Ebu Davud, Menâsik 2, (1723-1725); Tirmizî, Radâ 15, (1170)

(38) [(3443) Tirmizî, Rada 18, (1173)]

(39) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 17/464-465).

(40) (Tirmizî, Libâs 1. Ayrıca bk. İbni Mâce, Libâs 19)

(41) (2159, Buhârî, İsti’zan 8, Cenâiz 2, Mezâlim 5, Nikâh 71, Eşribe 28, Marzâ 4, Libâs 28, 36, 45, Edeb 124, Eymân 9; Müslim, 3,(2066); Tirmizî, Edeb 45 (2810); Nesâî, Zînet 92, (8, 201)

(42) (Buhârî, Cenâiz 2, Mezâlim 5, Nikâh 71, Eşribe 28; Müslim, Libâs 3. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 45; Nesâî, Cenâiz 53)

(43) (Buhârî, Libâs 27. Pek çok rivayetten bir kısmı için ayrıca bk. Buhârî, Et’ime 29, 32, Eşribe 27,28; Müslim, Libâs 4,5; Ebû Dâvûd, Eşribe 17; Tirmizî, Eşribe 10)

(44) [2106, Ebû Dâvud, Hatem 8, (4237); Nesâî, Zînet 39, (8, 156, 157).]

(45)[2104, Nesâî, Zînet 39, (8, 159).]

(46) [ (Müslim, Eşribe: 116, (2026); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/106.)

(47) Abdürrezzak 10/427 hadis 19588).

(48) Müslim, Eşribe Hadis 116).

(49) Müslim, Eşribe 112, 114)

(50) Müslim, Eşribe 116

(51) https://www.sabah.com.tr/saglik/2013/03/06/ayakta-su-icmenin-zararlari
(52) (Tirmizî, et’ime 32; Nesâî, sıyâm 43; Dârimî, et’ime 30; Ahmed b. Hanbel, III, 400, VI, 465; Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 13/407-408.)
(53) Buharı, vudû 50, ezan 43, cihâd 92, et’ime 20, 26, 58; Müslim, hayz 92, 93; Tirmizî, et’ime 33; Dârimî, vudû 52; Ahmed b. Hanbel, I, 365, IV, 139, 179, V, 288.)

(54) (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 13/408.)

(55) (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 13/408.)

(56) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 17/514, (1182, 3910)

(57) (Müslim, Rü’yâ 5. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 88; İbni Mâce, Ta’bîr 4)

(58) Buhârî, Ta’bîr 4; Müslim, Rü’yâ 1)

(59) (6147): İnbu Mace, 487 (160); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/597.)

(60) (Müslim, Hayz: 90, (352); Nesâî, Tahâret: 122, (1, 105, 106); Tirmizî, Tahâret: 58, (79); Ebû Dâvud, Tahâret: 76, (194).

(61) İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/472.)

(62) (Buhârî, Vudû: 50, Et’ime: 18; Müslim, Hayz: 91, (354); Muvatta, Tahâret: 91, (1, 25); Ebû Dâvud, Tahâret: 75, (187); Nesâî, Tahâret: 123, (1, 108).)

(63) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/474.)

(64) (Buhârî Vudû: 50, Ezan: 43, Cihad: 92, Etime: 20, 26; Müslim, Tahâret: 92, (355); Tirmizî, Et’ime: 33, (1837); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/474.)

(65) (Muvatta, Tahâret: 25, (1, 27); Tirmizî, Tahâret: 59, (80); Ebû Dâvud, Tahâret: 75, (191, 192); Nesâî, Tahâret: 23, (1,108). Bu Tirmizî’nin lafzıdır.)

(66 (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/474-475.)

(67) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/476.)

(68) Buhârî, Edeb, 92; Müslim, Şiir 7, (2257); Ebü Dâvud, Edeb 95, (5009); Tirmizî, Edeb 71, (2855).

(69) Buhârî, Edeb 90; Ebü Dâvud, Edeb 95, (5010); Tirmizî, Edeb 69, (2847); İbnu Mâce, Edeb 41, (3755).

(70) Ebü Dâvud, Edeb 95, (5011); Tirmizi, Edeb 63, (2848).

(71) Buhârî, Edeb 91, Teheccüd 21.

(72) Buhârî, Edeb 91, Bed’u’l-Halk 6, Megâzi 30; Müslim, Fezâilu’s-Sahâbe 153, (2486).

(73) [Tirmizî, Menâkıb, (3932); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/102-103.]

(74) [Müslim, İmâret 61, (1852); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/415. .]

(75) Müslim, İmaret 60, (1852); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/415.

(76) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 6/415-416.)

(77) (Buhari, Cihad 173, Müslüm, Cihad 45, Ebu Davud, Cihad 110, İbni Mace Cihad 29,)

(78) (Müslim, İmaret, 59, hno: 1852)

(79) (Müslim, İmaret 60, hno: 1852)

(80) [Ebu Dâvud, Cihâd 121, (2670); Tirmizî, Siyer 28, (1583; İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:5/95.]

(81) [Buharî, Cihâd 147, 148; Müslim, Cihâd 24, (1744); Muvatta 3, (2, 447); Tirmizî, Cihâd 19, (1569); Ebu Dâvud, Cihâd 34, (1667); İbnu Mâce, 30, (2841); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:5/96. ]

(82) Buhârî, “Meġāzî”, 14; Vâkıdî, el-Meġāzî, II, 445, 496-525; İbn Hişâm, es-Sîre2, II, 515, 566; III, 233-254; İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, II, 74-78; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), II, 581-593; Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, el-Vefâ bi-aḥvâli’l-Muṣṭafâ (nşr. Mustafa Abdülvâhid), Kahire 1386/1966, II, 695; L. Caetani, İslâm Tarihi (trc. Hüseyin Cahid), İstanbul 1925, IV, 206-222; S. Wittmayer, A Social and Religious History of the Jews, New York 1957; III, 78-79; M. L. Margolis – A. Marx, A History of the Jewish People, New York 1965, s. 248-253; N. A. Stillman, The Jews of Arab Lands, Philadelphia 1979, s. 9, 14-16; Nadir Özkuyumcu, Hz. Peygamber Devrinde Yahudilere Karşı Güdülen Siyaset (yüksek lisans tezi, 1985), Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 10-11, 65-74; İsmail Hakkı Atçeken, Hz. Peygamber’in Yahudilerle Münasebetleri, İstanbul 1996, s. 128-137; W. M. Watt, Muhammad at Medina, Oxford 1988, s.192 vd., 214-216, 328; a.mlf., “The Condemnation of the Jews of Banû Qurayzah: A Study in the Sources of the Sîrah”, MW, XLII (1952), s. 160-171; a.mlf., “Ḳurayẓa”, EI2 (İng.), V, 436; W. N. Arafat, “New Light on the Story of Banû Qurayza and the Jews of Medina”, JRAS, II (1976), s. 100-107; Seyyid Ahmed el-Ekberâbâdî, “Ḥavle Ġazvet-i Benî Ḳurayẓa”, Mecelletü Mecmaʿi’l-ʿilmiyyi’l-Hindî, V/1-2, India 1980, s. 88-126; M. J. Kister, “The Massacre of the Banū Qurayza”, Jerusalem Studies in Arabic and Islam, VIII, Jerusalem 1986, s. 61-96; M. Lecker, “Muhammad at Medina: A Geographical Approach”, a.e., VI (1985), s. 29-62; a.mlf., “Did Muhammad Conclude Treaties with the Jews Tribes Nadîr, Qurayza and Qaynuqâ‘?”, IOS, XVII (1997), s. 29-36; V. Vacca, “Kurayza”, İA, VI, 1012-1013; “Qurayza”, EJd., XIII, 1435.

(83) [Ebû Dâvud, Hudud 20, (4410); Nesâî, Sârik 15, (890, 91); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/270-271.)

(84) [Ebu Davud, Hudud 20, (4410); Nesai, Sarik 15, (890, 91)]

(85) (bk. Nesaî, Sarik,15)

(86) (bk. Avnu’l-Mabud, 12/57-58)

(87) (bk. Avnu’l-Mabud, 12/57-58)”

(88) [Ebû Dâvud, Hudud 37, (4482); Tirmizî, Hudud 15, (1444).]

(89) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/284.)

(90) [Ebû Dâvud, Hudud 36, (4476); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/285. ]

(91) [Buhârî, Hudud 4; Müslim, Hudud 38, (1707); Ebû Dâvud, Hudud 36, (4486); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/286. ]

(92) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/284.)

(93) [Ebu Dâvud, Sünnet 31, (4765).]

(94) [Buhâri, Fezailu’l-Kur’ân 36, Menâkıb 25, Edep 95, İstitabe 6, 7; Müslim, Zekât 143-148, (1064); Muvatta, Kur’ân10, (1, 204, 205); Nesâî, Zekât 79, (5, 87). Tahrîm 26, (7, 119), İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/494.]

(95) [Buhârî, Fezâilu’l-Kur’ân 36, Menakıb 25, İstitâbe 6; Müslim, Zekât 154, (1066); Ebu Davud, Sünnet 31, (4767); Nesâî, Tahrîm 26, (7, 119). İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/492-493. ]

(96) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/495.)

(97) [Tirmizî, Hudûd 28, (1462); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/257).]

(98) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/257-258.)

(99) İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/227.)

(100) [Ebu Dâvud, Hudud 31, (4466); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 6/228.]

(101) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/229.)

(102) [Ebû Dâvud, Hudud 24, (4438, 4439); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/239.]

(103) [Muvatta, Hudud 11 (2, 825); Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/243-244.]

(104) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/244.)

(105) [Ebu Davud, Hudud 16, (4399, 4400, 4401, 4402); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/223.]

(106) [Tirmizî, Hudud 21, (1451); Ebu Dâvud, Hudud 28, (4458, 4459); Nesâî, Nikâh 70, (6, 124); İbnu Mâce, Hudud 8, (2551). İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/224.]

(107) [Buhârî, Hudud, 21, 37; Müslim, Hudud 29, (1702); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/245.]

(108) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/245.)

(109) [Buhârî, Hudud 21; İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 6/246.]

(110) İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/246.)

(111) [Ebû Dâvud, Edeb 61, (4928); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/490.]

(112) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/490.)

(113) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/490.)

(114) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/189.

(115) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/189-191.)

(116) [Ebu Dâvud, Hudud 1, (4358); Nesâî, Tahrimu’d-Dem 15, (7, 107).

(117) brahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/191-192.

(118) (Müslim, Kasame, 25, 26; Tirmizi, Hudud, 15; Ebu Davud, Hudud, 1; Nesaî, Kasame, 5, 14)

(119) [Tirmizî, Hudud 24, (1456); Ebû Dâvud, Hudud 29, (4462, 4463).]

(120) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/252-253.)

(121) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/252.)

(122) [Tirmizî, Hudud 24, (1456); Ebû Dâvud, Hudud 29, (4462, 4463).]

(123) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/253.)

(124) İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/254.]

(125) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/254.)

(126) [Tirmizî, Hudud 24, (1457); İbnu Mâce, Hudud 12, (2563). İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/254. ]

(127) [Ebû Dâvud, Nikâh 46, (2162). İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/254. ]

(128) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/254-255.)

(129) [Tirmizî Radâ 12, (1165). İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/255. ]

(130) [Müslim, İmaret 60, (1852). İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/415.]

(131) [Müslim, İmaret 59, (1852); Ebu Davud, Sünnet 30, (4762); Nesâî, Tahrim 6, (7, 93), İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/419-420.)

(132) [Müslim, İmâret 61, (1852), İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/415.]

(133) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/415-416.)

(134) [Müslim, Selam 139, (2236); Muvatta, İsti’zan 33, (2, 976, 977); Ebu Davud, Edeb 174, (5256, 5257); Tirmizî, Ahkâm 2, (1484); (Bazı Tirmizî nüshalarında Sayd bölümünde (17. babta) gelmiştir. İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/154. ]

(135) (Tirmizî, Îman: 9, (2623); Nesâî, Salât: 8, (1, 231, 232); İbnu Mâce, Salât: 77, (1079).

(136) (Tirmizî, Îman: 9, (2624).

(137) (Tirmizî, Îman: 9, (2622); Ebû Dâvud, Sünnet: 15, (4678); İbnu Mâce, Salât: 77, (1078).

(138) [Müslim, Îman: 134, (82); Ebû Dâvud, Sünnet: 15, (4678); Tirmizî, Îman: 9, (2622). Metin Müslim’in metnidir.]

(139) (Buhârî, Mevâkît: 14; Müslim, Mesâcid: 200, (626); Muvatta, Vukûtu’s-Salât: 21, (1, 11, 12); Ebû Dâvud, Salât: 5, (414, 415); Tirmizî, Salât: 128, (175); Nesâî, Salât: 17, (1, 238).

(140) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/250-252.)

(141) (Buhârî, Mevâkît: 15, 34; Nesâî, Salât: 15, (1, 236).

(142) (Nesâî, Salât, 8)

(143) (Müslim, Îmân 134. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 15; Tirmizî, Îmân 9; İbni Mâce, İkâmet 17)

(144) (Müslim, Îman: 134, (82); Ebû Dâvud, Sünnet: 15, (4678); Tirmizî, Îman: 9, (2622). Metin Müslim’in metnidir.)

(145) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 17/48.)

(146) (Ebû Dâvud, Salât: 26, (494); Tirmizî, Salât: 299, (407).

(147) (Ebû Dâvud, Salât: 25, (495, 496).

(148) (Ebû Dâvud, Salât: 26, (497).

(149) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/233-235.]

(150) (Ebû Dâvûd, Salât 26)

(151) [Müslim, Fezâilu’s-Sahabe 218, (2538); Tirmizî, Fiten 64, (2251); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/320.]

(152) (bk. Buharî, İlim, 41; Mevakit, 40).

(153) (Müslim 2340; Müsned 5/454; Beyhakî Delâil 6/501; Tirmizî Şemail s.14)

(154) [Ebu Davud, Edeb 65, (4940); İbnu Mace, Edeb 44, (3765); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 15/135.]

(155) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 15/135-136.)

(156) [Buhârî, Bed’ü’l-Halk 14; Müslim, Musakât 45, (1570); Muvatta, İsti’zân 14, (2, 969); Tirmizî, Sayd 4, (1488); Nesâî, Sayd 9, (7, 184; İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/159. ]

(157) İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/160.]

(158) [Buhârî, Cihâd 149; Ebu Dâud, Cihâd 122,(2674); Tirmizî, Siyer 20, (1571); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:5/111.]

(159) [Buhârî, Muhâribin 16, 17, 18,  Diyât 22, Vudû 66, Zekât 68, Cihâd 152, Megâzî 36, Tefsir, Mâide 5, Tıbb 5, 6, 29; Müslim, Kasâme 9, (1671); Tirmizî, Tahâret 55, (72), Et’ime 38, (1846); Ebû Dâvud, Hudud 3, (4364-4371); Nesâî, Tahrimu’d-Dem 7, (7, 93-98); İbnu Mâce, Hudud 20, (2578); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/193.]

(160) (Maide 33). [Ebu Dâvud, Hudud 3, (4370); Nesâî, Tahrîmu’d-Dem 7, (7, 100); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/195-196. ]

(161) [Ebu Davud, Edeb 174, (5250); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/156. ]

(162) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/156-157.

(163) Ebu davud, Edeb 175, (5263, 5264); Tirmizî, Ahkâm 1, (1482). Bazı Tirmizî tertibinde Sayd bölümünde 13. Babta, İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/158.]

(164) [Ebu Davud, Edeb 174, (5249, 5261); Nesâî, Cihad 48, (6, 51); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/156. ]

(165) (Ahmed bin Hanbel Müsned, İbni Hibban, Nesei, Bezzar, Tergib ve Terhib 4/219)

(166) Bezzar 2/171 No: 1465, İbni Hibban 1289, İbni Ebi Şeybe 4/303, Mucemu’z-Zevaid 4/307, Tergib ve Terhib 4/217

(167) İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/227.)

(168) [Tirmizî, Hudûd 28, (1462); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/257).]

(169) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/257-258.