Mektup yazdım CİMER’e

mektup-yazdim-cimere-800x400

Yazının başında sarfedeceğim birkaç cümle bile aslında başlı başına bir yazı, hatta kütüphanelik bir kitabın konusudur. Ancak burada adını koyarak devam etmek istiyorum.

İnsanlarla devletlerin, insanlarla insanların, yine herbir insanın kendi kendisiyle olan kavgası korku ile başlıyor. Bireyin dile getiremediği arzu, istek ve şikayetleri bir kar topu gibi büyüyor ve bumerang haline geliyor. Bu bumerang sonunda ya kendisini vuruyor, ya da mazlum ve masum insanları.

Korkunun yoğurduğu insan, neticede kendisini bitiriyor, yani kafayı bozarak tımarhanelik oluyor. Kişinin korku patlaması, kendisinin, eşinin, çocuklarının, güçsüz insanların, hayvanların ve eşyanın başına bela oluyor. Kişi cellatlaşıyor. Gücünün yettiğini deneme tahtası haline getiriyor. Çünkü derdini korkudan kimseye anlatamamış olması onu bu duruma düşürüyor.

KORKUYU YENMEK GEREK

Bu yazıyı bir nebze insanlarımızın korkularını yenip hem kendilerinin hem de başkalarının haklarını aramalarını teşvik etmek ve onlara bu güçün kendilerinde olduğunu söylemek istiyorum.  Bunun için bizzat başımdan geçen olayları misal olarak vereceğim:

Haksızlığa, yanlışa ve vurdum duymazlığa olan tepkimizi dile getiriyor ve problemlerin çözümü için ilgili makamlara şikayette bulunuyoruz. Bu her bireyin yapması gereken bir vazife. Ancak kaç kişi vazifesini ne kadar yerine getiriyor acaba?

İşte size bir yaşanmış hadise:

Dedim ya, her yanlış, eksik, tehlikeli ve haksız olan fiili gerekli yerlere şikayet ediyoruz. Son büyük şikayetimiz de okullarda zil çalma yerine bangır bangır müzik çalınmasıydı. Bay kaymakam şikayet edilen konu ile ilgilenmek yerine, “Siz yurtdışından mı geliyorsunuz?” diye sordu. “Ne alaka dediğiniz?” veya bu ima ile yüzüne baktığınız zaman “Buradaki insanlar böyle şikayetlerle bize gelmezler de!..” diye cevap verdi. İnsanların korkularının ve makamların da isteksizliklerinin ipuçlarını bu şekilde verdi.

Okulların müdürlerinin, Milli Eğitim Müdürünün ve Kaymakamın lakayıt davranışları bizi durdurdu mu? Asla! Bilakis perçinledi ve daha yukarı taşımamıza sebep oldular.

Kısa keseyim. Velhasılı vatandaş ilgili, ilgisiz herkesten korkuyor. Bu korkularda bir yerde patlıyor ve büyük sonuçlar doğuruyor. Neticede maliyet bir hayli yüksek oluyor.

Korkuları yenmek gerek. İnsanların içlerinde biriktirdiklerini boşaltmak, önlerinde yığılmış olan problemleri çözerek eritmek gerek. Bunu da ilk etapta kendileri yapacak.

Devlet bu konuda ilk adımı atmış ve CİMER’i kurmuş. İş güçleri sadece -tabiri caizse- montofon sığırları gibi yiyip içmekten ibaret olan adam ve madamları hareketlendirmede iyi bir kurum.

HER DERDİN ÇÖZÜM YERİ CİMER

CİMER, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi. Eski adı da BİMER, Başbakanlık İletişim Merkezi idi. CİMER olarak her kurum ve vatandaşın aklında yer etmiş durumda.

Vatandaşın gördüğü, yaşadığı, hissettiği, şikayet ettiği ve çözümünü istediği her konuyu dile getirebileceği bir makam.

Bu durumda vatandaşın, vali, kaymakam, hakim, savcı, polis, jandarma, avukat ve vatandaştan çekinmesi ve korkmasının sona ermiş demektir. Vatandaşın kafasında bu saydığımız kurum ve kişilerin amiyane tabiriyle kendisini satacağı fikri sabit hale gelmiş.

Artık vatandaş harekete geçecek, uyuyan, devlete baş kaldıran, bedevadan geçinen devlet görevlileri de vazifelerini hatırlayacaklar. Bu vatanın evlatları da yersiz korkularının tamamından kurtulacaklar.

Unutulmasın ki, “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” Yine unutulmasın ki, “Kişi kimden ve neden korkarsa, Allah, onu onun başına bela eder.” Tek Allah’dan korkulması gerekir. Allah’dan başkasından korkanın ikinci ilahı o korktuğu şeydir.” diyorum hep. Çok iddialı bir söz etsem de, durum bu.

CİMER’E YAZIN

Dedik ya, artık herkesin şikayet, dert, istek ve tavsiyelerini iletebileceği bir merkez var: CİMER. Üşenmeyin, erinmeyin ve korkmayın ve CİMER’e yazın.

Her şeyden ve herkesten korkan biri olmaktansa, Halife Ömer’e hesap soran bir bedevi (köylü), bir ihtiyar kadın olun.

Hesap sorun, ama haksızlık yaparak, hakaret ederek, insanı ve makamı rencide ederek değil. Ben bugün Cumhurbaşkanına: “…bu yolda bensiz yürürseniz, Ahirette yakanızı elimden kurtaramazsınız!” diyebiliyorsam, burada iki şeyi birden söylüyorum demektir.

Bunlardan birincisi Allah’tan başkasından korkmadığımı dile getiriyorum. İkincisi, Devletin idarecilerinin güzel şeyler yaptığında daima yanında olduğumu ve her daim onunla olmak ve gerkirse onunla birlikte ölmek istediğimi dile getiriyorum demektir.

KAVGACI OLUN, AMA İSYANKAR OLMAYIN!

Haklı olduğunuz her konuda kavga edin. Yani bütün problemleri adabıyla dile getirin. Bu, devletin vazifelerini yerine getirmesinde destek ve idare konusunda da ortak olmakdır. Bu da basit bir şey değil.

Başkan Erdoğan’ın dediği gibi “Dik durun, ama dik başlı olmayın!” Bu size çok şey kazandırır. Kaybettirmez. Haksızlık yapanların yollarını kesmiş olursunuz. Vazifelilerin haksızlık yapmalarının ve tembellik yapmalarının önüne geçmiş olursunuz.

Geleceğin hesabını yapmayın. “Geleceğini düşünen kahraman olamaz!”

Geleceğin hesabını yapmayı milletin oyu ile her şeyini teslim ettiği insanlarda çok gördüm. En çok da milletvekillerinde. Yazık!

Adamlar beş yıl sonra yine kendi partileri iktidar olmazasa başlarına gelecekleri düşünüyorlar. Tabii hepisi değil, bir tane bile olsa midemi bulandırıyor. Aynen sinek misali…

Böyle bir korku, insanın hem onurunu hem de geleceğini bitirir.

MEKTUP YAZDIM CİMER’E…

Gurbette iken yaptıklarımı yine devam ettiriyorum. Dinimi, vatanımı, milletimi ve kendimi ilgilendiren bütün olayların ortasına balıklamasına dalıyorum. Ve şöyle düşünüyorum:

Ben insanların işine yarayacak mücadele içerisinde olduğum müddeçe kendimi insan olarak kabul ediyorum.

Her ay en az bir tane başvuruda bulunuyorum. Burada bir tanesinden söz edecek ve sizlerden de aynı yolu takip etmenizi, problemsiz bir dünya için bütün problemleri dile getirmenizi isteyeceğim.

Sonuç ve faydalarını bütün milletin gördüğü/göreceği bir mektuptan söz edeceğim. Yüzme dersi isteğimden.

Sayın başkana hitaben, ama Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderilmesini istediğim ve bütün okullara yüzme dersi konulması talebimi bildiren bir mektubum var. Hem ömür boyu sevineceğim hem de övünebileceğim sonuçlar elde etttim. Allah haddi aşan bir övünme ile beni imtihan etmesin, ama sonuç fevkalade güzel oldu.

İşte o mektup/başvuru:

Muhterem Başkan’ım.
Canları korumak, anaların ağlatması son bulmasa bile en aza indirmek için bütün okullara yüzme dersinin konulması gerektiğini düşünüyorum. Bu uzun süredir benim beynimi meşgul eden bir konudur.
İlk etapta bütün okullarda mümkün olmayacağı düşünülürse, lise son sınıflar ve boğulmanın en çok yaşandığı yaştaki çocukların devam ettiği sınıf ve okul düzeyi ilk sıraya konulur.
Bu dersin spor dersi içerisinde yürütülmesi halinde öğretmen ihtiyacı da ortadan kalkar.
Yüzme çok önemli bir spordur. Çünkü onda canı koruma ve başkalarını kurtarma var.
Ders teorik ve pratik olarak verilmeli. Teoride akarsu, göl, gölet ve barajların durumu, buralarda karşılaşılacak problemler ve yapılması gerekenler anlatılmalı. İşi bilen ve sıkı çalışan öğretmenler tarafından yapılan yüzme pratiği ile 10 derste yüzme öğrenilir. Bu durumda her sınıf için bir yarıyıl yeterli olur.
Dersin pratik kısmı yüzme yeterliliğine sahip öğretmenler, yüzme kursu eğitmenleri ve cankurtaran kartına sahip tecrübeli elemanlar tarafından yürütülebilir.
Konulan ders sayısı içerisinde başarılı olan öğrencilere “Yüzücü ve Cankurtaran Kimlik Kartı” verilmeli.
Bir üst okula kayıt anında kartını ibraz eden öğrenci yüzme dersinden muaf tutulur.
Kızların kadın ve erkek öğrencilerin de erkek öğretmenler tarafından pratik yaptırılması arzumdur.
Eski bir öğretmen, bu dersin yurtdışında uygulanışını bilen biri olarak gerekirse ders düzenlemesinin yapılmasında gönüllü olarak görev almaya hazırım.
Selam ve dua ile.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgili bölümü, diğer seçmeli dersler yanında spor dersi olarak yüzme dersinin de yer aldığını, yaptığım önerinin yapılacak çalışmalarda değerlendirileceğini ifade etti.

Sevinmiştim. Çünkü yapılması değil, bilgi edinilmesini, gelecekte yapılacak olanlar için dikkate alınacağını bilmek bile sevindirici. Ama sonuç çok daha güzel. Sözün özü başvurum hedefine ulaştı.

OKULLARA YÜZME DERSİ KONMUŞ

İlk haberi bir ilkokul öğretmeni olan komşum verdi. “Okullara yüzme dersi kondu!” dedi. Sonra konuyu bilen ve çocukları okula giden arkadaşlarım beni tebrik etmeye başladılar. Hepisinin acı bir hatırası, yüzme bilmedikleri için kaybettikleri yakınları veya arkadaşları var. Verdikleri haberin ilk cümlesi, “Okullara yüzme dersi kondu.”

İmam Hatip Lisesi’ndeyken yüzme bilmediği için barajda boğulan hafız arkadaşımı her boğulma haberinin arkasından yeniden hatırlama ızdırabı bu ders ile son buldu.

Belki boğulmaları sıfıra indiremeyeceğiz, ama asgarî seviyeye indirmek bile büyük kazançtır. Ayrıca küçükken yüzme bilmediğim için defalarca boğulma tehlikesi ile başbaşa kaldığımı tekrar tekrar hatırlamaktan kurtulmuş olacağım.

İşte size bir örnek ve sonuçları!.. Kimse bildiğini ve problemini saklamasın.

Devletin veya hükümetlerin vazifelerini eksiksiz ve yanlışsız yerine getirmeleri, milleti meydana getiren fertlerin vazifelerini yerine getirmeleri ile doğru orantılıdır. Devlet, yapması gerekenlerden haberdar olmayabilir veya bildiği halde yapmayabilir. Onu harekete geçirecek olan millettir.

Kimse bunu unutmasın!..

Muhammed Mücahid Okcu

www.muhammedmucahid.com