Muhalefet Milletvekillerine Açık Mektup

CFofpYlUkAALwx0Muhalefet partilerinin sayın milletvekilleri!

AK PARTİ milletvekillerine yazdığım mektup sizler için de geçerlidir, fakat sizlere ayrı bir mektup yazmayı daha uygun buldum.

Bu mektup iki bölümden oluşacak.

Birinci bölümde, muhalefetten ne anladığımı, muhalefetin görevlerini ve iktidar olmanın yollarını sizlere açıklayacağım.

İkinci bölümde ise, son birkaç yıldan beri vatanımızın üzerinde oynanan oyunlara karşı yaptıklarınızı, yapmanız gerekirken yapmadıklarınızı izah etmeye çalışacağım.

Öyle ise başlayalım:

Muhalefet Nedir, Ne Değildir?

Benim lügatimde muhalefet, bir ülkeyi idare etme yarışında o ülke vatandaşlarının kızağa aldığı veya yedeğe aldığı parti ya da partilerdir.

Aslında halkın tamamı yeteri kadar bilgiye sahip olsalar, her iyiyi kötüden ayırdedebilecek ferasete sahip olsalar, partileri birer futbol takımı tutar gibi tutmaktan uzak olsalar, hem partilerin işi kolaylaşır, hem de idare etmeye layık insanların iktidara gelmesi kolaylaşır. Fakat bu her yer ve her zamanda mümkün olmuyor.

Muhalefet iktidarın bir alternatifidir. Fakat Demokles’in kılıcı, ya da iktidarı ele geçirmek için iktidarın ensesine yapışmış akrep veya akrepler yığını asla değildir. Ancak bugün bizdeki muhalefetin kafası sadece askerî darbeye ve ülkeyi darboğaza sokarak, yani kıtlık ve kaos meydana getirerek iktidara sahip olmaya çalışıyor.

Böyle bir duygu ve eylem ile hedefe ulaşma işi hem yanlış hem de ihanettir. Başta devlet ve milleti zarara uğratma ihaneti işleniyor, ikincisi de oy verenlerin haklarına, seçilen kişilerin de sorumluluklarına ihanettir.

Muhalefetin Vazifeleri Nelerdir?

Muhalefet, iktidarın takipçisi, yapılan işlerin gözcüsü, yapılan yanlışların düzelticisidir. Yani bir nevi gölge hükümettir. Fakat bugünkü muhalefette bu misyon yok, dahası böyle bir misyonu yüklenme gayreti yok.

Ayrıca muhalafet, bir gölge hükümet olma misyonuna, takipçi olma misyonuna sahip değil, yapılan işlerde doğruyu yanlıştan ayırabilecek ferasete sahip değil.

Kimse kusura bakmasın! Muhalefet, hükümet doğru yaptığında tebrik edemiyor, yanlış yaptığında ise doğruyu gösteremiyorsa niye var? Bir başka deyişle hükümetin iyi bir iş başardığında üzülüyor, çuvallaması karşısında ise bıyık altından gülüyorsa muhalefetin devlete ve millete olan ihanetinden başka bir şey düşünülebilinir mi?

Nasıl İktidar olunur?

Bu kafa, bu anlayış, bu misyon ile muhalefet asla iktidar olamaz. Sadece devletin imkanlarını yok etmekten, dahası israf etmekten başka bir işe yaramazlar. Onlar sadece insanımızın maddi ve manevi emeklerini heba etmekteler. “Ne demek bu” diye soranları şimdiden duyuyor gibiyim.

Öyle ise zahmet buyurup dinlesinler:

Sen, parti çalışmaları için devletten kaynak almıyor musun? Evet alıyorsun.

Sen, o çalışmalar için binaları seninde olsa, kirada olsa işgal edip başkalarının oraları kullanmasına mani olmuyor musun? Evet mani oluyorsun.

Sen, çalışmaların için şahıs ve şirketlerden yardım talep ediyor musun. Evet talep ediyorsun.

Nasıl İktidar olunur? (Devam)

Sen, partine gönül verenlerin maddi ve manevi güçlerinden faydalanmıyor musun? Evet onların her türlü imkanlarından faydalanıyorsun.

İnsanlar işlerini bırakarak, ailelerini ihmal ederek, kazançlarından feragat ederek gece gündüz senin peşinden koşmuyorlar mı? Evet her türlü feragati senin için yapıyor ve senin peşinden koşuyorlar.

Bütün bunların ne anlama geldiğine dair bir cevabınız var mı?

Şimdi gelelim nasıl iktidar olunur sorusunun cevabını vermeye.

Bir atlet koşuyu kazanmak için diğerlerinden daha hızlı koşmak zorundadır. Partiler de atletlere benzerler. Hızlı koşan iktidar olur. Fakat bir partinin koşması projeleridir. Güzel projeler yapmak, onları savsaklamadan hayata geçirmek bir partiyi iktidara taşır. Aksi takdirde onlarca defa seçime girer ve nal mıh toplarlar.

Muhalefetin Elle Tutulur Bir Projesi Yok

Aklımın erdiği günden beri gördüğüm kadarı ile millet tarafından iktidara getirilen birçok partinin de, iktidara gelemeyen birçok partinin de elle tutulur, gözle görülür projeleri olmadı. Bu ülke için bir tek çivi bile çakmamış partiler var. Sadece laf üretmek, karşı tarafta olan kişi veya partileri karalamak, politikanın “iktidara gelmek için herşey mübahtır” prensibi ile hareket edip muhalifi olduğu kişi veya partileri meşru olmayan yollarla saf dışı bırakmaya çalışmak iktidar olmaya yetmiyor. Bir defaya mahsus milleti kandırabilirseniz iktidar olabilirsiniz. Darbelerin ve darbecilerin arkasına sığınıp zorla, despotça, kan ve gözyaşı dökerek bir iki defaya mahsus olmak üzere iktidarı elde edebilirsiniz, fakat ondan sonra sittin sene iktidar olamazsınız.

İşte CHP!.. Doksan bir yıllık partinin hali içler acısı…

Kılıçdaroğlu’na bir sosyalist partiler toplantısında “CHP son elli yılda iktidar oldu mu?” diye sorulmuştu. Onun cevap veremediğini gören partili bir arkadaşı, Ecevit’in partisi DSP’nin iktidar olduğunu, Ecevit’in ise CHP’nin eski genelbaşkanı olduğunu ifade eden sözler söylemişti.

Sahi hiç düşündünüz mü CHP niye iktidar olamıyor?

Normal Şartlarda CHP İktidar Olamaz

Dedem babası 2, dedem 4, babam 4, ben 4 ve oğlum 1 darbeye şahit oldu. Torunum ise 2013 yılında doğmuş olmasına rağmen 3 darbe girişimine şahit olmuştur. Yani bizim aile yüzbeş yıldır darbelerle yatıyor, darbelerle kalkıyor. Yani altı nesil boyu…

CHP bu darbelerin tam ortasında yer almıştır. Bu CHP’nin iktidar olamayışının da bir sebebi. Daha önemlisi CHP’nin Müslüman bir ülke olan Türkiye’nin halkı ile, bu halkın Allahı, peygamberi, kitabı, dini ile barışık olamayışıdır.

Kusura bakmasın ama, sayın Kılıçdaroğlu ütopik dünyada yaşıyor gibi. CHP’nin bu millete yaptıkları zulüm onlarca ciltlik bir kitap eder. Merak etmesinler bir gün bunların tamamını değilse de –çünkü tamamını yazmaya güç yetmez- önemli bir bölümünü yazacak babayiğitler çıkar diye düşünüyorum.

Allah demenin yasak olduğu dönemlerin iktidarı ve bu yasakların failleri kimlerdi dersiniz?

Seçim çalışmaları yapan Kılıçdaroğlu, “başörtüsünü ben serbest bıraktım” diye nara atmasına maymunlar bile kıçlarından güldüler. Çünkü o, en büyük yalanı insanların gözlerinin içine baka baka söylemekten çekinmiyor.

İktidar olmak için CHP baştan aşağı değişmeli, bu ülkenin insanları ile barışmalıdır. “Halk bizim düşmanımızdır” diyen liderlerinden kurtulmalıdır, tabii başarabilirlerse. Açık oy, gizli sayım yapılacak bir seçim sistemi Allah’ın izni ile gelmeyeceğine göre CHP kendisini Hakk’a ve halka göre yeniden kurgulaması gerekiyor.

Bahçeli Eline Verilen İmkanı Tepti

ABD’nin, PKK’nın başını paket servis ile adrese teslim etmesinden sonra onu “asma” vaadinde bulunan Bahçeli’ye başbakanlık yolu açılmıştı. O ise “DYP ve Fazilet Partisi biraz dinlensin” demek suratiyle başbakanlıktan feragat ettiğini dsha hükümet çalışmaları başlamadan ilan edecekti. Ecevit, Yılmaz ve kendisinin kuracağı ANASOLME hükümetinde başbakan yardımcısı olmayı sineye çekti. Rahşan Ecevit’in “Katillere hükümetimizde yer yoktur” mealinde sözler sarfetmesine rağmen hükümette yer aldı.

Bu arada “bize başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı verilmedi” diyerek cumhurbaşkanı adayı MHP milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun partililerce linç edilmesine kapı aralamıştı. Somuncuoğlu da dövülerek töreye kurban edilmişti.

Bir dördüncü hamle ile Bahçeli, kendisine bağlı devlet kurumlarının kapısına “köpekler ve başörtülüler giremez” levhasını asma emrini kimden aldığını hâlâ açıklamadı. Aradan on beş yıl geçmesine rağmen Cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığı MHP’ye vermeyen makamın kim ve neresi olduğunu da öğrenemedik.

MHP sanırım bir kırk yıl daha iktidar yolunu beklemek zorunda kalacak bu kafa ile.

Ve Diğerleri

Kamalak, ya da Saadet Partisi çizgisi rüyalarda görür iktidarı. 28 Şubat 1997 tarihli Postmodern Darbe neticesinde kapatılan Refah Partisi’nin yerine kurulan Fazilet Partisinin mazlum olmalarına rağmen, girilecek ilk seçim öncesi diğer partilerden ayrılan Küskünler Grubu’nun peşine takılması nedeniyle seçimi kaybetti. Bu sebeple artık iktidar yolunu göremez hale geldi.

Destici!.. Destici merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun BBP’ye kazandırdığı misyon ve abi rolünün çok gerisinde duruyor. BBP’ye de şimdilik iktidar yolu uzak gibi.

Destici ve ekibi merhumun katilleri ile kolkola girmiş olduklarını bile bilmiyor sanırım.

“Genelkurmay’da alınan bir karar daha Cumhurbaşkanı’nın imzasına açılmadan benim önümde olur” diyen Pensilvanya mukiminin Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldürüleceğinden habersiz olduğu düşünülemez, o da “bunu bilmiyordum” ayaklarına yatamaz.

Öyle ise sayın Destici ne adına kendi liderinin katili olması muhtemel bir adamın peşine takılıyor ki?

Daha önce merhum Yazıcıoğlu davasının niye sürüncemede kaldığınından bahsetmişti Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Alperenler’e ve AK Parti’ye gözdağı vermek için salya sümük saldırması beni bir iki soru daha sormaya sevketti.. 30 mart ve 10 Ağustos 2014 seçimlerinde CHP, MHP ve Pensilvanya Örgütü’nün yamağı olmasının sebebi neydi acaba?

Yazıcıoğlu’nu şehit edenlerin arkasında, Destici’nin yamak olduğu grubun arkasında, oy verdikleri Ekmeleddin İhsanoğlu’nun arkasında İsrail, Vatikan, ABD ve AB Ülkeleri ve Pensilvanya yok mu?

Sonra, “BBP’nin beyin takımında olduğun halde bay Destici, sen nasıl oldu da 18 kez suikaste maruz kalmış Genelbaşkanını hem de sisli ve karlı bir havada helikoptere bindirdin? Senin onun koltuğunda gözün mü vardı” diye sormazlar mı?

“Hadi bana bir cevap ver! Ben bir vatandaş olarak bu soruları soruyor ve cevaplarını bekliyorum. Sen de katiller arasında mısın? Değilsen onların ekibinde ne arıyorsun” diyecek çıkacaktır?

Sen Pensilvanya İhanet Çetesi’ne hizmet etmekle İsrail, Vatikan, ABD ve AB Ülkeleri’ne hizmet etmek olduğunu bilmiyor musun?

Bu ve buna benzer sorular cevaplarını araya dursun, biz yolumuza devam edelim.

BDP, Pensilvanya’nın adayı konusunda tavrını netleştiren ve oyunun sonunu gören tek muhalefet partisi. Fakat bu parti birinci olarak PKK’nın uzantısı olması, ikincisi de başımıza dünya katillerince bela edilen etnik köken kaygı ve savaşı ile iktidar yolunu bulabilecek durumda değil.

Milletle Barışmak ve Proje Üretmek

İstisnasız bugün bütün muhalefet partileri iktidar olmak istiyorlarsa önce millet ile barışma yollarını bulacaklar. Burada en kötü tarihe sahip CHP var, sonra BDP geliyor ve onu da diğer partiler takip ediyorlar.

Millet ile barışmayı başardıktan sonra proje üretimine geçmeleri gerekir. Yani AK PARTİ’yi sollayacak projeleri üretebileceğini ve bunları hayata geçirebileceğini ispat eden parti iktidar olmaya biraz daha yaklaşmış olur.

Hiçbir muhalefet lideri bana iktidar olmadan bir parti kendisini nasıl ispat edebilir diye sormasın. Gülerim. Hatta hızımı ve hırsımı alamaz seni kim o makama getirdi diye sorarım.

Beyler!

Aranızda kaç partinin il, ilçe veya belde belediye başkanlığı yok? İşte size kendinizi ispat edebileceğiniz alan. Refah Partisi bu şekilde seçimin galibi olmadı mı? Buyurun projelerinizi bu sahip olduğunuz belediyelerin bulunduğu şehirlerde tatbik ediniz. Millete ne yapabildiğinizi ve yapabileceğinizi gösteriniz.

Sahi AK Parti en çok beğeniyi nereden kazanıyor dersiniz?

İktidar Hilelerle Elde Edilemez

Normal yollardan iktidar olamayan ve kendisini millete beğendirip kabul ettiremeyen partiler, gayr-i meşru yollarla iktidar olmayı daha zahmetsiz ve kolay görüyorlar. Bu anlayış, toplumu ve devleti her türlü zarar ve tehlikenin içerisine atan bir  anlayıştır en basit ifadesi ile. Büyük ihanettir. İhanetin de ötesinde o milletin bütün değerlerine, vatanına, malına, canına ve evlatlarına kastetmedir. Son yüzyıllık dönem içerisinde bir iken altmışa bölünmüş İslam Toprakları’nda ve geri bırakılmış ülkelerde hep bu oyun sahnelenir. Genelikle bu çirkin oyunlar başarılı da olmaktadır. Çünkü bu gibi oyunlarda, muhalefet partileri masum halkı kullanır, dış güçlerinde desteği ve gayreti ile piyon olarak devletin başına getirilir. Siz de o şekilde iktidarı ele geçirenlerin kendi güçleri ile o makamı kaptıklarını sanarsınız.

AK PARTİ İşini Güzel Yapıyor

Üç dönemdir iktidar olan AK PARTİ, darbe girişimleri, tehditler, suikastler, ve engellemelere rağmen yoluna devam ediyor. Bunları görmeyenler bakar kör olmalı. Dış dünyada bu konuda makaleler, haberler, kitaplar yazılmakta, araştırmalar yapılmaktadır. Birçok ülke bu idarecilere gıpta ile bakarken, siz muhalefet partileri ne onların idare etme anlayışını öğrenmeye çalışıyorsunuz, ne de AK PARTİ ile bu millete hizmet götürme konusunda bir yarışa giriyorsunuz.

Her seçim devresi meydanlarda sizlerden bir lider, “mazotu bir buçuk lira yapacağım”, “suyu bedava vereceğim”, “gazı ucuzlatacağım…” diye bağırıp duruyor. Yalanla ve lafla peynir gemisini yüzdürmeye çalışıyor. Alınmasın ama bu bir gerçek. Ona ne zaman yapacaksın diye sorarım ben. O da iktidar olunca diyecektir. Yahu iktidarken ne yaptınız ki, şimdi ne yapacaksınız?

Sen önce iktidar olduğun il, ilçe ve belde belediyelerinde iki gün mazotu bir buçuk lira yap, suyu iki gün bedava dağıt, gazı ve diğerlerini ucuzlatda bir görelim. İşte o zaman oylar senindir.

Sen daha sahip olduğun belediyelerde normal hizmetleri yapamıyor, şehirleri idare edemiyorsun, bir de devleti idare etmeye talip oluyorsun. Kim yutar bu işkemden atmaları?

AK PARTİ’yi Ya da Hükümeti Yıkmak Mübah mı?

Muhalefet için öyle!.. Nasıl olsa politikada her yol mübahtır. İktidarı ortadan kaldırmak için her türlü kötülüğü yapmak mübahtır.

Tuzak, yalan, iftira, kıyım, cinayet, devleti yıkma, ekonomiyi batırma ve insanın pardon şeytanın aklına ne gibi kötülük gelirse, iktidarın gitmesi için yapmak mübahtır. Bunu şeytan efendi, siyonist efendi, Sam amca, Vatikan, AB ve öteki Allah Düşmanları emrediyor, size de yapmak kalıyor.

Beyler!..

Eğri oturup doğru konuşalım. Sizin taht kavganızdan zararlı çıkacak olan bu ülke ve bu millettir, kârlı çıkacak olanlarda yukarıda saydıklarımdır. Öyle ise hâlâ düşünmeyecek, akletmeyecek misiniz?

Fethullah Gülen Örgütü ve Muhalefet

Pensilvanyalı önünüze bir ip attı ve siz muhalefetin kalbur üstü partileri bu ipi can simidi sanıp topluca sarıldınız. Adeta emre amade bir şekilde arkasından koşup duruyorsunuz.

Hayır sadece onun peşinden koşsanız, onun peşinden koşmakla, onun bu millet ve ülkeye verdiği zararların tamamına sahip çıkıyor ve ihanete ortak oluyorsunuz. Sebep iktidarı yıkmak ve bir kaç oy devşirmek. Yazık!..

Suçunuz bu kadarla da kalmıyor. Onun arkasındaki ülke, denek, vakıf, casus teşkilati, kurum ve kuruluşlarında destekçisi, emireri olma durumuna düşüyorsunuz. Bana yine kızacaksınız ama, bu da gerçek.

Sen Kılıçdaroğlu! Sen hep başbakanı ABD uşağı olmakla suçlardın, fakat sen en büyük uşak olmak için gayret sarfediyorsun. Onların birçok ihanetini bildiğin halde saklıyorsun. Daha da ileri gidip hükümeti ABD ve AB devletlerine şikayet ediyorsun. Bütün bunlar vatan hainliğidir unutma!

Sen Bahçeli! Erdoğan’ı vatanı PKK’ya satmakla suçluyorsun ama, PKK’nın hamileri olan Siyonizm, ABD, AB, Vatikan ve ötekilere hizmette yarışa giriyor, hatta onlarla aynı dinden oldukları dilden dile dolaşan Gülen Örgütü’ne sahip çıkıyorsun.

Sen Destici! Senin liderinin katili olanlarla beraber olup iktidarı yıkmaya çalışıyorsun.

Sen Kamalak! Refah Partisi’ne ve liderin olan sayın Erbakan’a her türlü kötülüğü yapan Gülen Örgütü’ne sahip çıkmakla onların efendileri olan bütün şer odaklarına hizmet ediyorsun.

Kim Uşak, Kim Hain?

Şimdi hepinize bir tek soru sormak istiyorum. Gülen örgütü ve yukarıda saydığım onun efendileri, vatan ve milletimizin düşmanı olanlar. Recep Tayyip Erdoğan’ı defalarca öldürmeye kalktılar ve öldürmek istediklerini açıkça beyan ediyorlar. Bu vatan için çalıştığı için yok edilmeye çalışılan Erdoğan mı katillerin uşağı, yoksa o katillerle beraber olanlar mı? Bu vatan ve milletin çıkarlarını ön planda tuttuğu ve tehlikelere aldırmadığı için defteri dürülmek istenen Erdoğan mı hain, yoksa o katillerin yanında yer alanlar mı? Yani kim hain?

Bu sorulara bir cevabınız var mı?

Kaset Ya da Dosyalarınız mı Var?

Gördüğüm kadar ile Gülen Örgütü’nden korkuyorsunuz. Sadece oy devşirmek veya masum kabul edip arka çıkmak gibi bir argümanın sizde yeri bile olamaz. Hem katil, hain, soyguncu, casus bir örgüte sahip çıkmanın bir getirisi de yoktur. Bu durumda geriye kaset ve dosyalar kalıyor.

Sayın Kurtulmuş, ve Soylu yiğitçe bir duruş sergilediler. Tehditlere, şantajlara pabuç bırakmayarak Paralel örgüte teslim olmadılar.

Ya siz?..

Son Söz

İktidar olmak için yapılanları, yani dünyalık istek, arzu ve emellerinizin hepisini bir araya toplasanız, üç beş kuruşluk bir kıymeti bulmaz. Hiçbiriniz bu dünyaya kazık çakamayacağınıza göre neyin kavgasını veriyor, ne adına insanlara zulmediyor, bundan ne elde ediyorsunuz? Bu nereye kadar gidecek? Dünyaya kazık mı çakacaksınız?

Şunu asla unutmayınız ki, hepimiz dede ve babalarımız gibi bir gün göçüp bu dünyadan gideceğiz. Uğruna her türlü işe girdiğimiz dünya bilebize yar olmayacak. Öyle ise şu dünyaya hoş bir sada bırakmak için çaba sarfedelim. Bizden sonraki nesiller de bizleri güzel vasıflarla ansınlar.

Muhammed Mücahid Okcu