PKK’nın uyuyan hücreleri inlerine geri döndüler!

pkknin-uyuyan-hucreleri-inlerine-geri-donduler-800x400

PKK’nın uyuyan hücreleri… Yani saman altından su yürütüp halkın arasında kamufle olan teröristler.

Seçim öncesi Batı illerine Doğu’dan gelen devamlı ya da mevsimlik işçi görüntüsü veren tipler. Karda yürüyüp izini belli etmeyen katiller.

Bu Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde de aynı takdiği sergilediler. Ancak yakalandılar. İfşa oldular.

KİMLERDİ BUNLAR VE NE YAPIYORLARDI

Bir çoğunun yüzünden sanki karanlık perdeler vardı. “Bir yaparken bin yıkıyor” tabirine uygun olarak gerçekten bir tarafı yaparken öteki tarafı yıkıyorlardı. Yaptıkları işlerde gerçekten bilgisiz olanlar çoğunluktaydı.

Hipnotize edilmiş bir hava hakimdi. İnsan olarak kabul edilmediklerini söyleme gereğini ulu orta savuran tiplerdi. Gerçekten de paranoyak ve FETÖ’de gördüğümüz esir alınmış ve hipnotize edilmiş tiplerin birebir kopyasıydılar.

Eşya ve tabiyata hiç mi hiç merhametleri yoktu. Eşya ve tabiata merhammetleri olmayanların insanlara merhamet, sevgi ve saygıları olabilir miydi!

Problem çözmeye talip olduklarını ima ederlerken, kendileri problem olmaktan ileri gidemeyen tiplerdi. Bazıları ile görüşme ve konuşmam oldu.

Bunlardan kimi otel çalışanı, kimi site bekçisi, kimi sıvacı, kimi boyacı, kimi inşaat kalfası, kimi inşaat işçisi, kimi bahçivan, kimi bilmem ne! Yok yok…

İnsanların en mahrem yerlerinde, site, okul, devlet ve millete ait en mahrem yerlerde, yani her yerde kamp kurmuşlardı. Ta içimize kadar girmiş tehlikeli insanlardı.

NE ZAMAN GELDİ VE NE ZAMAN GİTTİLER?

Bunlar 24 Haziran 2018’den aylar önce Doğu ve Güneydoğu İlleri’nden geldiler. PKK’dan aldıkları emir ile Batı İlleri’ne, ilçelerine kadar dağıldılar. Kendilerini işçi kamuflajı ile örterek halkın arasına sızdılar. En emin bir yöntemdi bu. Hem gizleniyor, hem mahrem yerlerde eylem alanı oluşturuyor hem de para kazanıyorlardı.

Hepisi vazifeye hazır bekliyorlardı. Emir verilecek ve eyleme başlayacaklardı. Bize çevirdikleri namu ve üzerimize attıkları görünceye kadar onlardan asla şüphe bile etmeyecektik.

Bir boyacı, masum bir otel çalışanı, bir tamirci, garip bir bahçivandan kim şüphe edebilirdi ki? Hiç kimse!.. Beyin ve insanlıkdan fersah fersah uzakta olan bu adamlar burnumuzun dibindeydiler.

Seçim bitip CHP’nin yardım, yataklık, oy satma, ortaklık kurması ile PKK’nın katilleri meclise girdikten hemen sonra geri dönüş başladı. Şimdi o uyuyan hücre kabul edilen kişilerden kimse kalmadı batıda. En azından ben böyle görüyorum.

NİÇİN GELDİLER VE…

Bütün söylenenler eylem için gedikleri ile ilgili. “Meclise giremeselerdi seçim günü eyleme kalkışacak ve her yeri kana bulayacaklardı.” Böyle anlatılıyor.

Ortada bir tehdit vardı. Bu tehdit kimeydi? Kimler tehdit edilmişti? Hedefte kimler vardı? Ne yapacaklardı? Silah ve mühimmatları nerelerdeydi?

“Benden halkı sokağa dökmem istendi” diyen Muharrem İnce neden bahsediyordu? Bu sokağa dökülecek insanlar arasında PKK’nın uyuyan hücreleri diye tabir edilen katilleri de var mıydı? Bilemiyoruz. Çünkü burası biraz kapalı.

Ancak sokağa dökülmek istenenler CHP’liler olsalar dahi, bütün terör örgütlerini idare eden dış veya üst akılın PKK’lıları CHP’den ayrı tutacağına kim inanırdı? PKK’sı, CHP’si, FETÖ’sü, DAEŞ’i, DHKP-C’si NATO ile, NATO güdümünde yeni bir işgal girişiminin fitilini ateşleyeceklerdi. Allah onlara bunu nasip etmedi.

Yani hevesleri kursaklarına kaldı…

BİLİNEN VE TAKİP EDİLENLER VARDI

Bunların arasında takip edilenler vardı.

Devlet uyur gibi yapar, ama asla uyumazdı. Uyursa devlet olamazdı. Bu uyuyan hücreler genel manada hem biliniyor hem de takip ediliyordu. MİT enselerinde, polis ve jandarma yanıbaşlarındaydı. Kritik yerlerde olanlar işten bile çıkarıldılar. Toplu alanlar da işçi görünümünde olanlar bir kibrit ile yüzleri binleri bir anda havaya uçurabilirlerdi. O yüzden yuvalandıkları yerde tutulamazlardı. Kapı dışarı edildiler.

Devlet uyumadığı gibi gördüklerini, hissettiklerini ve yaptıklarını da söylemezdi. Söylerse, sırlar ortaya dökülür, takip edilenler yeni tedbirler alırlardı. Söylerse, hem terör örgütlerine güç katar hem de kaosa sebep olabilirdi. Devlet sustu! Derinden yürüdü. Karda izini belli etmedi.

EGM’E BİLDİRSİNLER

Bu teröristlerden bir çoğunu toplum biliyor. İşverende bunların bütün bilgileri var. Yazılı olmayan ödemeler yapanlar da isimlerini ve geldikleri şehirleri biliyorlar. Yani bir şekilde seçim arefesinde gelip sezon bitmeden kaçıp gidenler hakkında kim ne biliyorsa, en azından EGM’e yazmaları bekleniyor.

Bunlar saklanmamalı. Ta içimize kadar girip sonra da elini kolunu sallaya sallaya giden bu katillerin saklanacak bir yeri yok. Herkes göreve lütfen.

Vatan için, millet için, kendisi ve çocukları için bu işi yapamayacak olan varsa, teröre bile bile hizmet etmiş olurlar. Ne korku, ne ihmal, ne de başka bir sebep bizi bundan alıkoyabilir.

ARTIK İFŞA OLDULAR

Evet!.. Artık ifşa oldular. Bir dahaki sefere aynı şeyi denerler mi bilinmez. Ancak bize de hiçbir şeyi unutmamayı öğrettiler. Suyun uyuyup düşmanın uyumadığını bir kez daha ispat edilmesini temin ettiler.

Dedik ya! Sezonun yeni başladığı şu gönlerde buhar olup uçmalarını kim bana anlatabilirdi ki? Kimse anlatamaz. Öyle ise tetikte olmak gerekir. Seçim günü oyunu kullandıktan sonra bir iki saatliğine bir yere gidip vakit geçirmeyi bile kendilerine yasaklayanlar işin bilincindeydiler. Tetikte ve hazır olarak. Kaydı yapılmış yedek asker gibi. Vatan uğruna ölümü bile göze almış nefer olarak tetikte bekleyenler Vatan Sevdalıları vardı.

Çünkü seçim günü, hatta seçimi manipüle edebileceklerine inanabilseler, günler sonrasına kadar ortalığı karıştırabilirlerdi. Ben bu yüzden gün boyu hattagünlerce sonrasına kadar geceleri hep uyanık olmayı yeğledim. Oyumuzu kullandıktan sonra sandıkların açılacağı ana kadar piknik yapma tekliflerini reddetmiştim.

15 Temmuz 2016 Türkiye’yi İşgal Girişimi’nde gurbette oluşumun verdiği acı, elem ve ızdırabı asla unutamadım. Bir kez daha aynısını yaşayamazdım. O yüzden TV ve telefondan uzakta kalmaya razı olmadım.

PKK, FETÖ, CHP ve diğerleri sokağa inip bu vatanı yıkmak için eylem yapacaklardı da, millet onları seyredeck miydi? Asla!.. Seyretmek ihanet olurdu.

Neyse ki, planlanan ve korkulan olmadı.

Ne içeridekilerin, ne dışarıdakilerin planladıkları oldu, ne de arzu ettikleri bir seçim sonucu gerçekleşti. Havalarını aldılar. Elleri boş kaldı.

YA SONRASI…

İdam cezası alan Temel’in dediği gibi “Bu bize ders olsun!”

Bizler bu olanları asla unutamayız dedik. Öyle ise bir sonraki sefere daha uyanık olmak zorundayız.

Herşeyi devletten beklemek yerine elimizden gerleni kaos ve adaletsizliğe fırsat vermeden yapma sorumluluk ve hakkımız var. O yüzden bizler herbirimiz, hemen göreve çağrılacak er gibi kendimizi hazrılamak zorundayız.

Bir anlık gaflet bize çoğa mal olabilir.

Şu sözü bir kez okuyunuz ve burada alacağınız rolü kafanızda canlandırın.

Sakın bir çiviyi küçümseme. Bir çivi bir nalı, nal bir atı, at bir komutanı, komutan bir orduyu, ordu koca bir ülkeyi kurtarır.” Cengiz Han

Bu sözü bir de ‘kurtarır’ yerine ‘yokeder’ kelimesini yazarak okuyunuz. Sonra düşünmeye başlayın ve hangisi kulağa daha hoş geliyor, anlamaya çalışın.

Ben sizin yüz hatlarınızdan ne düşündüklerinizi anlamakta hiç zorlanmayacağımı sanıyorum.

Muhammed Mücahid Okcu