Sözde Profesör Nurullah Çetin’den Büyük Hakaret: “MANKURT TÜRKLER!”

Nurullah Çetin! Yüksek bir tepeye çıkıp kollarımı makas gibi açarak sesimin çıktığı kadar sen çok büyük bir MANKURTsun diye haykırıyorum!

Sana niye “mankurt” dediğimi düşünüyorsun değil mi? Seninle ne alıp veremediğimi de düşünüyorsundur.

Mankurt sözü sana ait. Ben senin hakaretini sonsuz kat fazlasıyla sana iade ettim. Güya Türkçülük yapıyorsun, ama Türklere ağız dolusu hakaret ediyorsun. Yani bunun tek sebebi sensin. Hemen hemen her ağzını açtığında “Mankurt Türkler!” veya “Mankurtlaşmış Türkler!” diyerek bütün şerefsizlik, namussuzluk, ahlaksızlık, alçaklık gösterilerinde yer aldığın içindir. Başka bir sebebi yok.

Bunu anladıysan devam edelim.

Elmalılı Hamdi Yazır merhuma her türlü yalan isnadı yapıyor, her türlü ihaneti reva görüyorsun.

Sen, sadece tefsirin o mukaddimesini bir insan gözüyle okusaydın, bu kadar hata, ihanet ve düşmanlık yapamazdın. Bir kafir dahi okusa, oradan bir Türk Milliyetçiliği dersi çıkaramazdı. Senin derdin ümmeti ırkçı söylemlerle parçalayıp birbirine düşman etmek.

Profesörsün, ama bir profesör gibi davranmıyorsun. O dönem, Batı hayranlığının yükseldiği, yabancı dillerdeki kelimelerden alıntı yapıp konuşan ve yazanların modern insan sayıldığı bir dönemdir. Hamdi Yazır’ın bunları açıklama, yapılan basitliklere karşı olmaya yönelik bir tavrı var. Tabii bundan bahsedemezdin. Bahsetsen, bu millete kumpas kuracak malzemen kalmazdı.

Zahmet olmazsa, eline bir Türkçe lügat al, herhangi bir sayfasını aç ve okumaya başla. Her bir sayfada en az bir düzine yabancı kelime bulacaksın. Güney Amerika dillerinden bile kelime var. Ya lügatlerden silinen bize ait kelimeler! Mukaddime de kelimeleri seçe seçe tefsir yazdığını merhum Hamdi Yazır boşuna söylemiyor.

HAMDİ YAZIR TEFSİR YAZMAYI İSTEYEREK KABUL ETMEDİ

Dinleme cesaretin varsa, bunu kendi ağzından okuyalım:

“…Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, Diyanet İşleri riyasetine bir vazife tahmil edilmişti. Bunun üzerine bir teveccüh eseri olarak benden bir tefsir ve terceme yazmam istendi. Ben evvel emirde i’tizar ettim, çünkü Kur’an-ı Kerim’in hiç bir lisana hakkiyle tercemesi mümkin olmadığını bilmezlerden değildim. Fakat ıktizayi hale binaen mümkin olduğu kadar bir tefsir yazmıya çalışmam ve buna hulâsa olarak bir meal dercetmem için ısrar edildi. Bunu reddetmek yaraşmazdı.” (Hak Dini Kur’an Dili, Mukaddime s. 292)

Kendisi de Kur’an’ın hakkıyla tercüme edilemeyeceğini bildiği için tercüme işini kabul etmek istememiştir. Fakat bu işin cahil ve İslam düşmanı kişilere yaptırılacağını gördüğü için kabul etmiştir. Zaten “Meal” denmesinin sebebi de Kur’an’ın bir başka dile birebir tercümesinin mümkün olmadığını belirtmek içindi.

Zorlandı ve mecbur edildi.

ALFABENİN DEĞİŞTİRİLMESİ EN BÜYÜK İHANETLERDEN BİRİDİR

Kim yaparsa yapsın, alfabenin değiştirilmesi bir millete yapılacak en büyük ihanetlerden biridir. Dünyada hiçbir millet böyle bir ihaneti ne yapmış, ne de buna maruz kalmıştır.

Alfabe ihaneti de “Kurtulduk, kurtarıldık, kurtardı!” sloganlarının beynimize kazındığı bir dönemde alfabe düşmanlığı yapıldı.

24 milyon kilometre kare toprağı düşmanlarımıza verdikten sonra yapılan bir ihanettir. Sadece 1909 ile 1923 yılları arasında 11 milyon kilometre kare toprak kaybetmişiz. Alfabe ihaneti de diğer ihanetlerin bir parçası olmasın!

Kimse “Osmanlı Alfabesi’nin yazması ve okunması zordu” savunmasının arkasına sığınmasın. Böyle birileri çıkarsa, makamına, rütbesine ve ünvanına bakmaz, yüzüne tükürürüm. Çünkü bu büyük bir yalandır.

Çin Alfabesi 8 bin heceden oluşur. Bizzat konuştuğum Çinli bir gazetenin editörü ” Çin Alfabesi 8 bir heceden meydana gelir. Bir Çinli çocuk, bu sekiz bin heceyi öğrenmek için 5 yıl okula gider.” dedi.

Ben Osmanlıca Alfabesini veya Arapça Alfabeyi BİR AYDA öğretmeye hazırım. Hadi görelim benim atamın dili OSMANLICA zor mu, kolay mı?

Kur’an’ın mealine hiç itirazımız yok. Fakat o günlerde onu Kur’an’ın yerine koyarak tahrif etmenin yolunu bulmak için tercüme ettirdiklerini bilmiyor olamazsın bay N. Çetin!

Alfabenin bir ihanet olsun diye değiştirilmesinin neticesinde tercümelerle yetinme devri başlamıştır. Bunun arkasından “Türkçe Kur’an” dayatma devri açıldı, ama bu millete sökmedi. Şimdi Kur’an-ı Kerim YANLIŞ MEALLERLE ve MEALDEN HÜKÜM ÇIKARTMA yolu ile tahrif ediliyor.

TAPTIĞIN ATATÜRK’ÜN DE DÜŞMANISIN

Türk düşmanı olduğun belli. Bundan şüphemiz yok. Arapça ve Arap düşmanısın. Bunu da zaten kendin ifade ediyorsun. Sen taptığın ve tapmayanları bir kaşık suda boğmak istediğin M. Kemal’e de düşmansın sen.

Kafan basmadı mı? Öyleyse dinle:

Tetikçiliğini yaptığın Haydar Baş’a hiç kulak vermedin mi sen? Haydar Baş. “Atatürk seyyidtir! Velidir! Peygamber torunudur!” demiyor mu? Böylece Atatürk’te Arap olmuyor mu Haydar Baş’a göre?

Lamı, cimi yok, bu durumda sen Atatürk düşmanısın. Araplara ettiğin her küfür ve her hakareti Atan’a da yapmış oluyorsun. Yoksa senin sövme hakkın mı var?

Atatürk konusunda birinizden biriniz yalan söylüyor?
Ya Haydar Baş yalancı ya da sen yalancısın!
İkiniz de aynı olabilir misiniz? Bunu da zaman gösterecek.

KUR’AN MEALİ İYİ NİYETLE YAZDIRILMADI

Alfabe değiştirmeyi bütün dünya cinayet ve ihanet olarak görüyor. Bu yaşanmadan önce bu millet Kur’an başta olmak üzere bütün İslamî kitapları okuyor ve anlıyordu. Bir gecede bütün millet OKUMAZ-YAZMAZ hale getirildi.

Senin “Atatürk, 1926’da kendisine Kur’an’ı Türkçe tefsir etmesi görevini verdi. Bu görevi verirken Kur’an’ı bozacaksın, tahrif edeceksin, eğip bükeceksin, bazı ayetleri çıkarıp ekleyeceksin falan demedi, bunu aklının ucundan bile geçirmedi” sözlerini tersine çevirdiğin zaman tercüme ve tefsirin sırf ihanet için yaptırıldığını ortaya koyar.

M. Kemal’in Kazım Karabekir’e söylediği şu sözler de bunun delilidir:

Evet Karabekir, Arap oğlunun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’an’ı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım! Ta ki, budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler!”

Sende gerçekten mankurtluk olmasaydı, bunları dikkate alırdın.

Arap oğlunun yaveleri…” ne demek bunu da bilmezsin sen.

Lügatte yave: Boş, saçma söz, hezeyan manalarına gelir.

Kur’an’a inanmayan birinin kalkıp da Kur’an’a hizmet etmesini beklemek en basit ifadesiyle safdillik olur.

Velev ki böyle bir dayatmada bulunsaydı bile Elmalılı Hamdi Yazır, bu türden siyasi dayatmalara boyun eğecek bir âlim değildi.” diyorsun. Sıkardı. Bu yalan dersen, bana Kurtuluş Savaşı’ndan sonra katledilenlerin sayı ve sebeplerini söyle yeter.

Yani Atatürk’ün niyeti dinde reform yapmak değil, dini halkın asıl kaynağından doğru biçimde öğrenmesini sağlamaktır. Atatürk istedi ki Türkler, sahanın en iyi âlimi ve otoritesi olan Elmalılı’nın kaleminden kitapları olan Kur’an’ı anlasınlar ve öğrensinler. Böylece Hak Dini Kur’an Dili (Kuran’ı Kerim’in Türkçe Tefsiri) kitabı çıktı ve Atatürk’ün emriyle 1935 yılında matbaaya verildi.” diyorsun. Burada milletin gözünün içine baka baka yalan söylüyorsun.

Atatürk “Evet Karabekir, Arap oğlunun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’an’ı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım! Ta ki, budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler!” diyerek seni TEKZİB ediyor.

AMERİKA, AVRUPA, ALMAN, FRANSIZ, TÜRK MÜSLÜMANI NE DEMEK?

“Bugün İslamcılık adına Türk’üm demenin neredeyse günah kabul edildiği bu ortamda en büyük tefsir âliminin göğsünü gere gere “ben Türk’üm demesi ne kadar önemli ve anlamlı hale geldi. “Her şeyi bu vatanda öğrendim” diyerek aslında yüzde yüz yerli ve millî bir İslam âlimi oluşuna vurgu yapıyor. Yani Arapçı ya da İrancı Müslüman değil, Anadolu Türk Müslümanıyım diyor.” diyorsun sen!

Ben bu alçak oyunun propaganda malzemesi olan kelimeleri bir yerlerden hatırlıyorum. Siyonistlerin uydurduğu ve CIA Raporları’nda da “Amerika İslamı, Alman İslamı, Avrupa İslamı ve Türk İslamı” yani ABD Müslümanı, Avrupa Müslümanı, Alman Müslümanı, Türkiye Müslümanı” gibi… Şimdi sen de hatırladın mı?

Bugün İslamcılık adına!..” diye başlayan sözlerin dinsizliğin daniskasını yaptığının belgesidir. Biri kalkıp sen İslamsız mısın derse, ne olur? Biri 20 yıl önce iki de bir “dinciler” deyip duruyordu. Sonunda tepem attı ve “Afedersiniz! Siz dinsiz misiniz? diye sordum. Bundan sonra asla o kelimeyi kullanmadı.

Size de aynısını, yani “İslamsızlık adına mı Türküm diyorsunuz? diye sorarsam, hata etmiş olmam değil mi?

Bunun da ötesinde dobra dobra konuşmama gerekirse, ben sizde bir düşmanlık görüyorum. Sözde Türk’ü savunuyor gözüküyorsunuz, ama Türk Düşmanlığı yapıyorsunuz. Türkü İslam’dan uzaklaştırma çabası. Dinsizleştirme gayreti ve düşmanlığı.

HAMDİ YAZIR MERHUMA HEM İHANET HEM İFTİRA EDİYORSUN SEN!

Sen utanmadan “Yani Arapçı ya da İrancı Müslüman değil, Anadolu Türk Müslümanıyım diyor.” diyorsun Hamdi Yazır merhum için.

Neden? Niçin ve Niye? Müslümanın şucusu, bucusu mu olur ey şeytanın tetikçisi? Alçaklığın hiç gereği yok!

Bu ümmetin evladını kalkıp Yahudinin, Hıristiyanın uydurdukları Müslümanları kamplara ayırma projesinin propagandasına konu mankeni yapmaya utanmıyorsun değil mi?

OKUDUKLARINI TAHRİF ETMEKTEN UTAN MIYORSUN?

Adının başında prof. yazıyor değil mi? Ancak hem İslam düşmanlığı, hem Arap düşmanlığı hem de Türk düşmanlığı yapmak için iktibas ettiğin yazıları bile tahrif etmeye utanmamışsın.

Unutma ki, her Nemrud’un karşısında bir İbrahim vardır. Yine her Allah düşmanının karşısında bir Çapanoğlu var. Yani ben.

İşte senin güya Hamdi Yazır merhumdan iktibas ettiklerin:

Ben halis Anadolulu öz Oğuz, Yazır Türkü’yüm. On beş yaşında İstanbul’a geldim. Ne Arabistan’a gittim ne Türkistan’a. Ne İran’ı gördüm ne Frengistan’ı. Öğrendiğimi bu vatanda öğrendim. Yazır’ın Kayı, Kınık, Bayındır, Eymir, Avşar gibi büyük Oğuz kabilelerinden biri olduğunu da Divan-ı Lügati’t-Türk’ten öğrendim. İran’da çıkan yünden, Avrupa’da bükülen ipten, Türk tezgâhında dokunan halıyı Türk malı tanıdım. Bir binanın mimarisi Türk olmak için bütün kerestesi yerli olması lâzım değildir diye işittim. Afrika madenlerinden çıkmış altının üzerinde bir Türk sikkesi gördüğüm zaman ona Afrika’nın değil, bizim altınımız dedim.”

Hamdi Yazır’ın yazdıkları:

“Ben halis Anadolulu öz, Oğuz, Yazır Türküyüm: On beş yaşımda İstanbul’a geldim, ne Arabistana gittim ne Türkistana. Ne İranı gördüm ne Frenkistanı. Öğrendiğimi bu vatanda öğrendim. Yazırın Kayı, Kınık, Bayınır, Eymir, Avşar gibi büyük Oğuz kabilelerinden biri olduğunu da Arabça’dan: “Divan Lûgatittürk”ten öğrendim. İran’da çıkan yünden, Avrupa’da bükülen ipten, Türk dezgâhında dokunan halıyı Türk mal tanıdm. Bir binann mi’marîsi Türk olmak için bütün kerestesi yerli olması lazım değildir diye işittim. Afrika ma’denlerinden çıkmış bir altının üzerinde bir Türk sikkesi gördüğüm zaman ona Afrikalının değil, bizim altınmız dedim.”

Bu sözlerini bilerek veya bilmeyerek çok yanlış tevil etmişsin. Tek kelimeyle hiç bir yere ve ülkeye özentim olmadı diyor. Her önüme sürülen kelimeyi alıp kitap yazmadım diyor. Batıcılık uğruna, sözde medeniyet uğruna din ve kalemimi satmadım diyor.

Utanmadın mı bu tahrifi yapmaya? Yazıdan attığın “Arapça’dankelimesi ile düşmanlığının ne kadar büyük olduğunu da görmüş olduk. Tabii bir şey daha gördük. Alıntıda bu kelime yerinde dursaydı:

  1. Hamdi Yazır’ı ırkçı gösteremeyecektin.
  2. Türk düşmanlığı yapamayacaktın.
  3. Arap düşmanlığı yapamayacaktın.
  4. Arapça düşmanlığı yapamayacaktın.
  5. En önemlisi de İSLAM DÜŞMANLIĞI yapamayacaktın.

Cümlenin tam orta yerinden bir kelime atarak Hamdi Yazır’ın yazlarını katledecek kadar bir ruh yapısına sahip olman anlayana çok şey anlatıyor. İlim katilliğinin gerçekte insanlık katilliği olduğunu senin tahriflerinle bir kez daha gördük.

MÜSLÜMANIN IRKI VARDIR, AMA IRKÇILIĞI YOKTUR!

Geçen bir asırdaki oyunu yeniden köpürtmekten vazgeçmen için ne istediğini söyle. Para, mal, şöhret, servet?.. Ne istersin ha?

Unutma ki, bir milletin ırkının olması doğaldır. Ancak kimse ırkçı olamaz. Senin derdin Türk milletini ırkçı yapmak. Irk başkadır, ırkçılık başka.

Ben dünyanın her yerinde, her milletin insanlarına karşı “Türküm!” demekten ne utandım, ne de bunu suç sayarlar diye düşündüm. Sen neyi kaşıyorsun?

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat 13)

Rasûlullah (s.a.v.) ise şöyle buyurdu:

Ey insanlar! Şunu iyi biliniz ki Rabbiniz birdir, babanız birdir. Arab’ın başka ırka, başka ırkın Arab’a, beyazın siyaha, siyahın beyaza, dindarlık ve ahlâk üstünlüğü dışında bir üstünlüğü yoktur. Dinleyin! Bu ilâhî gerçeği size tebliğ ettim mi, bildirdim mi?” Hep birden “Evet” dediler. “Öyleyse burada olanlar olmayanlara bildirsin.” buyurdu. (Müsned, 5/411)

Bir insan ırkını bilir ve ondan utanmaz. Fakat asla ırkçılık yapamaz. Üstünlük ancak Allah’a imanın neticesi kazanılan takvadır. Yani iman ve amelin sağlamlığıdır.

NASIL IRKÇILIK YAPIYORLAR?

Allah Teâlâ tarafından lanetlenen Yahudi, kendisini “Seçilmiş millet!” sayar ve dünyanın kendisine ait olduğunu savunur. Hatta 7 milyar insanı katledip dünyanın nüfusunu 500 milyona indirmek ister. Yahudi Dünya Hakimiyeti Devletini kurmak ve bütün insanları esir almak ister.

İngilizler kendilerini dünyanın bir numaralı insanları kabul ederler. Kendilerini birinci sıraya yazarlar. İki sırayı boş bırakırlar ve Fransızları 3. sıraya koyarlar.

Almanlar başka bir havada, diğerleri başka havadalar…

Müslüman bir ümmettir. Beyazı, siyahı ve sarısı ile bir ümmet. Arabı, Türkü Acemi ve öteki ırklarıyla bir ümmettir. Bizi yücelten imanımızdır, ırkımız değil. Irkımız beden, imanımız da rengimizdir.

Bizler, Türk olmakla öğünen, ama ırkçılığı Allah’ın yasakladığını bilen insanlarız.

Anladın mı mankurt Çetin?

TÜRKÇÜLÜK YAPAN, AMA TÜRKE MANKURT DİYEN ALÇAKTIR?

Sözde Türk’ü savunuyorsun. Fakat adi bir Türk düşmanısın. Bunu çekinmeden söyleyebilirim.

İşte bu millete yaptığın hakaret ve alçakça saldırılardan bazıları:

“Elmalılı’nın bu milliyet ruh ve şuuru bugünkü Türk gençliğine ve özellikle İslamcı geçinen milliyetsiz mankurt Türklere çok lazım.” ( Elmalılı Hamdi Yazır’dan milliyetçilik dersi, 26.06.2015)

Ne demek şu “…İslamcı geçinen milliyetsiz mankurt Türklere çok lazım.” sözü?

Esas olan omurga, Türk milletidir. Türk milleti, vatanını gerektiğinde mankurtlaşmış veya Türk gibi görünerek Türk’ü silme eşkıyalığına soyunmuş ve bu amaçla sinsi şekilde Türk’ün başına idareci olmuş kendi yöneticilerine karşı da korur. (Vatanseverlik şöyle bir şey, 07.09.2015)

Son yıllarda tek ortak noktaları Türk düşmanlığı olan, kendilerini Türk kabul etmeyen mankurt Türkler, bazı İslamcılar, liberaller, Komünistler, PKK’lı ve PKK seviciler Atatürk’e karşı yoğun bir düşmanlık kampanyası yürütüyorlar.” (Atatürk düşmanlığının arka planı, 08.09.2015)

Her bir yazında aynı alçaklık. Aynı düşmanlık.

Eğer sen gerçekten iyi bir iş yapmak istiyorsan, şu 5816 sayılı kanunu kaldır, işte o zaman her şeyi konuşalım.

Atatürk’ün kendi dilinden, kendisinin hangi millete ait olduğunu bütün dünyaya ispat edecek bizde koç gibi gençler var.

Müslümanın mukaddesatına, Peygamberin milletine, Türk milletine düşmanlık yaptığın için sana senin küfürlerini iade ettim.

Sen bir edebiyatçı olduğun, hiçbir dini eğitimin olmadığı halde bir de ARAPÇA-TÜRKÇE lügat yazmışsın. Ne iş?

Sana “Sen, “mankurt” ilan ettiğin o Türk Milleti’nin sırtında yürüyen en aşağılık insansın!” diyenler yanlış bir söz etmiş sayılırlar mı acaba? Hiç sanmam!

Muhammed Mücahid Okcu
www.muhammedmucahid.com

NOT:

Prof Dr. Nurullah Çetin, Haydar Baş’ın paçavrasında 26.06.2015 tarihinde “Elmalılı Hamdi Yazır’dan milliyetçilik dersi” başlıklı bir yazı kaleme almış. İmam Hatip Lisesi’nden aynı dönemde mezun olduğumuz bir arkadaşım da, sanıyorum başlığın içindeki “Milliyetçilik Dersi” bölümüne istinaden grupta paylaştı. Daha başlığı okur okumaz, bunda arkadaşımın sezemediği bir hinlik olduğunu sezdim ve tabii kafatasım yerinden fırladı. İşte bu yazı bu şekilde ortaya çıktı.

Bir taraftan arkadaşıma üzülüp, paylaştığı yazıya kızarken diğer taraftan da beni bu küfür, iftira ve inkar dolu yazıdan haberdar ettiği için defalarca teşekkür ettim. Arkadaş ve dostlarımın bazı çirkin ve tehlikeli bulduğum paylaşımları yapmalarına ilk etapta kızsam da, sonunda bunu onlara Allah Teâlâ’nın beni kötülükler dolu yazılardan haberdar etmek için yaptırdığını anladığım an onlara müteşekkür oluyorum.