Yazılar

Çok mu acıtıyoruz?(1)

Bülent Ecevit’in azınlık hükümeti kurduğu dönemdi. Bir dostuma, “Ecevit hükümeti domuz eti ve yağının ithaline izin verdi. Ben artık aldığım ekmeğin bile domuz eti ve yağı ihtiva edip etmediğini soracağım” dedim. Yan taraftan bizi dinleyen, tipine baktığınız zaman beyefendi sanacağınız bir zat başladı saldırmaya. Elinden gelse yüzlerce insanın ortasında beni yiyecek.
Ne vatan hainliğimiz kaldı, ne devlete hakaret etmişliğimiz. Küfrün bini de bir paraya...
Elin oğlu yapacağını yapacak, ama ben onun yaptıklarını kimseye açıklayamayacağım. Yasak!..
Niye senin alnında müslüman yazıyor. Sen bunu dersin de, devlete karşı olmuş olmaz mısın?
Adamlar kalkıp yönetmelik yapacak.. Bu resmi gazetede yayınlanacak.. Yüzde doksandokuzu müslüman olan bu millete duyuracak.. İthalatcılar balıklamacasına bu işin ortasına atlayıp, dış dünyada ne kadar domuz eti ve yağı varsa, toplayıp ülkeye sokacaklar. Bunlar vatan haini ve devlet düşmanı olmayacaklar.
Ancak ben bir dostuma; “Artık bundan sonra ekmek bile alsam, domuz eti ve yağı ihtiva edip etmediğini soracağım” diye anlattığım zaman vatan haini ve devlet düşmanı olacağım.
Hani şu kurt kuzu hikayesi...
Kartel medyası emekli bir generale etek giydirip onu ve temsil ettiği orduyu yerden yere vuracak, ama ne dava edilecekler, ne ordu düşmanı, ne de vatan haini ve devlet düşmanı sayılacaklar. Ancak ben yanlış yapanları, yaptıkları ile asker ve milleti karşı karşıya getirdikleri için uyarıp, gerekirse bunu yapanlar yargılanmalı dersem dünyanın en kötü adamı ilan edileceğim. Asker düşmanlığından kodesi bile boylayacağım. Beni ordu düşmanı, vatan haini ve devlet düşmanı sayılacaklar.
Şu beyaz adam ve zenci ayırımı...
Eşitlik, demokrasi, hürriyet, laiklik, gibi kavramlar dilden dile dolaştırılacak, ama bu kavramlarla anlatılanlar asla bizim mahalleye ayak basmayacak. Ben “...Bize de yer yokmu ki, özgürlük sofrasında” diye sorduğum zaman, 40 bin kişinin ve ekonominin katilinden, kaçakçılığın ve uyuşturucunun taciri olan adamlardan daha tehlikeli ilan edileceğim. Efendiler, vermeden isteme cesaretim onları hem korkuttuğu, hem de rahatlarını bozduğu için başıma gelmedik kalmayacak.
Hani şu “sakıncalı piyade” meselesi...
Ben askerlik yapacağım... Vergi ödeyeceğim... Savaş anında ilk ölen ben olacağım. Fakat benim sırtımdan beslenen kişi ve kurumların yaptıklarını ne araştırabileceğim, ne de yanlış yapanların hesaba çekilmelerini talep edebileceğim. Çünkü benim yetkim ve hakkım ancak çalışmak ve efendilerin karınlarını doyurmak.
Efendiler ve köleler meselesi...
Birileri dünyanın en büyük kapazeliklerini yapacaklar. İnsanların onur ve hayatı ile oynayabilecekler. Aklın ve hayalin almayacağı yasaklar icad edebilecekler. Emir ve yasaklarına uymayanları köpeklerle aynı muameleye tabi tutabilecekler.
Hani şu “Başörtülüler ve köpekler giremez” talimatı.
Müslüman mahallesinde aklını ve fikrini ekmek niyetine karnına indirmiş insanlar, mahlukat-ı hayvaniyeyi kıskandırıcasına açılıp saçılabilecekler. Benin anam, bacım, eşim ve kızım tesettürlü kalmak istediği için her türlü işkenceye tabi tutulacaklar. Afedersiniz! Bir erkeğin kıçındaki donunun rengi bile tehlike delili sayılacak. İrtica(!) hortlayacak...
Namuslu kalmanın suç unsuru oluşturması... Ya da namussuzların namusluların yanında aşağılık kompleksine kapılması olayı...
Bari şunun bir adını koysalar, iyi olur diyorum. Bizler, dayatmacılara kul muyuz, köle miyiz, yoksa esir mi? Açıklasınlar istiyorum. Bu şekilde kendimizi ve yerimizi tanımış oluruz.
Efendiler!
Hadi yapın şu sınıflamayı da bizi rahatlatın. Bu bize büyük bir iyiliğiniz olur.
Hadi bizden bunu esirgemeyin!..
Selam ve dua ile.