“Yüz sene sonra yeryüzünde kimse kalmayacak” sözü hadis mi?

yuz-sene-sonra-yeryuzunde-kimse-kalmayacak-sozu-hadis-mi-800x401

Yine tahrif. Yine iftira. Yine inkar ve ihanet. Anlaşılan bu Kur’an ve Sünnet İnkarcıları asla durmayacaklar. Bize de tek çare olarak Kur’an-ı Kerim’in Maide Suresi 33., Bakara Suresi 193., Enfal Suresi 39. Ayeti ve diğer ilgili ayetlerin emirlerini çalıştırıp gereğini yapmak kalacak. Hiçbir ihanetin bu dünyada da karşılıksız kalmayacağını onların da bilmeleri gerekiyor.

İŞTE TAHRİF VE İHANETİN DELİLİ

“Yüz sene sonra yeryüzünde kimse kalmayacak.” [5029-Müslim-Tirmizî-Buhari-Ebu Davud] Bkz. Kur’an-31/34 46/9

Hadis diye verdikleri cümle bu. Parantez içerisinde hadisin Kütüb-i Sitte’deki numarası ve bulunduğu hadis kitapları yer alıyor. Bir de hadisin sözde ters düştüğü ayetlerin numaraları verilmiş. Sözde diyorum çünkü burada büyük bir ihanet var. Bunlar hadislere ne kadar düşmansa, ayetlere de o kadar düşmandırlar. İlerleyen satırlarda bunu açıklamaya çalışacağız.

HADİSİN GERÇEK VE TAM METNİ

(5029)- Ebu’z-Zübeyr, Hz. Cabir (radıyallahu anh)’den naklediyor: “Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Bugün doğmuş (canlı olan) hiçbir nefis yoktur ki, yüz sene sonra ölmemiş olsun.” (Ravi der ki): “Bununla ömrün kısalması kastedilmiştir.”(1)

Herkes elini vicdanına koysun ve söylesin. Yukarıda hadis diye bize yutturulmaya çalıştıkları zırva ile bu hadisin arasında bir alaka var mı? Metin olarak da, mana olarak da hiçbir alaka yok!

DİĞER HADİSLERDEN BAZILARI

2251- Abdurrahman b. Ömer (r.a.)’den rivâyet edilmiştir. Dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), hayatının son günlerinde bir gece bize yatsı namazını kıldırdı ve selam verince şöyle buyurdu: “Şu gecenizi görüyormusunuz? Bundan yüz sene sonra bugün şu toprağın üzerinde olanlardan hiç kimse hayatta kalmayacaktır.” İbn Ömer diyor ki: İnsanlar yüz seneye dair bu hadisleri rivâyet ederlerken Rasûlullah (s.a.v.)’in bu sözü hakkında yanlış yorumlara düştüler. Halbuki Rasûlullah (s.a.v.) bu hadisinde sahabe asrının sona ereceğini söylemek istemiştir.”(2)

Tirmizî: Bu hadis sahihtir.(3)

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süley­man b. Hayyan, Dâvud’dan, o da Ebû Nadra’dan, o da Ebû Saîd’den nak­len rivayet etti. (Şöyle demiş).: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Tebûk’den dönünce kendisine kıyameti sordular. Bunun üzerine Rasûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

“Yüz sene gelmez ki, yeryüzünde bugün doğmuş bir nefis kalmış ol­sun!” buyurdular.

(…) Câbir b. Abdillah, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den naklen rivayet etti ki, bunu vefatından bir ay önce yahut o civarda söylemiş:

«Bugün doğmuş hiç bir nefis yoktur ki : Üzerine yüz sene gelsin de, o gün sağ bulunsun!» buyurmuşlar.

Sikâye sahibi Abdurrahman’dan dahi Câbir b. Abdillah’dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den naklen bu hadîsin mislini rivayet olunmuştur.

Abdurrahman bunu ömrün kısalması dîye tefsir etmiştir.

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süleyman b. Hayyan, Dâvud’dan, o da Ebû Nadra’dan, o da Ebû Saîd’den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Tebûk’den dönünce kendisine kıyameti sordular. Bunun üzerine Rasûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

“Yüz sene gelmez ki, yeryüzünde bugün doğmuş bir nefis kalmış olsun!” buyurdular.

220- (2538) Bana İshâk b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebu’I-Velid haber verdi. (Dedi ki): Bize Ebû Avâne H’usayn’dan, o da Sâlim’-den, o da Câfeir b. Abdillah’dan naklen haber verdi. (Şöyle demiş): Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

“Doğmuş hiç bir nefis yoktur kî, yüz seneye erişsin!” buyurdular.

Salim demiş ki: Biz bunu onun yanında müzakere ettik. Bu ancak o gün yaratılmış her nefistir.

Abdullah b. Ömer rivayetini Buhârî “Kitâbu’l-İıim” ile “Kitâbu’s-Salât”da tahric etmiştir.

Hadîsin rivayetleri birbirini tefsir etmektedir. Bu rivayetlerden maksad, o akşam doğan bir çocuğun yüz seneden fazla yaşamıyacağını beyândır. Daha sonra doğan bir çocuğun yüz seneden fazla yaşayıp yaşamayacağına dâir söz yoktur.

Menlûse: Yaratılmış, doğmuş demektir. Bu kayıt meleklerle cinlere şâmil değildir.

Bâzıları: “Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu hadîsle ümmetinin ömürleri kısa olacağını anlatmak istemiştir” demişlerdir,

Hızır (Aleyhisselâm)m vefat ettiğini söyleyenler bu hadîslerle istidlal etmişlerdir. Cumhura göre Hızır (Aleyhisselâm) sağdır. Onlar bu hadîsleri te’vil ederek Hızır (Aleyhisselâm)hn o gün su üzerinde olduğunu yahut hadîsin umumundan tahsis edildiğini söylemişlerdir.

Kirmanı hadîsin umumunda Hz. İsâ ile İb1îs’in dahil olup olmadığı hususunda suâl açmış, cevabını da vermiş ise de, Allâme Aynî bu suâl ve cevapları yersiz bularak şunları söylemiştir: “Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in yeryüzünde yaşayanlardan muradı ümmetidir. Karineler buna delâlet etmektedir. Yeryüzünde yaşayan müslüman, kâfir bütün insanlar onun ümmetidir. Müslümanlar ümmet-i icabeti, kâfirlerse ümmet-i davetidir. İsâ ile Hızır (Aleyhisselâm) ümmetden sayılmazlar. Şeytana gelince: O âdemoğullarından değildir.”

Bu rivayetler dahî Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in Peygamberliğine delâlet eden mucizeyi tazammun etmektedir.”(4)

İNKARCILARIN İHANETİNİ ÇÜRÜTEN HADİS

(2538) Bana Harun b. Abdillah ile Haccac b. Şâir rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Haccâc b, Muhammed rivayet etti. (Dedi ki): İbnü Cürayc şunu söyledi: Bana Ebû’z-Zübeyr haber verdi ki, Câbir b. Abdillah’ı şöyle derken işitmiş: Ben ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’i vefatından bir ay önce:

«Siz bana kıyameti mi soruyorsunuz? Onun ilmi ancak Allah indindedir. Allah’a yemin ederim! Yeryüzünde doğmuş hiç bir nefis yoktur ki, üzerine yüz sene gelsin!» buyururken işittim.

Rasullullah (s.a.v.)’i adeta yalancılıkla suçlayan, Hadisleri Kur’an-ı Kerim ile çarpıştıran, her hal, hareket ve yaptıkları ihanetlerle İslam Düşmanları’na çalıştıkları ayan beyan ortada olan mahlukların yine yalancı oldukları ortaya çıktı.

Bazı hadisleri anlamamaları normal. Ancak ihanetlerine delil kabul ettikleri hadis ve bu hadis okuma yazma bilmeyen kimselere okusanız bile anlayabilecekleri hadislerdir. Bunlar bu hadisleri anlayamadıkları için değil, sırf Allah ve O’nun Rasûlü olan Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e düşmanlık için tahrif, inkar ve ihnet için çarpıtmışlardır.

“İçinde bulunduğunuz bu gece var ya; işte bundan tam yüz yıl sonra şu anda yeryüzünde mevcut olanlardan tek canlı kalmayacaktır.”(5)

Hz. Peygamber (s.a.v.) bu hususa vurgu yaparak ümmetinden olan fertlerin ömrünün çok kısa olduğuna dikkat çekmiş, dolayısıyla zamanı israf etmeden ahirete hazırlık yapmalarının gereğine işaret etmiştir.

Hadisten “bundan sonra doğan hiç kimsenin yüzyıl yaşayamayacağı” manası çıkarılmamalıdır. Bilakis, hadis-i şerifin ifadesi, “o geceden önce doğmuş olanlar -o anda kaç yaşında olursa olsunlar- o geceden itibaren yüzyıl geçtikten sonra hayatta kalmayacakları” şeklinde değerlendirilmelidir.(bk. İbn Hacer, ilgili hadisin şerhi).

Ebû’t Tufeyl isimli sahabinin, “Rasûlü Ekrem’e yetişenlerden benim dışımda kimse kalmadı” dediği rivayet edilir.”(6)

Beyhakî Delâil’de (6/501) derki: Ebu’t Tufeyl Uhut harbi yılı doğdu. Hicretten yüz yıl sonra öldü. (Bunun Efendimiz’in vefatından yüz sene sonra olduğu da söylenir) Böylece Onun ölümü Efendimiz (sav)’in haber verdiği tarihten itibaren 100 yıl geçtikten sonra olmuş oluyor. Yine Beyhakî’nin İmam Ahmed b. Hanbel’den nakline göre bizzat Ebu’t Tufeyl Velîd b. Abdillah b. Cümey’a kendinin Uhut yılı doğup Rasûlüllah (asv)’ın sekiz yıllık hayatına yetiştiğini anlatır.

Ebu’t Tufeyl, Zehebî’nin Siyer-i Alamün Nübelâsında 3/467 bildirdiğine göre asıl adı Âmir b. Vasile el-Leysîdir. En son ölen sahabe budur. Dört kadar hadisi bize ulaşmıştır.”

HADİSİN AYKIRI OLDUĞU İDDİA EDİLEN AYETLER

“Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (herşeyden) hakkıyla haberdar olandır.” (31 Lokman 34)

“De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sâdece bana vahyedilene uyarım. Ben sâdece apaçık bir uyarıcıyım.” (46 Ahkaf 9)

HADİSİ “100 SENE SONRA KIYAMET KOPACAK” DİYE ANLAMAK CEHALETTİR

Bu iki ayetin bu hadis ile bir ilgisi yok. Son peygamberin ümmetinin ömrünün kısa olacağını bildiren bir hadisi 100 yıl sonra kıyamet kopacak diye anlamak, bu hadisin hem Kur’an-ı Kerim’e muhalif olduğunu, hem de uydurma olduğunu iddia etmek kadar büyük bir ihanet tanımıyorum.

Bu kadar akıl yoksunu insanların bu saçmalıklarına iman edip Kur’an ve Sünnet düşmanlığı yapanların insan bile olamayacağını ifade ediyorum.

Halbuki bu konuda gelen tüm hadisler adeta birbirlerini tefsir ediyor. Bu noktada durmuyor, kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah Teâlâ’nın bildiğini ifade ediyor bu hadisler. Gel de, vazifeleri ve emelleri sadece inkar olanlara bunları anlat anlatabilirsen.

BU HADİSLER YALANCILARIN ÖNLERİNE SET ÇEKMİŞTİR

İnkarcılar yine dudak bükecekler, ama bu doğru. Bu başlığın ve biraz aşağıda yapacağımız alıntıların yüzde yüz doğru. Benzeri bir oyunu size aktardığımızda bunu tasdik edeceksiniz.

15 asır sonra hâlâ kendilerini “Seyyid” veya “Şerif” ilan edenler yok mu? Sırf menfaat için başkaları tarafından yine “Seyyid” veya “Şerif” ilan edilenler yok mu? Var! Halbuki, bunlardan büyük çoğunluğunun atalarının Yaahudi, Ermeni, Yunan ve başka ırklardan olduklarını görüyoruz. İstelik, bütünüyle İslam düşmanı olduklarını da biliyoruz. Fakat bunlar “Seyyid” veya “Şerif” oluyorlar nasıl oluyorsa.

Burada ele aldığımız konu ile ilgili hadisler de asırlar sonra bazı yalancıların kalkıp kendilerini “sahabi” ilan etmelerinin önüne geçmiştir. Bunu ben değil ilim otoriteleri söylüyor. Mantık olarak da doğru.

İşte bu konuda söylenenler:

“Bu hadis, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın vefatından yüzlerce yıl sonra ortaya çıkıp, sahabelik iddiasında bulunanların iddialarını reddetmede ciddi bir delil olmuştur.”

Yine Rasûlullah (s.a.v.)’in irtihalinden bir ay önce bu konudaki rivayetlerin yapıldığını okuyoruz.

“Hadisin Müslim’de gelen bir veçhinde, Aleyhissalâtu vesselâm’ın bu  sözü, dar-ı bekaya  irtihallerinden bir ay kadar  önce söylemiş olduğu tasrih edilir.”(7)

ALLAH TEÂLÂ İNKARCILARA BU HADİSİ GÖSTERMEMİŞ!

(5030)- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a: “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sormuştu. Aleyhissalâtu vesselâm bir müddet sükuttan sonra yanında duran Ezd-i Şenûe kabilesine mensup bir çocuğa bakıp:

“Bu delikanlı pir-i fani olmadan önce kıyametiniz kopacaktır!” buyurdular.”

Hz. Enes (radıyallahu anh) der ki: “Çocuk o gün benim akranım idi.”(8)

İslam düşmanları bu hadisi niye göremediler diye düşünüyorum! Görselerdi, bir kaç insanın daha imanını çalmış olurlardı. Ancak yine de mandepsiye basmış olurlardı. Neden mi? İşte cevabı:

ÖLÜM FERDİN KIYAMAETİ, BİLİNEN KIYAMETTE ÂLEMİN KIYAMETİDİR.

Ölüm kişinin kıyametidir. Bundan sonra amel defteri kapanır. Ancak, hayrılı bir evlat, faydalanılan bir ilim ve ümmetin kullanılımına bıraktığı bir eser varsa, müstesna…

“Bu hadiste, Aleyhissalâtu vesselâm, herkesin ölümünü, kendisi için “kıyamet” olarak değerlendirmiş bulunmaktadır. Hadisi, dünyanın eceli olan kıyametten ziyade kendi ecelimiz olan şahsî kıyametimizle ilgilenmeye bir uyarı olarak değerlendirebiliriz. Dünyanın eceli ilm-i İlahîde mahfuzdur, Allah’tan başka kimse bilemez. Ama beşerî ecelimiz, şahsî kıyametimiz, zaman olarak kısmen bellidir. Yarın hususunda bir garanti olmadığına göre, şu veya bu şekilde her an gelebilir. Öyleyse “Kıyamet” hadisesinden insan nefsi bir dehşet alıyor, ibrete meylediyor ise, bu ibreti, her an gelmesi muhtemel olan ecelinden, kopması muhtemel olan şahsî kıyametinden almalıdır. Efendimiz, dünyanın kıyametinden sorulduğu halde şahsî kıyameti zikretmek suretiyle cevap vermekle dikkatleri buna çekmek gereğine uyan bir irşadda bulunmuş olmaktadır.”(9)

EN SON VEFAT EDEN SAHABİ

Burada zikrettiğimiz ve bu konuda bize kadar ulaşan hadisleri en son merhalede Rasûlullah (s.a.v.)’in vefatından sonra son sahabinin vefat tarihi bu hadislerin ispatıdır. Bu yüzden bu hadisler Rasûlullah (s.a.v.)’den sonra en son sahabinin en fazla yaşayacağı tarihi belirlemişlerdir.

Yukarıda kaydettiğimiz sözleri yeniden tekrar edecek olursak:

Hadisten “bundan sonra doğan hiç kimsenin yüzyıl yaşayamayacağı” manası çıkarılmamalıdır. Bilakis, hadis-i şerifin ifadesi, “o geceden önce doğmuş olanlar -o anda kaç yaşında olursa olsunlar- o geceden itibaren yüz yıl geçtikten sonra hayatta kalmayacakları” şeklinde değerlendirilmelidir. (bk. İbn Hacer, ilgili hadisin şerhi).

Ebû’t Tufeyl isimli sahabinin, “Rasûlü Ekrem’e yetişenlerden benim dışımda kimse kalmadı” dediği rivayet edilir.”(6)

Beyhakî Delâil’de (6/501) derki: Ebu’t Tufeyl Uhut harbi yılı doğdu. Hicretten yüz yıl sonra öldü. (Bunun Efendimiz’in vefatından yüz sene sonra olduğu da söylenir) Böylece Onun ölümü Efendimiz (sav)’in haber verdiği tarihten itibaren 100 yıl geçtikten sonra olmuş oluyor. Yine Beyhakî’nin İmam Ahmed b. Hanbel’den nakline göre bizzat Ebu’t Tufeyl Velîd b. Abdillah b. Cümey’a kendinin Uhut yılı doğup Rasûlüllah (asv)’ın sekiz yıllık hayatına yetiştiğini anlatır.

Ebu’t Tufeyl, Zehebî’nin Siyer-i Alamün Nübelâsında 3/467 bildirdiğine göre asıl adı Âmir b. Vasile el-Leysîdir. En son ölen sahabe budur. Dört kadar hadisi bize ulaşmıştır.”

Biz bunu ümmetin ömrünün kısalması olarak anlayabiliriz. Eski ümmetlere baktığımızda bu doğru. Yüz yıl sonra sahabeden hiçbir kimsenin sağ kalmayacağı sonucunu çıkartmak en doğrusu olur. Bugün bile yüzü aşan bir ömre sahip olan insan çok az dünyada.

Halbuki inkarcılar, yüzyıldan fazla yaşayan insanları tartışmıyorlar bizimle. Onlar bu konudaki mevcut hadislerin tamamını “Yüz sene sonra yeryüzünde kimse kalmayacak” diye tahrif ettikten sonra, İslam Dini‘ne indirdikleri baltalara yenisini eklemenin zevkini yaşıyorlar.

İNKARCILAR BİZDEN NE İSTİYORLAR?

Bu insanlar önce sünnetten (hadis) başladılar inkara. Sonra Kur’an-ı Kerim’i tahrif ve inkar ile yollarına devam ettiler. Namaza varıncaya kadar bütün ibadet ve amelleri inkar ettiler. Cinler ve şeytanlar da bu inkardan nasibini aldılar. Nihayet Allah Teâlâ’nın son peygamberi olan Muhammed Mustafa (s.a.v.)’i bile inkar yolunda büyük mesafe katettiler. Sırada ne var?…

Ve bunlar bizden ne istiyorlar? Bilen varsa, lütfen söylesin!

Muhammed Mücahid Okcu
www.muhammedmucahid.com

KAYNAKLAR:

(1) Müslim, Fezâilu’s-Sahabe 218, (2538); Tirmizî, Fiten 64, (2251); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/320.
(2) Ebû Dâvûd, Melahım: 18; Müslim, Fedail-us Sahabe: 53.
(3) Tirmizi, Fitnen, Hadis no: 2251.
(4) Sahih-i Müslim, Sahabenin Faziletleri, 53,
(5) bk. Buharî, İlim, 41; Mevakit, 40).
(6) Müslim 2340; Müsned 5/454; Beyhakî Delâil 6/501; Tirmizî Şemail s.14.
(7) İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/320.
(8) Müslim, Fiten 138, (2953); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/321.
(9) İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/321.