Zinanın Yeni Adı: Arkadaşlık

zinanin-fiilinin-yeni-adi-arkadaslik-400x800

Müsadenizle önce zina ve arkadaş kelimelerinin manalarını açıklayalım. Kadın ile erkeğin arkadaşlığının olup olamayacağının cevaplarını arayalım.

Zina: Evli olmayan, yani aralarında nikah bağı bulunmayan kadın ve erkeğin cinsel ilişkiye girmesidir.

Arkadaş: Aralarında yakınlık, dostluk ve sevgi bulunan kimselerden her biri. Bir yerde veya işte birlikte bulunup belli bir süre berâber olanlardan her biri.

Bugün zina fiili arkadaş kelimesi ile aklanmaya, arkadaş kelimesi de zina çukuruna batırılıp iğfal edilmeye çalışılıyor. Birinin namussuzluğu örtülmeye çalışılırken, bir diğerinin namusu kirletiliyor.

Kadın ve erkeğin arkadaş olamayacağını biliyoruz. Ancak bugün fuhuş ve zinanın her türlüsünü icra eden zanî ve zaniyelerin birlikteliğini “arkadaş” kelimesi ile ifadelendirilmesi lügatlere ihanet değil mi? Zina pisliğini ortadan kaldırılmaya değil, yıkamaya, tertemiz olan “arkadaş” kelimesinin namusunu da kirletmeye kimin hakkı var?

Bu ihanet ile hem zinanın manası yumuşatılıyor hem toplumlar tepkisizleştiriliyor hem de Kur’an ve Sünnet’in hükmü göz, gönül ve beyinlerden siliniyor. Daha açık bir ifadeyle söyleyecek olursak, Allah Teâlâ ve O’nun Rasûlü Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in emirlerine karşı savaş ilan ediliyor.

Kadın ve erkeğin samimiyetinin başkangıçta fuhuş olduğunu, nihayetinde de zinaya yol açacağını herkes biliyor. Bilmeye de mecburuz.

“Oğlumun kız arkadaşı” ve “Kızımın erkek arkadaşı!” cümlelerini duyduğum an cinnet getiriyorum doğrusu.

Ortaokul yıllarımda tanıdığım roman yazarı bir kominist, metres hayatı yaşayanlara yeni bir isim takmıştı. Kadını erkeğin “afto”su olarak tanıtıyordu. Metrese “arkadaş” isminin verildiğini o da biliyordu. Aynen putun adının heykele çevrilmesi gibi.

Zinanın mahiyetinin gizlenmesi, asıl mananın ortadan kaldırılıp haramların alelade hale getirilerek normalleştirilmesi artık bizleri de esir aldı. Tepkisizleştik. Sanırım Allah’ın emirleri göz, gönül ve beynimizden azar azar silinmeye başladı ki, biz de bir tepki yok. Küfre karşı koyma çabası yok. Kafir ile savaşma gayreti yok. Küfürden uzak duruş yok.

Ancak her vazifemizi yerine getirmiş gibi yeryüzünde heybetimizle yürümeye devam ediyoruz. Rakibinin sırtını yere getirmiş edası var yüzümüzde.

Neden?

FUHUŞA NEDEN ENGEL OLMUYORUZ?

Batı adını verdiğimiz küfür alemi, dünyanın bütün kötülüklerini yaşıyor, yaşatıyor ve yayıyor. Nesillerimizi küfrün potasında eritmek için akla, hayale gelmedik işler yapıyor. Bizleri Allah’a düşman yapmak için her yolu deniyor. Biz de medeniyet(!) adına, ileri görüşlülük(!) adına, çağdaşlılık(!) adına onların bütün kötülüklerine talip oluyoruz. Tamamımız değil ,ama azınsanamayacak oranda küfrün tuzağına kapılmış bu millet.

Niye?

Bunlara engel olmak gerekirken… Küfrü ortadan kaldırmak gerekirken… Kötülüklerin yaşamasına ve insanlarımızın o dinsizlerin tuaklarına kapılmasına izin veriyoruz. Biz mi değiştik, küfür mü damarlarımıza kadar işledi?

Ne oldu bize?

Bizim kavgamız küfürle değil mi? Küfürle savaşmak bizim vazifemiz değil mi? Allah Teâlâ bize küfrü ortadan kaldırmayı emretmedi mi?

Allah Teâlâ bunlarla savaşmayı bize emretti. Fakat biz kafirlerin yolunu takip etmeyi marifet zannetme hatasına düştük.

Nasıl?

zinanin-fiilinin-yeni-adi-arkadaslik-650x350

KÜFRÜN YAŞANTILARINI YAŞAYIŞ VE İNANÇLARINI ÖLÇÜ EDİNMEK

Ben, herhangi bir yer veya ülkede kimin Müslüman, kimin de kafir olduğunu anlayamıyorsam… Kimin emin, kimin de sahtekar olduğunu kavrayamıyorsam… Kimin âbid, kiminde kendisine zulmeden olduğunu kestiremiyorsam… Kimin mazlum, kimin de zalim olduğunu bilemiyorsam, bu sadece benim suçum mu, yoksa toptan bir evrilmenin sancısı mı var ortada?

İnsanların içlerini okuyamadığımız gibi, dış görünüşleri ile de kim ve ne olduklarını bazen anlayamayabiliriz. Ancak bizi birbirimize tanıtan özelliklerimiz ve mekanlarımız da var elbette.

Eskiden bir mevta önlerine geldiğinde, onun Müslüman olup olmadığını anlamak için, “Bu adamı camide namaz kılarken gören var mı? diye sorulur ve ondan sonra gereken yapılırmış. Şimdi adam “Ben dinsizim” diye bağırdığı, Allah’a, peygambere ve dine olmadık sözler ile saldırdığı halde leşini yıkıyor, namazını kılıyor ve Müslüman Mezarlığı’na defnediyoruz tabii.

Neyse geçelim…

Kimse bana laf yetişirmeye kalkmasın, ama insanlarımız yaşantımızın, adetlerimizin ve düşüncelerimizin Allah’ın hükümlerine uyup uymadığını görmeye çalışalım. Yaptıklarımızı Kur’an ve Sünnet süzgecinden geçirelim. Yapmamız gerekirken yapmadıklarımızı bulmaya gayret edelim. Hangi hal ve hareketimizin Kur’an ve Sünnete, hangilerinin de kafirlerin yaşantılarına uygun olup olmadığına bakalım. Kafirleri takip edip etmediğimizi görmeye çalışalım bütün ümmet olarak diyorum.

İşte bizim bugün kafirlerin yaşayışlarını yaşantı ve inançlarını ölçü edindiğimizin işaretleri:

Son peygamber Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e kulak verin lütfen:

Hz Rasûlullah şöyle buyuruyor:

“Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz/ onların inançları ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük bir keler/kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takip edeceksiniz.”

(Hz. Peygamberin gelecekle ilgili bu ürpertici açıklaması üzerine biz sahâbîler) sorduk:

“Ya Rasûlallah! (İzlerini takip edeceğimiz bu topluluklar) Yahudiler ve Hıristiyanlar mı olacak?”

Şöyle buyurdu: “Ya başka kimler olacaktı?” (Buhari, Enbiya 50; Müslim, İlim 6.)

Bu hadis bize bugünümüzü özetliyor. Yaşantımızı, düşüncemizi ve imanımızı yeniden sorgulamaya mecbur olduğumuzu gösteriyor. Yahudi, Hıristiyan ve diğer dinsizlerle ne kadar farklı veya farksız olduğumuzu görmeye çalışmamızı öneriyor. Hangi kötülüğün bunlardan bize geçip geçmediğini not etmemizi gerektiğini söylüyor.

Zina da bütün kötü adetlerini takip ettiğimiz küffardan bize miras değil mi? Onların girmeye çalıştığı bütün kötülük çukurlarına biz de girmeye çalışmıyor muyuz? Onların halleri, yaşantıları, adetleri ve dinleri (hepisi batıl olan dinleri) bize güzel gözükmüyor mu?

ZEYTİNBURNU’NDA ZİNA OLAN ŞEY BEYOĞLU’NDA AŞK OLUNCA…

Eskiden, yani bundan otuz kadar yıl önce şöyle bir cümle kuruyorduk. “Zeytinburnu’nda zina olan kadın erkek birlikteliği, Beyoğlu’nda aşk oldu.”

İnsanların Allah’ın haram kıldığı nikahsız yaşamaya özendirilişini böyle ifade etmeye çalışıyorduk. Bunun sebepleri vardı.

Adına sanatçı denilen Allah Düşmanları, entel geçinenler ve kalburüstü kabul edilen insanlar bize bu dinsizliği de normal olarak göstermeye çalışıyorlardı. O alçaklar bizim insanlarımızı dinsiz yapmak için ellerinden geleni yaptılar/yapıyorlar.

İnsanlarımızı fuhuşa alıştıran ve fuhuş sermayesi yapan birileri daha vardı: Manukyan ve hempaları. Onlar da ihanetlerine devam ediyorlar.

Milletin elli yılını çalan Süleyman Demirel’in deyimiyle yüzde doksan dokuz onda dokuzu Müslüman olan Türkiye’de Fuhuş Yuvaları kuruldu Allah Düşmanları tarafından. Müslüman bir ülkede bu nasıl yapılırdı? Cesareti nereden aldılar? Bizler susarak onları cesaretlendirmedik mi?

Ve sermaye olarak da bu milletin evlatları sokuldu oralara. Zaniler ve zaniyeler türetildi. Ümmetin kadını orta malı yapıldı, erkeği zinaya alıştırıldı. Hem maddi hem de manevi olarak sömürüldüler. Yani kadını da, erkeği de kullanıldı.

Bu çirkeflik de bağrımızda ur gibi büyüdü. Hâlâ bizde bir kıpırdama, sesimizi yükseltme ve karşı durma hareketi gözükmüyor.

Neden acaba?

zinanin-fiilinin-yeni-adi-arkadaslik-650x365

ZİNA NEDİR NE DEĞİLDİR

İnsanın yedi azası fuhuş yapar ve bundan sonra da zina ortaya çıkar. Gözler, burun, eller, ayaklar, ağız, dil ve kulağın fuhuşu kadın ve erkeğizinasına götürür.

Allah’ın “Yaklaşmayın!” buyurduğu zina gerçeğini bir de Rasûlullah (s.a.v.)’in dilinden duymak bizlere bir şeyleri hatırlatacak mı acaba?

İşte sonu zina ile biten ve fuhuş yapan azalarımız:

Sahabeden Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor, Allah Rasulu Sallallahu Aleyhi ve Sellem,

Gözlerin fuhuşu, Hanımın olmayan bir kadına ya da kıza, şehvetle cinsel arzu ile bakmaktır, baktırmaktır.

Burnun fuhuşu hanımın olmayan bir kadını ya da kızı, şehvetle koklamaktır, koklatmaktır.

Ellerin fuhuşu, hanımın olmayan bir kadına ya da kıza, şehvetle dokunmak, dokundurmaktır.

Ayakların fuhuşu, hanımın olmayan bir kadına ya da kıza, şehvetle yürümektir, yürütmektir.

Ağızın fuhuşu, hanımın olmayan bir kadını ya da kızı, şehvetle öpmektir, öptürmektir.

Dilin fuhuşu, hanımın olmayan bir kadını ya da kızı, şehvetle konuşmaktır, konuşturmaktır.

Kulağın fuhuşu, hanımın olmayan bir kadını ya da kızı, şehvetle dinlemektir, dinletmektir.

İnsan nefsi, şehevi arzuları, cinsel arzuları temenni eder, ister.

Avret mahalleri de, onu tasdik eder, zinayı gerçekleştirir, ırzına geçer,” dedi” (Buhari, Hadis No 2132)

Ayrıca zinaya davet eden hal ve hareketler de var. Giyim, kuşam ve diğerleri. Onları ve yukarıda sözünü ettiğimiz fuhuş türlerini anlatan bir sürü hadis-i şerif var.

Bu hadis-i şeriflerden herkes kendisine düşen payı çıkarsın. Bu ülkede yapılmak istenenleri not edelim ve sonuçları bizi yakıp kül etmeden sebepleriyle birlikte bütün kötülükleri ortadan kaldırmaya çalışalım. Bizim çaba sarfettiğimizi gören Allah Teâlâ, bizi muzdarip olduğumuz her kötülükten kurtaracaktır.

KADIN VE ERKEĞİN ARKADAŞLIĞI OLUR MU?

Bugün metres hayatı yaşamanın adını “arkadaşlık” koymuşlar. Metres kelimesi gözlerden ve dillerden kaçırılmış. Lügatlerden ve beyinlerden silinmiş. Böylece zina dimağlardaki manasını kaybeymiş.

Birçok güzel kelimenin kötü adetlerin adlarını temize çıkarmak için kullanıldığına herkes şahit. Ancak biz hâlâ işin vehametini kavrayamıyoruz. Bu yapılanların zamanla beyin, ve kalplerimizde açacağı yaraları göremiyoruz.

Arkadaşlık kelimesinin zina ve fuhuşa ad olarak verilmesi bizi dinden, imandan uzaklaştırma amacını taşımıyor mu? Evlilik akdi yapılmamış kadın ile erkeğin birlikteliğinin ne anlama geldiğini bilmeyen var mı? Tabii ki yok.

EVLİLİK AKDİ YAPMAK ÇOK MU YOR?

Bir erkek ile bir kadın bir araya gelebiliyor ve birlikte olabilmeyi kabullenebiliyorlarsa, karı-koca olmak için evlenmeyi de pekala kabullenebilirler. Allah Teâlâ ve Rasûlullah’ın kabul ve emrettiği şekilde bir birlikteliğe imza atabilirler. Evlenebilir ve bunu da aleme ilan edebilirler.

Bunu yapmak çok mu zor? Niye bu kadar güzel ve basit bir iş dururken, fuhuş ve zinaya davetiye çıkarılıyor ki? Ne diye Kitap ve Sünnet’e muhalif bir tablo çiziliyor ki? Ne diye Allah’a ve Allah’ın Rasûlü’ne savaş açılıyor ki?

Makul bir cevabı olan var mı?

zinanin-yeni-adi-arkadaslik-650x325

KADIN VE ERKEĞİN ARKADAŞLIĞI EŞİTTİR ZİNA

Evlenerek Allah’ın Kitabı ve Peygamber’in de Sünneti’ne göre bir hayat arkadaşlığını kabul etmeyip, metres hayatı yaşayarak zina arkadaşlığı yapanların boyunlarına altın madalya takacak değilim. Elbette yaptıkları çirkin işlerin bir adı ve hesabı olacaktır. O çirkinlikler içerisinde yüzenleri ve bunların yaptıkları din düşmanlıklarını kabullenenleri alkışlayacak halim de yok. İşlenen fiillere uygun tavır takınmam yerinde olur.

Bu zaniler ve zaniyelerin yaptıkları aralarında kalsa, bir çiban veya kanser uru gibi ümmeti ve dünyayı toptan sarıp herkese bulaşmasa, yani kimse yaptıklarından haberdar olmasa, o günah sadec ikisi arasında kalsa, bizim de bu kadar celallenmemize ve ağrı konuşmamıza fırsat kalmaz. Onlar da Allah’a sadece kendi yaptıklarının hesabını verirler. Ancak, onların çirkin amelleri sadece bir tek üçüncü kişiyi bile esir alacak olsa, yine celallenir ve gereğini yaparız. Bütün kötülüklere karşı aynı tavırda olmak zorundayız.

Ümmeti içeriden kemirip yokeden bir amel olan zinaya karşı yumuşak tavırlı olma lüksümüz yok. Öyle ise, erkek ve kadının arkadaşlığı eşittir zina diyebiliriz.

Başkalarını bilmem, amma ben işte böyle haykırıyorum:

Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Bunu biliyoruz. Ya arkadaşlık adı altında veya başka şekillerde yapılan zinanın karşısında susana ve susmaya ne denir?

Benim gibi patavatsızın biri kalkar da bulduğu bir duvara boydan boya kocaman harflerle “ZİNANIN KARŞISINDA SUSMAK P…….LİKTİR” diye yazarsa, ne düşünülür? İnsanlar nasıl bir tavır ortaya koyar?

-. Sahi kaç kişi bu sözlerimin karşısında ağzımı kapamaya kalkar, kaç kişi de beni alkışlar?

-. Kaç kişi bana “Haklısın!” der, kaç kişi de “Sana ne benim yaptıklarımdan?” diye saldırır?

-. Kaç kişi tabessüm eder, kaç kişi de benden şikayetçi olur?

Doğrusu merak etmiyor değilim?

Sözlerimden dolayı şikayeti olan, incinen, hakkına tecavüz ettiğimi düşünen varsa, hemen bir adım ileri çıksın ve konuşsun. Yoksa, kıyamete kadar sussun.

Daha ne diyeyim?

Muhammed Mücahid Okcu

www.muhammedmucahid.com